Gerçek, yalanların türevidir.

1995’te Danimarkalı 4 yönetmen tarafından hazırlanmış bir manifestoyla halka ilan edilen avangart film akımı Dogma 95’ten etkilenerek çekilmiş ilk Türk filmi olması açısından önem kazanan bir film Türev. El kamerasıyla çekilmiş. Sıçramalı kurgu tekniği kullanılmış. Bazı izleyiciler tarafından “amatörce” olarak değerlendirilse de; özellikle Dogma 95 akımını yakından takip eden izleyicilerin ilgisini çekiyor.

Manifestonun maddelerini tek tek incelediğimizde aslında filmin tam anlamıyla bir “dogma film” olmadığını görüyoruz. 35 mm ile çekilmiş olması gereken film mini dv ile çekilmiş, sonrasında 35 mm’ye aktarılmış. “Yönetmenin ismi asla jenerikte geçmemelidir.” kuralını bozarak hem giriş, hem de bitiş jeneriğine yönetmenin ismi konulmuş. Kaynağı belli olmayan müzikler kullanılmış. Yönetmen Ulaş İnaç’ın ilk filmi olması ve akımın Türkiye’de ilk kez deneniyor olması sebebiyle bu tip hataları görmezden gelebiliriz ancak bu durum “Filmi, dogma 95 akımına dahil edebilir miyiz?” sorusunu beraberinde getirecektir.

“Herkes birbirinin gerçek düşüncelerini bilseydi, kimse kimseyle arkadaş kalamazdı.” diyor Nazım filmin ilk sahnesinde. Her şey bu replik doğrultusunda gelişiyor. Süreyya, evlenmek üzere olduğu Nazım’ın sadakatini sınamaya karar veriyor. Bu iş için en iyi arkadaşı, Burcu’yu görevlendiriyor. Burcu; güzel, çekici ve ikili ilişkilerde oldukça iyi bir kadın. Süreyya ise; orta halli, Burcu’ya oranla daha az çekici, hayatının erkeğini arayan bir kadın. Başta birbirlerine çok yakın olan bu 3’lünün ilişkileri; Nazım’ın sınavı süresince birbirlerine söyledikleri çeşitli yalanlar, aldatmacalar, kıskançlıklar vs. ile sarsılıyor ve olaylar içinden çıkılamaz bir hale geliyor.

Oyuncular; genç olmalarına rağmen çok doğal, çok başarılı. Film, genel olarak çok doğal bir film zaten. Kullanılan dil, çekim teknikleri, mekanlar, karakterler… Hepsi günlük hayatta alışık olduğumuz şekliyle sunulmuş. Amaç estetik bir görüntü oluşturmak değil, gerçeği olduğu gibi göstermek. Hikaye de bu doğrultuda gelişiyor.

“Türev; bağımlı değişkenin diferansiyelinin, bağımsız değişkenin diferansiyeline oranıdır.” diye anlatılır okullarda. Teoride bildiğimiz bu formülü, pratikte nasıl uygulayacağımızı sorgulatıyor bize film. Bağımlı değişken kim? Bağımsız değişken kim? Herkes birer değişken midir? Süreyya filmin bir sahnesinde, Burcu’nun neden en iyi arkadaşı olduğunu soruyor kendine. “O, sadece hayatına hükmedebildiğim biri.” diyor sonra. Bu noktada bağımlı olan Süreyya mıdır, yoksa Burcu mu? Hiç değişken olmayan biri var mıdır hayatta? Hepsinden bağımsız olan Kerem’in bile, olaylar doğrultusunda gösterdiği değişkenlik, neye işarettir?

Peki ya biz? Eğer, gerçek yalanların bir türeviyse; bizim kendi hayatımızın türevini almaya cesaretimiz var mı?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi