Üçleme (Triptyque), Günah Çıkarma ve Ayın Saklı Yüzü filmleriyle tanınan ve aslen tiyatro yazarı olan Robert Lepage’ın toplamda dokuz saatlik Lipsynch oyunundan uyarlanmış bir film. Yönetmen koltuğunda Lepage ile birlikte genç yönetmen Pedro Pires bulunuyor.

Film tam da adı gibi üç bölümden oluşuyor.  Edebiyat tutkunu ve akıl hastanesinden yeni çıkan Michelle, onun caz vokalisti olan kardeşi Marie ve Marie’yi beynindeki tümör sebebiyle ameliyat eden daha sonra da sevgili oldukları Thomas. Tiyatronun orijinal metnindeki dokuz karakterden bu üçü kendi aralarında bir ilişki kurdurularak filme aktarılmış. Film belirli kırılma noktaları içermesine rağmen ağırlıklı olarak konuyu, olaydan ziyade durum üzerinden ele alıyor.

Kurgunun keskin bir şekilde üçe bölünmüş olmasına rağmen her bir karakter diğer bölümlerle de ilişki içinde. Her bir karaktere bir bölüm ayrılmış olsa da temel konu Marie üzerinden gidiyor. Nihayetinde Marie aktarılan hikayede diğer iki karakterin ortak paydasını oluşturuyor. Bu sebeple de son bölüm olan Marie’nin bölümü diğer ikisine göre oldukça uzun.

Film ağırlıklı olarak yüksek diyaframlı yakın çekimlerden oluşuyor ayrıca genel açılar ve ağırlıklı olmak üzere geniş şehir planlarında oldukça dikkat çeken bir odak keskinsizliği mevcut. Özelliklede filme hakim olan yoğun karanlık ve kahverengi tonları da ele aldığımızda  filmin anlatılan karakterlerin iç dünyasına olan derinlemesine bakışı ve bu bakışın dışında kalan gerçek fakat bize uzak ve yabancı dış dünyanın ayrımı oldukça etkileyici bir şekilde sunuluyor.

Filmin geneline hakim olan dingin ve kendine özgü karamsar atmosferi maalesef birkaç sahnede tüm filmle ters düşecek seviyede anlamsız bir romantik film klişelerine yöneliyor. Filmin iki tane yönetmeninin olması ve kendi içinde böylesine büyük ve beklenmedik bir tutarsızlığın olması bizlere bir “acaba?” dedirtmiyor değil doğrusu.

Filmin, Michelle’in anlatıldığı ilk bölümü gerçekten de çok iyi fakat diğer bölümlerle birlikte beklenti gittikçe düşüyor ve filmin sonuna geldiğimizde Marie’nin kendi özüne dair olan çabaları çokta umursanmamaya başlanıyor. Elbette filmin odağının Marie olduğu düşünüldüğünde ilginç bir şekilde film, yan hikaye olarak düşünülen ama belli ki beklenildiğinden çok daha iyi iş çıkaran ilk bölümün yanında fazlasıyla sönük kalıyor.

Üçleme bittiğinde ne Michelle ile Marie’nin arasındaki kardeşlik bağına tam olarak inanabiliyoruz ne de Thomas ile Marie’nin birlikteliğine. Bu açıdan film fazlasıyla bir odak problemi yaşıyor. Çünkü film boyunca bazen geçmişe gidip bir şeyler öğrenir gibi oluyoruz ama sonra bir anda günümüze gelip ani gelişen olaylara odaklanıyoruz sonra iç meseleler derken sonunda hiç biri tam olarak hakkıyla işlenemeden kalmış oluyor maalesef. Fakat özellikle karakterlerin anlık ruhsal değişimlerinin olduğu sahneler öylesine müthiş bir şekilde aktarılıyor ki filmin sonunu merak etmemenize rağmen yine de izlemeye devam ediyorsunuz.

Film yaşadığı bu kararsızlıkla birlikte maalesef yer yer oldukça başarılı işlenmiş bazı konuları gözden kaçırıyor. O yüzden genele baktığımızda ortaya ayrı ayrı çok güzel bir şekilde tamamlanmış ufak bölümlerden oluşan tamamlanamamış bir tablo çıkıyor. 

Üçleme (Triptyque), Günah Çıkarma ve Ayın Saklı Yüzü filmleriyle tanınan ve aslen tiyatro yazarı olan Robert Lepage’ın toplamda dokuz saatlik Lipsynch oyunundan uyarlanmış bir film. Yönetmen koltuğunda Lepage ile birlikte genç yönetmen Pedro Pires bulunuyor. Film tam da adı gibi üç bölümden oluşuyor.  Edebiyat tutkunu ve akıl hastanesinden yeni çıkan Michelle, onun caz vokalisti olan kardeşi Marie ve Marie’yi beynindeki tümör sebebiyle ameliyat eden daha sonra da sevgili oldukları Thomas. Tiyatronun orijinal metnindeki dokuz karakterden bu üçü kendi aralarında bir ilişki kurdurularak filme aktarılmış. Film belirli kırılma noktaları içermesine rağmen ağırlıklı olarak konuyu, olaydan ziyade durum üzerinden ele alıyor. Kurgunun keskin bir şekilde üçe bölünmüş olmasına rağmen her bir karakter diğer bölümlerle de ilişki içinde. Her bir karaktere bir bölüm ayrılmış olsa da temel konu Marie üzerinden gidiyor. Nihayetinde Marie aktarılan hikayede diğer iki karakterin ortak paydasını oluşturuyor. Bu sebeple de son bölüm olan Marie’nin bölümü diğer ikisine göre oldukça uzun. Film ağırlıklı olarak yüksek diyaframlı yakın çekimlerden oluşuyor ayrıca genel açılar ve ağırlıklı olmak üzere geniş şehir planlarında oldukça dikkat çeken bir odak keskinsizliği mevcut. Özelliklede filme hakim olan yoğun karanlık ve kahverengi tonları da ele aldığımızda  filmin anlatılan karakterlerin iç dünyasına olan derinlemesine bakışı ve bu bakışın dışında kalan gerçek fakat bize uzak ve yabancı dış dünyanın ayrımı oldukça etkileyici bir şekilde sunuluyor. Filmin geneline hakim olan dingin ve kendine özgü karamsar atmosferi maalesef birkaç sahnede tüm filmle ters düşecek seviyede anlamsız bir romantik film klişelerine yöneliyor. Filmin iki tane yönetmeninin olması ve kendi içinde böylesine büyük ve beklenmedik bir tutarsızlığın olması bizlere bir “acaba?” dedirtmiyor değil doğrusu. Filmin, Michelle’in anlatıldığı ilk bölümü gerçekten de çok iyi fakat diğer bölümlerle birlikte beklenti gittikçe düşüyor ve filmin sonuna geldiğimizde Marie’nin kendi özüne dair olan çabaları çokta umursanmamaya başlanıyor. Elbette filmin odağının Marie olduğu düşünüldüğünde ilginç bir şekilde film, yan hikaye olarak düşünülen ama belli ki beklenildiğinden çok daha iyi iş çıkaran ilk bölümün yanında fazlasıyla sönük kalıyor. Üçleme bittiğinde ne Michelle ile Marie’nin arasındaki kardeşlik bağına tam olarak inanabiliyoruz ne de Thomas ile Marie’nin birlikteliğine. Bu açıdan film fazlasıyla bir odak problemi yaşıyor. Çünkü film boyunca bazen geçmişe gidip bir şeyler öğrenir gibi oluyoruz ama sonra bir anda günümüze gelip ani gelişen olaylara odaklanıyoruz sonra iç meseleler derken sonunda hiç biri tam olarak hakkıyla işlenemeden kalmış oluyor maalesef. Fakat özellikle karakterlerin anlık ruhsal değişimlerinin olduğu sahneler öylesine müthiş bir şekilde aktarılıyor ki filmin sonunu merak etmemenize rağmen yine de izlemeye devam ediyorsunuz. Film yaşadığı bu kararsızlıkla birlikte maalesef yer yer oldukça başarılı işlenmiş bazı konuları gözden kaçırıyor. O yüzden genele baktığımızda ortaya ayrı ayrı çok güzel bir şekilde tamamlanmış ufak bölümlerden oluşan tamamlanamamış bir tablo çıkıyor. 
Puan - 65 / 100

6.5

Film genele baktığımızda ortaya ayrı ayrı çok güzel bir şekilde tamamlanmış ufak bölümlerden oluşan tamamlanamamış bir tablo sunuyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
7
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi