2014 yılında deneysel sinema topluluğu Fol’u kuran ve bu oluşumda çok çeşitli filmlerin küratörlüğüne imza atan genç yönetmen Burak Çevik, henüz ilk uzun metraj filmi Tuzdan Kaide ile 68. Berlin Film Festivali’nin sinemada yenilikçi bir dil arayışında olan yönetmenlerin filmlerinin ağırlıkta olduğu Forum bölümünde Caligari Ödülü için yarıştı. Dünya prömiyerini Berlin’de yapan Burak Çevik’in Tuzdan Kaide isimli filmi, zaman ve mekândan kopuk deneysel ve avangart bir anlatı inşa ediyor. 30’lu yaşlarındaki münzevi bir kadının hamile olduğunu öğrendikten sonra yaşadığı mağaradan çıkıp İstanbul’un çeşitli köşelerinde ortadan kaybolan ikiz kız kardeşini arama sürecini konu alan Tuzdan Kaide, özellikle biçimsel anlamda üzerinde titizlikle çalışıldığı açık bir deneysel yapım olduğu kadar sinema sanatı üzerine bir düşünme pratiği olarak da dikkat çekiyor. Tuzdan Kaide: Yeni Bir Dil, Kimlik ve Temsil Arayışı Yalnızca kadın oyunculardan ve karakterlerden oluşan anlatı yapısı Sodom ve Gomorra’dan Lut kavmine; şahmerandan iblislere, yaradılıştan (genesis) vampirlere türlü mitolojik ve dini figürlerden beslenirken; tarih boyunca anlatılagelmiş ve kaide halini almış döngüsel tekrarı olan bir hikâyenin peşine düşüyor Çevik. Tuzdan Kaide, Türkiye sineması adına ayrıksı bir çizgide duran ve zamanla külte dönüşecek nitelikte bir yapım. Bu farklılığı ve pek alışık olmadığımız minör diliyle merkezlerden ve standart bir olay örgüsü kurmaktan olabildiğince kaçınan bir sinematik evren yaratmayı başaran yönetmen, filmde yer alan görüntüler ve imgeler eşliğinde bir tür ‘ölümsüzlük’ masalına girişiyor. Biçimsel anlamda dar bir formatı mesken tutarak ilerleyen film, fotoğraf negatiflerinden ultrason görüntülerine, mimari çizimlerden animasyona çok farklı türdeki imajları da anlatısına serpiştiriyor. Tüm bunları bir arada düşününce, Tuzdan Kaide’nin, özünde sinema sanatı üzerine düşünme egzersizi olduğu da belirginleşmeye başlıyor. Tıpkı Rus biçimcileri ve Amerikan avangartları gibi sinema formu üzerine düş(ünce) patikaları açan Çevik, Tuzdan Kaide’de yeni bir dil, kimlik ve temsil arayışına girişiyor. Ama bu arayışları herhangi bir temsile, kimliğe ya da dile sabitleme fikrinden de elinden geldiğince kaçınıyor.    Burak Çevik, tekrar tekrar anlatılan bir rüya üzerinden botanik bahçesinde, karanlık bir fotoğraf odasında, kuş satan bir dükkânda, televizyon tamiri yapan bir yerde ve daha birçok mekanda kardeşinin izini süren ve zamanda sabitlenmiş bu kadının hikâyesini aktarırken avangart bir anlatım tarzı koyuyor ortaya. Bu anlamda Türkiye sineması adına yenilikçi denebilecek bir sinema dili, ses ve sanat tasarımı ve estetik biçimle alegorik diyebileceğimiz bir anlatım tercih ederken, çok katmanlı ilerleyen yapısıyla da cinsiyetlere, efsanelere, inançlara, şifaya, doğaya ve yaratma edimine dair değerli söylemler geliştiriyor. İkiz kardeşini arayan kadın rolünde oldukça doğal bir oyunculuk performansı ortaya koyan Zinnure Türe ve ona eşlik eden Dila Yumurtacı, Esme Madra, Elit İşcan ve Nazan Kesal gibi sadece kadınlardan oluşan oyuncu kadrosuyla da göz dolduran Tuzdan Kaide; henüz ilk filminde ayrıksı bir dil yaratmayı başaran Burak Çevik’in bilindik yönetmenlerin tarzına pek benzemeyen film yönetimi ve sıra dışı kurgu biçimiyle de dikkatleri çekerken Çevik’in gelecek filmleri adına heyecan duymamızın önünü de açıyor. Tuzdan Kaide’nin; Merlyn Ecer’in Tekerleme, Reha Erdem’in A Ay ve -bazı sahneler özelinde- Hayat Var ve Kutluğ Ataman’ın ilk uzun metrajı Karanlık Sular filmleri ile yakın akrabalık bağları da var. Ve bu filmlerden en az birini sevdiyseniz, Tuzdan Kaide’yi de seveceğinizden şüpheniz olmasın!

Yazar Puanı

Puan - 72%

72%

Burak Çevik, tekrar tekrar anlatılan bir rüya üzerinden botanik bahçesinde, karanlık bir fotoğraf odasında, kuş satan bir dükkânda, televizyon tamiri yapan bir yerde ve daha birçok mekanda kardeşinin izini süren ve zamanda sabitlenmiş bu kadının hikâyesini aktarırken avangart bir anlatım tarzı koyuyor ortaya.

Kullanıcı Puanları: 1.8 ( 1 votes)
72

2014 yılında deneysel sinema topluluğu Fol’u kuran ve bu oluşumda çok çeşitli filmlerin küratörlüğüne imza atan genç yönetmen Burak Çevik, henüz ilk uzun metraj filmi Tuzdan Kaide ile 68. Berlin Film Festivali’nin sinemada yenilikçi bir dil arayışında olan yönetmenlerin filmlerinin ağırlıkta olduğu Forum bölümünde Caligari Ödülü için yarıştı. Dünya prömiyerini Berlin’de yapan Burak Çevik’in Tuzdan Kaide isimli filmi, zaman ve mekândan kopuk deneysel ve avangart bir anlatı inşa ediyor. 30’lu yaşlarındaki münzevi bir kadının hamile olduğunu öğrendikten sonra yaşadığı mağaradan çıkıp İstanbul’un çeşitli köşelerinde ortadan kaybolan ikiz kız kardeşini arama sürecini konu alan Tuzdan Kaide, özellikle biçimsel anlamda üzerinde titizlikle çalışıldığı açık bir deneysel yapım olduğu kadar sinema sanatı üzerine bir düşünme pratiği olarak da dikkat çekiyor.

Tuzdan Kaide: Yeni Bir Dil, Kimlik ve Temsil Arayışı

Yalnızca kadın oyunculardan ve karakterlerden oluşan anlatı yapısı Sodom ve Gomorra’dan Lut kavmine; şahmerandan iblislere, yaradılıştan (genesis) vampirlere türlü mitolojik ve dini figürlerden beslenirken; tarih boyunca anlatılagelmiş ve kaide halini almış döngüsel tekrarı olan bir hikâyenin peşine düşüyor Çevik. Tuzdan Kaide, Türkiye sineması adına ayrıksı bir çizgide duran ve zamanla külte dönüşecek nitelikte bir yapım. Bu farklılığı ve pek alışık olmadığımız minör diliyle merkezlerden ve standart bir olay örgüsü kurmaktan olabildiğince kaçınan bir sinematik evren yaratmayı başaran yönetmen, filmde yer alan görüntüler ve imgeler eşliğinde bir tür ‘ölümsüzlük’ masalına girişiyor. Biçimsel anlamda dar bir formatı mesken tutarak ilerleyen film, fotoğraf negatiflerinden ultrason görüntülerine, mimari çizimlerden animasyona çok farklı türdeki imajları da anlatısına serpiştiriyor. Tüm bunları bir arada düşününce, Tuzdan Kaide’nin, özünde sinema sanatı üzerine düşünme egzersizi olduğu da belirginleşmeye başlıyor. Tıpkı Rus biçimcileri ve Amerikan avangartları gibi sinema formu üzerine düş(ünce) patikaları açan Çevik, Tuzdan Kaide’de yeni bir dil, kimlik ve temsil arayışına girişiyor. Ama bu arayışları herhangi bir temsile, kimliğe ya da dile sabitleme fikrinden de elinden geldiğince kaçınıyor.   

Burak Çevik, tekrar tekrar anlatılan bir rüya üzerinden botanik bahçesinde, karanlık bir fotoğraf odasında, kuş satan bir dükkânda, televizyon tamiri yapan bir yerde ve daha birçok mekanda kardeşinin izini süren ve zamanda sabitlenmiş bu kadının hikâyesini aktarırken avangart bir anlatım tarzı koyuyor ortaya. Bu anlamda Türkiye sineması adına yenilikçi denebilecek bir sinema dili, ses ve sanat tasarımı ve estetik biçimle alegorik diyebileceğimiz bir anlatım tercih ederken, çok katmanlı ilerleyen yapısıyla da cinsiyetlere, efsanelere, inançlara, şifaya, doğaya ve yaratma edimine dair değerli söylemler geliştiriyor. İkiz kardeşini arayan kadın rolünde oldukça doğal bir oyunculuk performansı ortaya koyan Zinnure Türe ve ona eşlik eden Dila Yumurtacı, Esme Madra, Elit İşcan ve Nazan Kesal gibi sadece kadınlardan oluşan oyuncu kadrosuyla da göz dolduran Tuzdan Kaide; henüz ilk filminde ayrıksı bir dil yaratmayı başaran Burak Çevik’in bilindik yönetmenlerin tarzına pek benzemeyen film yönetimi ve sıra dışı kurgu biçimiyle de dikkatleri çekerken Çevik’in gelecek filmleri adına heyecan duymamızın önünü de açıyor.

Tuzdan Kaide’nin; Merlyn Ecer’in Tekerleme, Reha Erdem’in A Ay ve -bazı sahneler özelinde- Hayat Var ve Kutluğ Ataman’ın ilk uzun metrajı Karanlık Sular filmleri ile yakın akrabalık bağları da var. Ve bu filmlerden en az birini sevdiyseniz, Tuzdan Kaide’yi de seveceğinizden şüpheniz olmasın!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi