Jim Carrey’nin kariyerinin dönüm noktası kabul edilen, nice izleyiciyi kendisine bağlamış Truman Show, pek çok açıdan incelemeye tabi tutulmuş, nice okuma imkanını bünyesinde barındıran bir film. Genellikle Platon’un mağara alegorisi ve günümüz toplumunda mütemadiyen gözetlenerek yaşamamız -başka deyişle güvenlikleştirme- üzerinden ele alınan, nükteli yaklaşımıyla izleyiciyi çağdaş dünyayla ilgili düşüncelere sevk ettiği kadar da güldüren Truman Show, zamanının ötesinde pek çok unsurla donatılmış durumda.

Film yalnızca kendi küçük hikayesine kapıldığımız için değil, öngörülü oluşu bakımından da hiçbir zaman eskimiyor. 1999 yılında yani filmin vizyona girmesinden bir yıl sonra “Big Brother” serisinin hayata geçmesinden beri “Truman Show gerçek oldu/oluyor/olacak” başlıklı haberlerle karşılaşıp durmaktayız. 2000’lerin başında “Biri Bizi Gözetliyor” serisinin hayatımıza girmesi itibariyle Türkiye’de biz de konseptten pek uzağa düşmedik. Hepimizin içinde birilerinin hayatlarını dikizlemek şeklindeki gizli eğilim, 2000’lerin başında açığa çıktı ve her nasılsa, kuvvetlenerek varlığını sürdürdü. 2006’da Facebook’un herkese açık bir platform olmasıyla sosyal medya hepten hayatımızın bir parçası oldu ve işler boyut değiştirdi: doğan bütün çocuklar artık birer Truman. Doğdukları an, büyüdükleri yerler, ilk sevgilileri, en yakın arkadaşları, kısacası kimliklerini inşa eden her ne varsa, internet kullanmayı bilen herkesin erişimine açık hale geldi. Truman Show iyimserdi, alt tarafı senarist Andrew Niccol, herkesin zaten hali hazırda ebeveynleri tarafından istenmeyen bir çocuğun kurgulanmış bir evrende, herkesin gözleri önünde yaşayacağını varsaymıştı. Neredeyse bir 20 yıl kadar sonra, ebeveynlerinin o çocukları ne kadar istediği dahi, herkesin dikizlemesine açık hale geldi. Güvenlik ayarlarını “herkese açık”tan “sadece arkadaşlar”a  çevrilmesi, Truman gibi büyümelerine pek de mani olmayacak.

Çocuklar deyip durduğuma bakmayın, hepimiz hayatı böyle yaşar hale geldik, kimsenin interneti kapatıp kendini dağlara vurmasını beklemiyorum. Yine de kabul edelim, ortada en azından Truman Show’unki kadar net bir ironi, hatta kimsenin kurgulamadığı bir kara mizah var. Yine de toplumun bu noktaya gelebileceğini kestirmek için müneccim olmaya pek gerek yoktu ve pek çok yazar-çizer bunu yarattıkları cyber-punk atmosferlerle duyurdular. Big Brother serisine ismini kazandıran 1984’te, Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya”sında ve daha nicesinde yazarların hayalgüçleri bugünle özdeşleşen imgelemler yarattılar. Tek tek bu distopik kurguların hepsinde bugünümüzle örtüşen detaylar bulabiliyoruz. Truman Show için de vaziyet farklı değil. Her ne kadar televizyonun yerini dijital bir dünyanın alacağı öngörülememiş olsa da, filmdeki izleyiciler, bugünün internet kullanıcılarının bir bölümüyle fevkalade özdeşleşiyorlar. Hatta o kadar özdeşleşiyorlar ki, günümüzde çok popüler birkaç akademik kavram, Truman Show’da apaçık alegoriler olarak karşımıza çıkıyor demekte zorluk dahi çekmiyorum.

Dijital Aktivizm Nedir?

Ne olmadığıyla başlayalım: Redhack değil. Dijital aktivizm şeklinde kibarca Türkçeleştirilmiş olan kavram, esasında İngilizcede ciddi bir olumsuz anlamı da bünyesinde barındıran “Slacktivism”. Kibarlaştırmak kafa karıştırıcı olduğu için, anlamını tam karşılamayan ama oldukça benzeşen biraz cinsiyetçi bir deyim Türkçede hali hazırda mevcut: klavye delikanlılığı. Slack sözcüğü, tembel anlamına geliyor, yani slacktivizm, tembel aktivizm demek. Hani change.org’da imza kampanyası imzalamaya evrilmiş eylemliliğimiz var ya, tam olarak ondan bahsediyoruz.

Dijital aktivizmle ilgili tartışmalar sürmekte, hiç yoktan iyi mi, yoksa gerçek eylemliliklerimizi öldürüyor mu halen araştırma konusu. İngilizce jargonun tamamında da “slacktivizm” sözcüğü kullanılmıyor, çünkü bu sözcüğü seçmek, açıkça taraf olmak manasına geliyor. Taraf olmamak için değil, havalı ve anlaşılmaz ingilizce sözcükle yazıya başlamamak için ben başta bu nötr kullanımı seçtim ama bilin ki Truman Show’un şahane biçimde açıklık katacağı durum prekeryanın slactivizmin tuzağına nasıl düştüğü olacak.

Prekerya Nedir?

Hepinizin çok iyi bildiği ama tanımlamakta zorlandığı bir hadisenin akademik ismi. Gezi Direnişi bir orta sınıf direnişiydi diyenlerin ve gözlerini devirerek bakanların kesişim kümesi, bugün proleterya deyince işçi değil de emekçi demeye çalıştığını anlatanların can simidi, beyaz yakalının, öğrencinin, işsizin de dahil edildiği kapsamlı bir sınıfsal kimlik. Ekonomist Guy Standing’in kuramsallaştırdığı prekaryayı, Tanıl Bora şu şekilde tanımlıyor:

Güvencesiz çalıştırılan, deyim yerindeyse kronik geçici işlere mahkum, bir işe sahip olmakla işsizlik (veya işsizlik tehdidi) arasındaki müphem alanda bulunanlar… Bugün emek  süreçlerinin esnekleşmesiyle her iş güvencesizleşiyor, prekerleşiyor, böylece nesnel- potansiyel olarak bütün çalışanları prekaryaya dahil eden bir eğilim var. Bir de sömürüden bile dışlanan, “lüzumsuz” addedilen nüfus var ki, insanlığın çoğunluğunu oluşturuyor.

Antonio Negri ve Michael Hardt da Duyuru’da öğrencileri, entelektüelleri ve kentsel hizmet çalışanlarını “bilişsel prekarya” olarak tanımlamaktalar. Kısacası hepimizin güvencesiz olması, bize ortak bir sınıfsal kimlik kazandırıyor.

Truman Show’da Dijital Aktivizm Benzeri Göndermeler

Açıkçası, Truman Show, prekarya ve slacktivizm arasında bir bağın aslında olmaması lazım. Slacktivizm kelimesinin icadı 1995’lere uzansa da, kelimenin gerçek anlamda kullanımı 2001’i buluyor ve gerçekten popülerleşmesi 2010’lara kadar uzanıyor. Prekarya sözcüğüne gelirsek, her ne kadar 1980’lerde birkaç Fransızca makalede kullanımına rastlansa ve 1990’larda birkaç makalede rastlanmış olsa da, kelimeyi bugünkü anlamıyla kullanıma sunan 2011’de yayınlanmış olan Standing’in Prekarya: Yeni Tehlikeli Sınıf kitabı. Yani bir şekilde Truman Show, izleyicileri kurgulayışı itibariyle bizim bugün yeni keşfetmekte olduğumuz bu kavramları kapsayan ve açıklayan bir sembolizm yaratmayı başarmış durumda.

Filmde tanıştığımız ilk izleyiciler, barda çalışan iki kadındır. Eş zamanlı olarak Sylvia’yla tanışırız. Sylvia, Truman’a yaşadığı dünyanın aslında bir kurgu olduğunu anlatmaya çalışan, izleyiciler arasında bildiğimiz kadarıyla Sea Heaven’a girmiş tek karakterdir. Bar çalışanları arasında geçen konuşmalardan, Truman söz konusu olduğunda izleyicilerin gerçekle kurgu olanı onların da ayırt edemediği, Truman’ın gerçek, hayatının kurgu olduğunu bildikleri halde ikisinin kafalarda çoktan karışmış olduğunu anlarız. Bu arada barda çalışanların dışında, iyi giyimli müşterilerin de büyük bir heyecanla Truman Show’u izlediklerini gözlemleriz.

Programa sızan, yıllarca baba rolünü oynamış ve Truman’ın ölmüş olduğunu sandığı babasını görmek Truman’ı Sea Heaven’ın dışına çıkmaya cesaretlendirmiştir. Programın yönetmeni Cristof, Truman’ı babasıyla kavuşturarak bir taşla iki kuş vurur: hep Truman’ı zaptetmenin bir yolunu bulmuştur, hem de izleyicileri ekrana kitleyecek duygu yüklü anlar yaşanır. Bu esnada  birlikte şovu izleyen iki yaşlı kadın da ilk kez karşımıza çıkar. Tanıtım fragmanı olarak görünen sekansta şovun izlendiği işlek caddedeki bir ekran, festival sahnesi gibi mekanlar da karşımıza çıkar. Program üzerine yapılan bir tartışma programında, Truman’ın babası dışında da şova sızma girişiminde bulunanlar olduğunu öğreniriz ve bu bir tür güvenlik sorunu gibi sunulur. Bununla birlikte Negri ve Hardt’ın Duyuru’da duyurduğu arketiplerin hepsinin filmde yer aldığını fark ederiz: Güvenlikleştirilenler, borçlandırılanlar, medyalaştırılanlar ve son olarak temsil edilenler. Cristof ve Sylvia arasında geçen konuşmada politik sahnenin vazgeçilmezlerinden biri tekrar edilir: Haksızlıkla mücadele eden Sylvia’nın siniri, Cristof’un sakinliği ve demagojileri arasında onu haksızmış gibi gösterir. Cristof, Truman’ın isterse her şeyi yapabileceğini ama ona zaten olabilecek en iyi hayatın sunulduğunu söyler. Bu tartışma esnasında Sylvia’nın evinin pankartlar, afişler ve sloganlarla dolu olduğunu görürüz. Sylvia direnişi uğruna kendisini ateşe atmaktan hiçbir şekilde çekinmemektedir.

Buraya kadar saydığımız izleyiciler dışında küvetteki orta yaşlı bir adam, iki çocuklu bir anne, Asyalı bir aile, iki polis de çıkar karşımıza. Seyirci kitlesinin çeşitliliği için yaratılmış tüm bu karakterlerin en belirgin ortak noktası, bugün her birini prekaryanın bir parçası olarak görebilmemiz. Truman Show’u kendi hayatlarının vazgeçilmez bir parçası haline getirmiş bu insanlar, Truman’ın programı terk etmeyi başarmasıyla muazzam bir sevinç yaşarlar, programın sona ermesiyle beraber de hayatlarına geri dönerler. Sylvia hariç: O, Truman’a ulaşmak için koşarak evden çıkar.

Bugün internetteki davranışlarımızın önemli bir bölümü, Truman Show’daki seyircilerin davranışlarıyla örtüşmekte, bilhassa politik bir gaye güderek yaptıklarımız. İzlemeyi, takip etmeyi, bütün sorumluluktan kaçarken izlediklerimizi kimliğimizin önemli bir parçası olarak sunmayı çok iyi becerirken, korkularımız gerçekten eylemimizi, elimizi taşın altına koymamızı engeller hale geldi. İnternetteki politik aktifliğimizin başka alanlara yansımaması, fakat online platformlarda muazzam hareketli olmamız, bunun da dönüştürücü kuvvetinin olduğuna tümüyle inanmamız, bir tür vicdan mastürbasyonu. Şüphesiz ki, dijital aktivizm hiçbir şey yapmamaktan iyi, ama tek yaptığımız dijital aktivizm olunca, çevrimiçi platformların kullanımı tarafından desteklenen gerçek hareketlerin parçası olmadıkça, bize söylenen yalanlara inanmaya yatkın, sokaktaki direnişe uzak bireylere dönüşüyoruz.

Sylvia’nın diğer izleyicilerden farkı, kendini inandığı değerler doğrultusunda tehlikeye atmaktan çekinmemesi, Truman’ın bir gün özgürleşebileceğine inanması ve sevgisi ile inancı sayesinde bunun gerçekleşmesi için gereken araçları temin etmesi. Spinoza’cı şekilde dile getirirsek, kendisi ve Truman  için en iyi hayatı örgütlemesi. Bu esnada “marjinal bir azınlık” olarak ana akım medya tarafından yaftalanıyor olması gibi şeyler onu yıldırmadığı gibi, onun gibi Truman’ı sevdiğini söyleyenlerin aksine gerçekten Truman’ın kurtulmasını istiyor olmasıyla diğer herkesten ayrılsa da, herkesin çıldırmış gibi göründüğü bir evrende yalnızca sevginin ve hakikatin sayesinde kazanmayı başarıyor Sylvia. Diğer seyirciler ise etki yaratmaktan noksan bir biçimde, Sea Heaven’ın içine yerleştirilmiş oyunculardan farksız Truman’ı programda tutacak birer araç haline gelmiş oluyorlar. Yalnızca sanal platformlar üzerinden ilerleyen, gerçek yaptırımlardan uzak olan sahte-aktivizm biçimleri, uzmanlar tarafından incelenirken sık sık benzer biçimde anılmakta.

Truman Show, günümüzde hayatımızın merkezinde yer almaya başlayan ama ismini yeni yeni koymaya başladığımız meselelere ışık tutmuş gibi duruyor. Gerçek ve sanal olan arasındaki ayrımı yapmakta giderek zorlanan bireyler olarak, filmden çıkarabileceğimiz dersler hala var.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi