“Gerçek gerçektir. Sahip olunacak tek hazine. Gerçeği inkâr ediyorsanız gerçeğe layık olmadığınızı gösterirsiniz sadece.”

M.R. Carey / Tüm Sırların Sahibi Kız

Beyinlerimizi yemeye çalışan yaşayan ölülerle ilgili filmleri neden sevelim ki? Çürümüş, çirkin canavarlara benzeyen, bakınca insan olduğu besbelli ama insanlığa dair her şeyini yitirmiş bu yaratıklar neden korku sinemasının baş aktörlerinden olsun? Zombilerin göze de kulağa da hoş gelmedi çok açık. Yine de iyi çekilmiş zombi filmleri tür filmlerinin en saygın ve en sevdiğimiz parçalarından olabiliyorlar. Çünkü bu zavallı yaratıklar iyi yönetmenlerin ellerinde bize bizi anlatan, insanlık hallerimize ve dünyanın gidişatına ayna tutan harika birer araca dönüşüyorlar. George A. Romero’ya selam olsun! Bu hafta vizyona girecek Tüm Sırların Sahibi Kız da ezber bozan, Hollywood’un beylik söylemlerine sırtını dönen, düşük bütçesine bakmaksızın büyük seyir keyfi vaat eden bir zombi filmi.

Tüm Sırların Sahibi Kız, M.R. Carey’nin aynı adlı romanından uyarlanmış. Romanın filmin vizyon tarihinden 1 hafta önce Türkçe olarak yayınlandığını da not düşelim hemen. Peaky Blinders, Sherlock ve Endeavour gibi sevilen dizilerin yönetmeni olarak tanıdığımız Colm McCarty’yi yönetmen koltuğunda gördüğümüz filmin başrollerinde ise Gemma Arterton, Glenn Close ve Paddy Considine gibi usta oyuncular var.

Tüm Sırların Sahibi Kız: Zombi Olmak İnsan Olmaktan Kötü mü?

Çok da uzak olmayan bir gelecekte, İngiltere’deyiz. İnsanları etkisi altına alan ve zombiye dönüştüren bir virüs var karşımızda. Bu post apokaliptik dünyada bir grup asker, bilim insanı ve çocuğun zombilerden saklandığı bir askeri üsteyiz. “2. nesil” olarak adlandırılan ve virüsü anne karnında kaparak birer melez olarak doğan çocukların tutulduğu bir yer burası. Çocuklar bir yandan diğer zombilerden korunup bir yandan da eğitim görüyorlar çünkü insan etine duydukları açlığa karşın hâlâ düşünebilen ve hissedebilen varlıklar olmayı sürdürüyorlar. Film, çocukların tekerlekli sandalyelere kayışlarla bağlanarak askerler tarafından sınıflarına götürüldüğü sarsıcı sahnelerle açılıyor. Çocuklardan sorumlu askerlerin başında soğukkanlı ve zalim Çavuş Parks var. Öğrencilerini birer canavar değil insan olarak gören öğretmen Bayan Justineau’nun dersine konuk oluyoruz. Melanie adındaki kız öğrenci zekâsı, öğrenme aşkı ve duygusallığıyla diğer çocuklardan ayrılıyor. Öğretmeni Bayan Justineau’ya da onun anlattığı mitolojik hikâyelere de hayran. Özellikle Pandora’nın Kutusu’yla ilgili olana. Üste çocuklarla yaşayan bir diğer kişiyse virüsü yenecek bir aşı yapmaya uğraşan bilim insanı doktor Caldwell. Denekleri onun için birer çocuk değil, durumlarından etkilense de Bayan Justineau gibi onlara herhangi bir yakınlık duymuyor. Öğretmen ve bilim insanı arasında çocukların deneyler için harcanmasıyla ilgili etik tartışmalar sürerken üs zombilerin saldırısına uğruyor ve Melanie, Bayan Justineau, Dr. Caldwell ve Çavuş Parks’tan oluşan ekibimiz oradan kaçıp hayatta kalmak için zorlu bir mücadeleye girişiyorlar. Film de bu noktadan sonra klişeleri kırıp alışmadığımız bir yöne doğru ilerlemeye ve sürpriz bir finale yaklaşmış oluyor.

Hayal etmekte bile zorlanacağımız distopyaların içinde geçip, tüm karanlığına ve umutsuzluğuna rağmen “seçilmiş kişi” sinin adeta bir süper kahramana dönüşmesi sayesinde mutlu sonla biten ve bu abartılı iyimserliği yüzünden inandırıcılığını kaybeden örneklerden epey farklı bir film var karşımızda. Başarılı atmosferi, görsel efektleri ve oyunculukları bir yana yarattığı anti-kahraman önemli. Tüm Sırların Sahibi Kız, yani Melanie, kurtarıcı görevi üstlenmek zorunda kalıyor sahip olduğu özellikler yüzünden. Ancak taşıdığı virüse rağmen kaybetmediği düşünsel gücü ve vicdanı onu bambaşka kararlar almaya zorluyor. Öğretmenine duyduğu tertemiz ve çok güçlü sevgiyle insanlığın geleceği için almak zorunda olduğu kararın çelişkisi filmin en güçlü yanlarından biri olan alt metnini de iyiden iyiye vurguluyor. Geldiğimiz nokta göz önünde bulundurulursa insanlık gerçekten kurtarılmayı hak ediyor mu diye soruyoruz kendimize. Bir tür olarak dünyadaki varlığımızı devam ettirebilmemizin en önemli sebebi olan adaptasyon ve dönüşme yeteneğimiz söz konusuyken neye direnip neyin akışına kendimizi bırakacağımızı farklı bir şekilde seçmek döngüyü kırmamızı sağlamaz mı diye düşünüyoruz. Taraf tutma noktasına gelince herkes kendinden olanın yanında duruyor, değişmez gerçeğimiz bu maalesef. Oysa madalyonun diğer yüzünde başka gerçekler gizli. Çevirip bakın diyor Tüm Sırların Sahibi Kız seyircisine. Görmekten kaçtığınız gerçekler belki de kurtuluşunuzun sırrını saklıyor olabilir. Umudumuz Melanie, dinlemeyi çok sevdiği o mitolojik öykünün kahramanına, Pandora’ya dönüşüyor. Kutusundan çıkan gerçeklerle yüzleşmeye hazırsanız Tüm Sırların Sahibi Kız tam da size göre bir film.

İyi seyirler.

“Gerçek gerçektir. Sahip olunacak tek hazine. Gerçeği inkâr ediyorsanız gerçeğe layık olmadığınızı gösterirsiniz sadece.” M.R. Carey / Tüm Sırların Sahibi Kız Beyinlerimizi yemeye çalışan yaşayan ölülerle ilgili filmleri neden sevelim ki? Çürümüş, çirkin canavarlara benzeyen, bakınca insan olduğu besbelli ama insanlığa dair her şeyini yitirmiş bu yaratıklar neden korku sinemasının baş aktörlerinden olsun? Zombilerin göze de kulağa da hoş gelmedi çok açık. Yine de iyi çekilmiş zombi filmleri tür filmlerinin en saygın ve en sevdiğimiz parçalarından olabiliyorlar. Çünkü bu zavallı yaratıklar iyi yönetmenlerin ellerinde bize bizi anlatan, insanlık hallerimize ve dünyanın gidişatına ayna tutan harika birer araca dönüşüyorlar. George A. Romero’ya selam olsun! Bu hafta vizyona girecek Tüm Sırların Sahibi Kız da ezber bozan, Hollywood’un beylik söylemlerine sırtını dönen, düşük bütçesine bakmaksızın büyük seyir keyfi vaat eden bir zombi filmi. Tüm Sırların Sahibi Kız, M.R. Carey’nin aynı adlı romanından uyarlanmış. Romanın filmin vizyon tarihinden 1 hafta önce Türkçe olarak yayınlandığını da not düşelim hemen. Peaky Blinders, Sherlock ve Endeavour gibi sevilen dizilerin yönetmeni olarak tanıdığımız Colm McCarty’yi yönetmen koltuğunda gördüğümüz filmin başrollerinde ise Gemma Arterton, Glenn Close ve Paddy Considine gibi usta oyuncular var. Tüm Sırların Sahibi Kız: Zombi Olmak İnsan Olmaktan Kötü mü? Çok da uzak olmayan bir gelecekte, İngiltere’deyiz. İnsanları etkisi altına alan ve zombiye dönüştüren bir virüs var karşımızda. Bu post apokaliptik dünyada bir grup asker, bilim insanı ve çocuğun zombilerden saklandığı bir askeri üsteyiz. “2. nesil” olarak adlandırılan ve virüsü anne karnında kaparak birer melez olarak doğan çocukların tutulduğu bir yer burası. Çocuklar bir yandan diğer zombilerden korunup bir yandan da eğitim görüyorlar çünkü insan etine duydukları açlığa karşın hâlâ düşünebilen ve hissedebilen varlıklar olmayı sürdürüyorlar. Film, çocukların tekerlekli sandalyelere kayışlarla bağlanarak askerler tarafından sınıflarına götürüldüğü sarsıcı sahnelerle açılıyor. Çocuklardan sorumlu askerlerin başında soğukkanlı ve zalim Çavuş Parks var. Öğrencilerini birer canavar değil insan olarak gören öğretmen Bayan Justineau’nun dersine konuk oluyoruz. Melanie adındaki kız öğrenci zekâsı, öğrenme aşkı ve duygusallığıyla diğer çocuklardan ayrılıyor. Öğretmeni Bayan Justineau’ya da onun anlattığı mitolojik hikâyelere de hayran. Özellikle Pandora’nın Kutusu’yla ilgili olana. Üste çocuklarla yaşayan bir diğer kişiyse virüsü yenecek bir aşı yapmaya uğraşan bilim insanı doktor Caldwell. Denekleri onun için birer çocuk değil, durumlarından etkilense de Bayan Justineau gibi onlara herhangi bir yakınlık duymuyor. Öğretmen ve bilim insanı arasında çocukların deneyler için harcanmasıyla ilgili etik tartışmalar sürerken üs zombilerin saldırısına uğruyor ve Melanie, Bayan Justineau, Dr. Caldwell ve Çavuş Parks’tan oluşan ekibimiz oradan kaçıp hayatta kalmak için zorlu bir mücadeleye girişiyorlar. Film de bu noktadan sonra klişeleri kırıp alışmadığımız bir yöne doğru ilerlemeye ve sürpriz bir finale yaklaşmış oluyor. Hayal etmekte bile zorlanacağımız distopyaların içinde geçip, tüm karanlığına ve umutsuzluğuna rağmen “seçilmiş kişi” sinin adeta bir süper kahramana dönüşmesi sayesinde mutlu sonla biten ve bu abartılı iyimserliği yüzünden inandırıcılığını kaybeden örneklerden epey farklı bir film var karşımızda. Başarılı atmosferi, görsel efektleri ve oyunculukları bir yana yarattığı anti-kahraman önemli. Tüm Sırların Sahibi Kız, yani Melanie, kurtarıcı görevi üstlenmek zorunda kalıyor sahip olduğu özellikler yüzünden. Ancak taşıdığı virüse rağmen kaybetmediği düşünsel gücü ve vicdanı onu bambaşka kararlar almaya zorluyor. Öğretmenine…

Yazar Puanı

puan - 75%

75%

75

Hayal etmekte bile zorlanacağımız distopyaların içinde geçip, tüm karanlığına ve umutsuzluğuna rağmen “seçilmiş kişi” sinin adeta bir süper kahramana dönüşmesi sayesinde mutlu sonla biten ve bu abartılı iyimserliği yüzünden inandırıcılığını kaybeden örneklerden epey farklı bir film var karşımızda.

Kullanıcı Puanları: 3.58 ( 3 votes)
75
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi