!f İstanbul’un bu yılki programında yer alan ve kendine ilginç bir konum edinebilen Turbo Kid, 80’ler temalı bir aksiyon – bilimkurgu parodisi. South by Southwest’de İzleyici Ödülü kazanan yapım gerçekten farklı bir tecrübe vadediyor.

Apokaliptik bir gelecekte geçen filmde 1997 yılındayızdır. Kıyametin ardından medeniyetin kalıntıları arasında, asit yağmurlarından dolayı bereketsizleşmiş topraklar ve zehirlenmiş su alanları hayatta kalan insanları fazlasıyla zorlamaktadır. Bu medeniyet artığı zamanlarda kendine bir hükümdarlık kuran Zeus da vahşi ve acımasız tavrıyla korkuyla paralel olarak herkesin saygısını kazanmıştır. Turbo Çocuk, Zeus’un elinden sevdiği kızı kurtarmaya çalışacaktır.

İlk uzun metraj filmlerini çeken yönetmen üçlüsü François Simard, Anouk Whissell ve Yoann-Karl Whissell 80’lerin retro havasını renkler, müzikler ve dönemin sinematik çekim teknikleriyle destekliyorlar. Kostüm ve mekan tasarımlarıyla Mad Max benzeri bir evren yaratan yönetmenlerimiz, aksiyonla beraber komedi unsurlarını da işlemeyi ihmal etmiyorlar. Bütün detayların 80’lerin alışkanlıkları ve özellikleriyle anlatıldığını düşünürsek canlı renkler ve disko ritimli şarkılar filme ayrı bir hava katıyor. Kamera açıları özellikle dönem havasını çok iyi yansıtıyor. Aksiyon sahnelerine de retro bir zenginlik katan bu açılar filmin karakteristik yapısını inşa ediyor. B-tipi filmlerin altyapısına sahip olmasından dolayı Turbo Kid bu detayları taşıyabiliyor. Parodi olmasından ötürü ise film boyunca pek çok referans bulmak mümkün oluyor. Kötülerin 80’ler korku sinemasının klasikleriyle benzerlikler taşıması, Indiana Jones parodisi iyi bir kahramanın veya insan hayatını kolaylaştırmak için geliştirilen Apple isimli bir robotun olması buna verilebilecek örneklerin başında geliyor.

Turbo Kid’in hikayesi oldukça anlaşılır ilerliyor. Senaryo adım adım ilerlerken karakterleri de kolaylıkla tanıma imkanı buluyoruz ve karakterlerin ilişkilerinin gelişimine net biçimde şahit oluyoruz. Öte yandan, flashback (geri dönüş) ile hikayeyi zenginleştirmeye çalışan yönetmenlerimiz bu konuda oldukça kalburüstü bir iş ortaya koyuyorlar. Bu geri dönüşlerin zamansızlığı filmi sekteye uğratıyor ne yazık ki. Kurgusal hatalar barındıran bu kısımlar filmin absürt diline rağmen havada kalıyor. Final sahnesinin hazırlanması için önemli olan son geri dönüş, sanki filmin hangi kısmına kurgulanacağı bilinememiş gibi bir hava yaratıyor.

Turbo Kid aksiyon sahneleriyle öne çıkan bir yapım. Yönetmen üçlüsünün bu konuda Robert Rodriguez’in sinema diline çok yakın bir iş ortaya koyduklarını kolaylıkla söyleyebiliriz. Kanlı sahneler ve yaratıcı aksiyon hamleleri filmin en eğlenceli kısımlarını oluşturuyor. Bu kısımlarla iyice absürtleşen film içerisinde görülebilecek detaylar tuhaf kaçmıyor. Oyuncuların amatörlüğe kaçan abartılı rollerini birbirleriyle olan uyumu destekliyor. Bu abartı, filmin diline çok yakın olduğundan sırıtmıyor haliyle. Başından itibaren şaşırtıcı hamleleriyle seyriciyi gafil avlayan Turbo Kid eğlenceli zamanlar vadediyor. Turbo Kid, retro havası sebebiyle teknik açıdan yenilik vadetmemesine rağmen iyi bir parodi olarak değerlendirilebilir. Yaptığı birçok göndermeyle aslında orijinale yakın bir fikir ortaya koyamasa da, edindiği sinema dili vesilesiyle içeriğinin kalabalığını bir merkezde toplamayı başarabiliyor.

!f İstanbul’un bu yılki programında yer alan ve kendine ilginç bir konum edinebilen Turbo Kid, 80’ler temalı bir aksiyon - bilimkurgu parodisi. South by Southwest’de İzleyici Ödülü kazanan yapım gerçekten farklı bir tecrübe vadediyor. Apokaliptik bir gelecekte geçen filmde 1997 yılındayızdır. Kıyametin ardından medeniyetin kalıntıları arasında, asit yağmurlarından dolayı bereketsizleşmiş topraklar ve zehirlenmiş su alanları hayatta kalan insanları fazlasıyla zorlamaktadır. Bu medeniyet artığı zamanlarda kendine bir hükümdarlık kuran Zeus da vahşi ve acımasız tavrıyla korkuyla paralel olarak herkesin saygısını kazanmıştır. Turbo Çocuk, Zeus’un elinden sevdiği kızı kurtarmaya çalışacaktır. İlk uzun metraj filmlerini çeken yönetmen üçlüsü François Simard, Anouk Whissell ve Yoann-Karl Whissell 80’lerin retro havasını renkler, müzikler ve dönemin sinematik çekim teknikleriyle destekliyorlar. Kostüm ve mekan tasarımlarıyla Mad Max benzeri bir evren yaratan yönetmenlerimiz, aksiyonla beraber komedi unsurlarını da işlemeyi ihmal etmiyorlar. Bütün detayların 80’lerin alışkanlıkları ve özellikleriyle anlatıldığını düşünürsek canlı renkler ve disko ritimli şarkılar filme ayrı bir hava katıyor. Kamera açıları özellikle dönem havasını çok iyi yansıtıyor. Aksiyon sahnelerine de retro bir zenginlik katan bu açılar filmin karakteristik yapısını inşa ediyor. B-tipi filmlerin altyapısına sahip olmasından dolayı Turbo Kid bu detayları taşıyabiliyor. Parodi olmasından ötürü ise film boyunca pek çok referans bulmak mümkün oluyor. Kötülerin 80’ler korku sinemasının klasikleriyle benzerlikler taşıması, Indiana Jones parodisi iyi bir kahramanın veya insan hayatını kolaylaştırmak için geliştirilen Apple isimli bir robotun olması buna verilebilecek örneklerin başında geliyor. Turbo Kid’in hikayesi oldukça anlaşılır ilerliyor. Senaryo adım adım ilerlerken karakterleri de kolaylıkla tanıma imkanı buluyoruz ve karakterlerin ilişkilerinin gelişimine net biçimde şahit oluyoruz. Öte yandan, flashback (geri dönüş) ile hikayeyi zenginleştirmeye çalışan yönetmenlerimiz bu konuda oldukça kalburüstü bir iş ortaya koyuyorlar. Bu geri dönüşlerin zamansızlığı filmi sekteye uğratıyor ne yazık ki. Kurgusal hatalar barındıran bu kısımlar filmin absürt diline rağmen havada kalıyor. Final sahnesinin hazırlanması için önemli olan son geri dönüş, sanki filmin hangi kısmına kurgulanacağı bilinememiş gibi bir hava yaratıyor. Turbo Kid aksiyon sahneleriyle öne çıkan bir yapım. Yönetmen üçlüsünün bu konuda Robert Rodriguez’in sinema diline çok yakın bir iş ortaya koyduklarını kolaylıkla söyleyebiliriz. Kanlı sahneler ve yaratıcı aksiyon hamleleri filmin en eğlenceli kısımlarını oluşturuyor. Bu kısımlarla iyice absürtleşen film içerisinde görülebilecek detaylar tuhaf kaçmıyor. Oyuncuların amatörlüğe kaçan abartılı rollerini birbirleriyle olan uyumu destekliyor. Bu abartı, filmin diline çok yakın olduğundan sırıtmıyor haliyle. Başından itibaren şaşırtıcı hamleleriyle seyriciyi gafil avlayan Turbo Kid eğlenceli zamanlar vadediyor. Turbo Kid, retro havası sebebiyle teknik açıdan yenilik vadetmemesine rağmen iyi bir parodi olarak değerlendirilebilir. Yaptığı birçok göndermeyle aslında orijinale yakın bir fikir ortaya koyamasa da, edindiği sinema dili vesilesiyle içeriğinin kalabalığını bir merkezde toplamayı başarabiliyor.

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

68

Turbo Kid; retro havası sebebiyle teknik açıdan yenilik vadetmemesine rağmen iyi bir parodi olarak değerlendirilebilir. Yaptığı birçok göndermeyle aslında orijinale yakın bir fikir ortaya koyamasa da, edindiği sinema dili vesilesiyle içeriğinin kalabalığını bir merkezde toplamayı başarabiliyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi