Sizce sinema ile gazetecilik birbiriyle ne derece bağlantılıdır? Peki ya Yeşilçam’ın değerli oyuncuları tarafından canlandırılan gazeteci karakterleri ne şekilde hatırlıyorsunuz? Biz bugün sinema dünyasındaki gazeteci figürünü mercek altına alarak, Çalışan Gazeteciler Günü’nü “kutlamaya çalışıyor”, sizi de buna davet ediyoruz…

Türkiye’de ve dünyada düşünce özgürlüğüne gelen kısıtlamalarla her gün ayrı bir darbe yiyen gazetecilerin gününü kutlamak ne derece mümkün olur, bilemiyoruz. O nedenle bunu bir “kutlama çabası” olarak da, “anma” olarak da ele alabilirsiniz. Biz bugün, gelecekte basının daha “saydam” ve özgür olduğu günlere bakmak isterken, biraz da geçmişe dönelim istedik; ancak bunu yaparken bu kez gazeteciliği bambaşka bir açıdan alıp, yüzümüzü beyazperdeye çevirdik.

Yaklaşık 40 senedir gazetecilik yapan Dç. Dr. Mehmet Sağnak’ın, “Amca Size Gazeteci Diyebilir Miyim?” adlı eserinden yola çıkarak ele aldığımız beyazperdedeki gazeteci figürü; kimi zaman mizah, kimi zaman ise düşündürücü öğeler barındıryor. Sağnak’ın üç yılda tamamladığı eser, ele aldığı konu itibariyle Türkiye’de bir ilk olma niteliği taşıyor. Türk sinemasındaki gazeteci figürünü incelerken 756 film izleyen Mehmet Sağnak, bu birikimini ise eserinde; “Bizim yokuş”, “Özel filmler” ve “Bu mu gazetecilik?” adlı üç bölüm halinde ele alıyor.

1978 yılından beri gazetecilik yapan Dç. Dr. Mehmet Sağnak; birçok yayın kuruluşunda editör, haber müdürü, genel yayın yönetmeni gibi görevlerde bulundu. Medyapolitik, Son Dakika - Haberin Televizyonlaştırılması gibi eserleri de bulunan Sağnak, şu an Bahçeşehir Üniversitesi, Gazetecilik Bölüm Başkanı olarak görev hayatına devam etmektedir.

1978 yılından beri gazetecilik yapan Dç. Dr. Mehmet Sağnak; birçok yayın kuruluşunda editör, haber müdürü, genel yayın yönetmeni gibi görevlerde bulundu. Medyapolitik, Son Dakika – Haberin Televizyonlaştırılması gibi eserleri de bulunan Sağnak, şu an Bahçeşehir Üniversitesi, Gazetecilik Bölüm Başkanı olarak görev hayatına devam etmektedir.

Kadın gazetecilerden, patron-muhabir ilişkisine, savaş muhabirlerinden foto muhabirlere kadar birçok farklı alt başlık içeren birinci bölüm, ekranda yansıtılan gazeteci figürüne dair belli bir kanıya varmanızı sağlarken, ikinci bölüm ise;  gazetecilikle doğrudan ilgili olan başyapıtlara ayrılan özel bir inceleme olarak sunulmuş. Sağnak’ın, “Bu mu gazetecilik” başlığı altında ele aldığı son bölüm ise, basın ahlakının beyazperdedeki olumlu ve olumsuz yansımaları, gelişen teknoloji, gazetecilerin gösterildiği sosyo-ekonomik değerler ve haberden perdeye gibi alt başlıklardan oluşuyor. Eser dolayısıyla, ele alınan kapsamlı yapısıyla bir başyapıt değeri taşıyor ve yer verilen diyaloglar ile sesi zihnimize kazınan Münir Özkul, Adile Naşit, Zeki Alasya, Türkan Şoray, Cüneyt Arkın, Tarık Akan, Zeki Müren ve daha birçok sanatçıyı adeta işitmenizi sağlıyor.

Gazeteci İmajı: Baş belası mı, Halkın Sözcüsü mü?

Sağnak’ın araştırmalarına göre beyazperdedeki gazeteci figürü, genel olarak olumlu değerler taşıyor. Zira beyazperdede gazeteci; kötülüklerle mücadele eden, gazetecilik ilkelerinden taviz vermeyen ve adaletten yana olan becerikli kişiler olarak tasvir ediliyor. Gazeteciler halktan yanadır ve gerçekleri göstermek adına uğraşmaktadır. Erkek gazeteciler, çoğunlukla yalnız olan ve aşkı arka plana atan kişiler olarak betimlenirken, kadınlar ise aşkı uğruna işini bırakabilen karakterler olarak gösterilirler.

Gazeteciler hakkındaki bu olumlu kanaat ise belli bir dönemden sonra değişir: 90’lar. Magazin haberciliğinin yükselişe geçtiğe bu yıllar artık mesleğin toplumda ve dolayısıyla beyazperdede de saygınlığını bir nevi yitirdiği yıllar olur. Olumsuz olarak gösterilen bir diğer nokta daha vardır; o da patronlar. Gazeteci kategorisinde ele alınamayacak gazete sahipleri, ticari beklentileri dolayısıyla muhabirleriyle sürekli çatışmaya giren ve onları tehdit eden kişiler olarak yansıtılmışlardır. Zira gazete patronları, “büyük adamlarla” zıt düşmek, yahut devletten ceza yemek istemezler.

http://www.youtube.com/watch?v=NdPpabZNVFo?start=511&end=555

Tiraj – Patron / muhabir çatışması: Yazıyor, Yazmıyor?

Buraya kadar yazdıklarımızla dahi, aslında gazeteciliğin beyazperdedeki yansımasını inceleyen bu eser için, Türk sinemasının gerçeklikle bağdaştığı noktaları yer yer aktardığını söyleyebiliriz. Zira tekelcilik anlayışının hakimiyet kazanmasıyla ilerleyen basın sektörü, patron-muhabir çatışmasına gün geçtikçe daha da belirgin bir şekilde sahne olmakta ve bu nedenledir ki, yazılan haberlere günümüzde artan bir oranla yön vermekte. Dolayısıyla bir gazetecinin karşılaştığı en büyük engelin, tanıklık ettiği gerçekleri, bağlı olduğu kurumun patronu nedeniyle halka duyuramadığı şeklinde dile getirebiliriz.

Beyazperdede yer verilen gazeteci figürünü incelerken Mehmet Sağnak, yolsuzlukları ve halkın düştüğü kötü durumları aktarırken gazetecinin karşısında bulduğu bu engellere dikkat çeker. Engeller, kimi zaman işten atılma olduğu gibi, kimi zaman ise hapse düşme, yahut suikaste kurban gitme şeklindedir. Tıpkı gerçekte olduğu gibi…

“Gözüm arkada kalacak, ona yanıyorum. Birlikte rakı içip sohbet ettiğim bunca dostum, meslektaşım aşağılık bir kurşuna, plastik bir bombaya kurban gittiler bu memlekette. Hepsi birer sokak tabelası oldu. Hiçbirinin faili bulunamadı. Lan birinin, hiç değilse birinin failini bilseydim. Öğrenemeyeceksem benim yatakta ölmemin ne anlamı var?”

Oyun Bozan, Köşe Yazarı ve Şair Kemal (Zeki Alasya)

Ancak müdürler dolayısıyla yaşanan korkuya karşın, yine de risk alabilen haber şefleri yok değildir. Örneğin Cüneyt Arkın’ın mağdur kişi rolünde olduğu “Vatandaş Rıza” filminde, haber şefi ile müdürü arasında geçen diyalog şu şekildedir:

Şef: “Ben verdikleri parayı alır da susarsam bu suça katılmış olurum. Herkes bir suç karşısında susarsa o suça katılır. O zaman memleketin hali ne olur? Yarın çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakırız? …Siz hep toplumsal ve kişisel alçaklıklar insanları sorumsuzluğa alıştırmakla başlar, dememiş miydiniz?”

Müdür:“Yaz be. Kovulursak bir meyhane açar, hem içer hem satarız.”

Vatandaş Rıza, Gezi direnişinde gerçekleştirilen “Duran Adam” eylemlerinden sonra ise bir fenomen haline gelmişti. Zira Cüneyt Arkın’ın adalet arayışında sesini duyurmak için gösterdiği direniş de Taksim’de geçiyordu ve bu sahneyle aslında ilk “Duran Adam” olduğu ortaya çıkmıştı: “Kimseye bir zararım yok, yasaların bana verdiği vatandaşlık hakkımı kullanıyorum”

Kovulmak, hapse girmek, suikaste kurban gitmek… Türkiye’de gazetecilik yapıldığı takdirde alınması gereken riskler. En azından “büyükleri” memnun edecek şekilde yazıyor değilseniz. Ne kadar çoğu alanda olmasak da, hapiste olan gazeteci sayısına baktığımızda Türkiye’nin dünya lideri olduğunu görüyoruz.

Son olarak şöyle bitirelim:

“Fikirlerinize katılmıyorum, ama onları ifade etme hakkınızı sonuna kadar savunacağım.”

Voltaire

Konu Türk sineması olunca, durum ne denli ciddi olursa olsun ekranda mizah öğeleriyle karşılaşmamak mümkün değil; ancak bugün, Türkiye’de çalışan gazetecilerin maruz kaldığı koşullar ve dünyada yaşanan güncel gelişmelerden ötürü “Mizah” başlığı ele alınmayacaktır. Türk Sinemasında yer verilen ve kimi zaman ciddi gösterilmesine karşın absürd hal alan, kimi zaman ise kara mizah öğeleri  barındıran diyaloglara bir sonraki yazımızda ulaşabilirsiniz.

Çalışan Gazeteciler Gününüz “Kutlu” Olsun

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi