Nic Pizzolatto‘nun senaryosunu yazdığı True Detective dizisi, 1. sezonunda Matthew McConaughey ve  Woody Harrelson‘ın birbirine iki zıt karakter olan iki polis dedektifini canlandırdığı başarılı oyunculuk performanslarıyla, ilk sezonun tüm bölümlerini yöneten Cary Fukunaga’nın muazzam yönetmenliğiyle, izleyiciyi etkileyen atmosferiyle ve sembolizme dayalı anlatımıyla adından söz ettirmiş ve kısa sürede oldukça beğenilmişti. 2014 yılında HBO’da antoloji formatında bir dizi olarak yayın hayatına başlayan True Detective, o yıl kanalın en çok sevilen işlerinden biri olmuştu. Tek sezon ve sekiz bölüm şeklinde ekranlara gelmesi planlanan dizinin beklenmedik başarısı ikinci sezona zemin hazırlamıştı. Şimdi geriye dönüp True Detective’in ilk sezonuna bir kez daha bakacağız ancak bu sefer daha pesimist bir çerçeveden!

True Detective’de Pesimizmin Felsefesi

Her bir bireyin kendisini eşsiz ve hiç yok olmayacakmış gibi gördüğünü vurgulayan Rustin Cohle, bu vurgusuyla hayatın anlamsızlığını yer yer rahatsız edici olabilecek şekilde ortaya çıkarıyor. Evrimimizde bir yanlışlık olduğunu ve bu yanlışlığın bize farkındalık getirdiğini belirtiyor. Bu farkındalık ne yazık ki en büyük mutsuzluklarımızın kaynağı. Çok düşünme sebebiyle mutsuz olmak hatta depresyonla sonuçlanan psikolojik sıkıntılar yaşamanın tamamen bu farkındalık hissiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Kendi deneyimlerimden de yola çıkarak ne kadar meşgulsem ve ne kadar düşünemiyorsam, odağımı o kadar kendime çevirmemiş oluyorum. Odağım kendime döndüğünde ise orada çeşitli buhranları hazır bekler bir şekilde buluyorum. İşin kötüsü, en yakınından en uzağa herhangi bir arkadaşınızla konuştuğunuzda çok da farklı şeyler duymayacak olmanız. Modern dünyanın adeta pakete dahil bir sorunu olarak görebileceğimiz bu tür buhranlar, tüketerek mutlu olacağımız yanılgısına kadar gidiyor. Elbette yeni bir telefon ya da bilgisayar aldığımızda o mutluluk en fazla birkaç hafta sürüyor. (Bu pesimist yazının en optimist cümlesi de bu olsun, birkaç hafta bile sürmediğini hepimiz biliyoruz.)

Bu varoluşsal sancıların en önemli kaynağı ise ölüm korkusu, ölüm korkusu da en basit tabirle bireyin kendisine fazla önem vermesiyle ileri gelebiliyor. True Detective 1. sezonda Rust Cohle, bu konuya da değiniyor. Kurbanların fotoğraflarda gözlerine dikkatli bakıldığında bir rahatlama göreceğimizi söyleyen Rust, bu rahatlamanın sebebinin, her bir kurbanın hayatında ilk kez ölmenin o kadar da zor bir şey olmadığını anlamış olmasından ileri geldiğini söylüyor. Belki de True Detective dizisinin ilk sezonunu bu denli çok sevmemizin sebebi, bazen kendimize bile itiraf edemediğimiz düşüncelerimizin sevdiğimiz bir karakter aracılığıyla açıkça dile getirilmesidir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi