Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

Hazırlayanlar: Gubse Tokgöz, Nuri Şimşek

Müzisyenlerin, ortalama bir insandan daha yüksek konsantrasyona sahip olduğu ve sol ile sağ beyni aynı anda çalıştırarak daha etkin kullandığı bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. “Şair ruhlu” diye tanımladığımız sanatçıların yaşadıkları olayları ele alırken daha derinlemesine konuyu düşünmelerine, ortaya çıkardıkları mısralarla tanıklık ediyorsak; beste yapan kişinin de beyninin ortalama bir insandan farklı olan işleyişine tanıklık ediyoruz. Dolayısıyla, tarihte yer ettiğini düşündüğümüz iyi müzisyenlerin önünde bir şapka çıkartılması gerekiyor ve biz de hazırladığımız Tüm Zamanların En İyi Müzik Belgeselleri dosyasıyla şapkamızı çıkarıyoruz.

25 olarak belirlediğimiz dosya rakamımız dolayısıyla elbette ki aradığını listede bulamayanlar olacaktır, ama biz elimizden geldiğince fazla müzik türüne yer vermeye çalıştık. Güncel olarak takip ettiğimiz değerli grupların belgesellerini de izleme şansına erişeceğimiz ileriki yıllara kadar, şimdilik bu zamana kadar müzik tarihinde deprem yaratmış olan gruplara/sanatçılara bir bakalım dedik. Siz de böylece, “Bugün ne yapsam” diye düşündüğünüz bir günü, aralarından seçeceğiniz belgesellerle bilgilendirici yönde müzikal bir şölene çevirerek değerlendirebilirsiniz.

İyi seyirler!

Jazz On a Summer’s Day (1959)

Yönetmenliğini Aram Avakian ve Bert Stern’in üstlendiği Jazz on a Summer’s Day, günümüzde de  hala devam eden Newport Jazz Festivali’nin, 1958 yılı ayağına davetiye sunuyor. Gerry Mulligan, Chuck Berry, Louis Armstrong, Dinah Washington, Jack Teagarden, Jimmy Giuffre, Thelonious Monk, Sonny Stitt gibi isimlerin sahne aldığı festival, sadece bir müzik şenliği olmakla kalmıyor, aynı zamanda müzik tarihi alanında kendini geliştirmek isteyenlere de bir fırsat sunuyor. Belgeselin olumsuz olarak nitelendirilebilecek tek bir yönü var; o da sinematografik anlamda başarılı bir duruş sergilememesi. Fakat bu durum, Jazz on a Summer’s Day’in en iyi müzik belgeselleri arasında yer almasını engellemiyor. Zira başarılı sanatçılara ulaşabilmemizi sağlayan bu belge, birçok müziksever için bir altın değerinde.

Bob Dylan: Don’t Look Back (1967)

Bob Dylan’ın İngiltere turu kapsamında yaşadıklarını anlatan Don’t Look Back, gelmiş geçmiş en iyi müzik belgesellerinden biri olarak nitelendiriliyor, hatta birçok listede birinciliği elinde tutuyor. D. A. Pennebaker’in yönetmenliğini üstlendiği 1967 yapımı Don’t Look Back, Dylan’ın müzikleri ve İngiltere’nin sinematografik sokak görüntülerinin zaman zaman birleşmesi ile, ortaya yüksek kalitede bir yapım olarak çıkıyor. Belgesel, hem dönemin sosyal yaşantısını yansıtması, hem de Dylan’ın bir “star” olma duygusunu sindirmeye çalıştığı o günlerde sahip olduğu ikili karakter yapısını gözler önüne sermesi bakımından önem taşıyor. Zira belgeselde tanıklık ettiğimiz, müzisyen kişiliğiyle kendine hayran bırakan, ancak müzik yapmadığı anlarda nasıl davranacağını bilemeyen ve böylelikle çocuksu davranışlar ile sanatçı kişiliği arasında bocalayan bir Bob Dylan’dır. Bu bocalama kimilerince kompleks, kimilerince ise kibrin yansıması olarak görülebilir; ancak tüm bunlar bir yana, Don’t Look Back hem Dylan’ın şairane besteleri hem de Joan Baez’in katılımıyla bir müzikal şölen vadediyor.

Woodstock (1970)

1969 yılında “3 Days of Peace & Music” sloganıyla gerçekleştirilen Woodstock Festivali, bir daha benzeri gerçekleşmesi beklenmeyen bir müzikal şenlikti. Jimi Hendrix, Joe Cocker, Santana, Janis Joplin, Joan Baez, The Who, Jefferson Airplane ve daha birçok sanatçının sahne aldığı festival, yolları kapanma noktasına getirecek kadar çok kişiye ulaştı. Başlangıçta diğer her organizasyon gibi ücretli olan festival, organizatörlerin de maddiyattan öte festivaldeki barış ve sevgi atmosferine önem vermesi sebebiyle ücretsiz ilan edildi. Woodstock, kimi zaman şiddetli yağan yağmurla zor durumlar yaşanmasına sebep oldu, ancak bunu fırsat bilen bilen katılımcıların çoğu yağmurun altında dans etmeyi tercih etti. Tabii tüm bunlarda uyuşturucunun etkisi de yok değildi. Evi festivalin yapıldığı bölgeye yakın olan ve tüm bunlardan hoşnut olmayan bir vatandaş, gençlerin hepsinin uyuşturucu etkisinde olmasından yakınıyordu; ancak kendisine verilen yanıtta ise gecikilmiyordu: “Peki ya bu onları mutlu ediyorsa neden olmasın?” Kendisiyle röportaj yapılan bir polis şefi ise düşüncelerini şöyle ifade ediyordu: “Bu ülkenin insanları bu çocuklarla gurur duymalılar”. Zira çiçek çocuklar, kimi muhafazar kesimde nefret uyandırmış olsa da, toplumun geri kalan kesiminde barış ve sevgiyi temsil ediyor, bu nedenle de gurur duyulması gereken bir nesil olarak adlandırılıyorlardı. 

Michael Lang tarafından organize edilen Woodstock, Michael Wadleigh tarafından filme alındı ve vizyona girdiği 1970 yılından bir sene sonra Akademi Ödülleri’nde “En İyi Belgesel” Oscar’ı kazandı. 1996 yılında ABD Ulusal Film Arşivi’ne de alınan yapıt, çiçek çocukların hayatlarına yakından tanık olmamızı sağlayan gerçek bir başyapıt.

The Beatles: Let It Be (1970)

Let it be, bir şarkı olmanın ötesinde aynı zamanda The Beatles’ın 1970 yılında yayınladıkları son albümlerinin de ismidir. Televizyona yaptığı çalışmalar ve belgeselleriyle tanınan Michael Lindsay-Hogg’un yönetmenliğini yaptığı belgesel, işte bu son albümün oluşum sürecini yüzlerce saatlik prova görüntülerinden derleyerek oluşturulmuş bir yapım. The Beatles’ın müzik üretimleri üzerine yapılmış en iyi çalışma olarak nitelendirilen belgesel, grup üyelerinin vurgular, tonlar, ritimler üzerine yaptıkları konuşmalarla daha da anlamlı bir hale geliyor. Bu albümden sonra yollarını ayıran grup üyelerinin aralarındaki küçük tartışmaların da yer aldığı belgeselin en önemli bölümü ise, 30 Ocak 1969’da Apple binasının çatısına çıkıp izinsiz ve habersiz verdikleri konser. İzinsiz olduğu için polis tarafından bitirilen konseri özel kılan ise The Beatles’ın verdiği son konser olmasıdır. O güne ve o anlara tanık olmak oldukça sıra dışı bir deneyim.

Elvis Presley: That’s the Way It Is (1970)

1969 Şubat ayı ile 1970 yılları arasında Elvis Presley’in Vegas’ta sahnelediği 50 gösteriyi ekrana taşıyan That’s the Way It Is belgeseli, “kral” olarak olarak anılan sanatçının bu hitabeti ne derece hak ettiğini gösteren bir kanıt niteliğinde. O güne kadar çeşitli filmlerde de yer almış olan Presley’in  bu kez dramatik öğeler içermeyen bir eseri olma özelliği taşıyan belgesel, Presley’in beyazperdenin sahnelere yeniden dönüşünün de simgesi niteleği taşıyor. Elvis Presley’in yepyeni bir tür olarak görülen müziği, çoğu aileler tarafından tasvip edilmeyen ama genç kızlar tarafından taklit edilen davranışları, kuşkusuz ki onu efsane yapan özellikleri arasında yer alıyor. That’s the Way It Is belgeselinde ise, gerek sahnedeki Presley tavırlarına, gerekse hayranlarının hal ve tepkilerine tanıklık etmek mümkün. 2001 ve 2014 yıllarında özel versiyonlarıyla yeniden piyasaya sunulan eser, günümüzde halen daha satışta bulunuyor ve “Elvis dönemi” için kaç kalan müzikseverlerin başucu kaynağını oluşturuyor.

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi