İlk iki bölümün yönetmenliğini yapan Justin Lin’in görevini tamamlamasıyla True Detective 2. Sezon 3. Bölüm, Janus Metz’e emanet edilmişti. Dizi, bir önceki haftaya göre daha sakin bir bölümle karşımızdaydı. Hikayeye yeni karakterlerin eklenmesiyle kafaları daha da karıştıran ve soruların üzerine yeni sorular ekleyen dizinin bu bölümünü mercek altına aldık.

***Bu yazı True Detective 2. Sezon 3. Bölümüyle ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

İkinci bölümün sonunda ölüp ölmediğini tartıştığımız Ray Velcoro’nun henüz yedisi okunmadan aslında ölmediğini öğrenerek bölüme başladık. Oldukça Lynch-vari (klişe ama öyle) bir sahneyle açılan bölümde Ray’in, pek normal olmadığını düşündüğümüz babası Eddie ile de karşılaşmış olduk. (Yeraltı Canavarı’ndan tanıdığımız Fred Ward ne kadar yaşlanmış değil mi?) Ray’in aslında plastik mermi ile vurulduğunu anlarken bu mermilerin isyanları bastırmak için polislerin kullandığı tarzda olduğu da vurgulanmış oldu. Bu bize atılmış bir yem midir bilmiyoruz ama öyle ya da böyle Ray’i ayakta görmek sevindirici oldu. Caspere’nin evindeki kameranın ve hard diskin bir anda kaybolması da o duvarların dili olsa ve konuşsalar, ne pis şeyler anlatacaklarının bir emaresi olarak okunabilir.

Bu olay üzerine Ray ve Ani arasındaki görev paylaşımı, yine gerilimi artıran bir unsur olarak karşımıza çıktı. Vinci ve Ventura arasındaki karşılıklı güvensizliğe dayanan ilişki uç noktalara kaydı. Hatta Ani’ye, gerekirse Ray ile ilişkiye girmesi bile ima edildi. Neyse ki karakterimiz İçişleri’nde veya gizli görevde olmadığı için (!) olay şimdilik o boyutlara gitmedi. Geçen bölümde bahsettiğimiz, Caspere’nin evindeki saldırının bizzat Ray tarafından tezgahlandığı iddiası bir kez daha kendisine yer buldu. Yine de Ani’nin söylediği gibi, elimizde bunu kanıtlayacak bir veri yok. Diğer yandan Ani’nin davaya derinlemesine sahip çıkması, Vinci’de de gerginlik yarattı. Özellikle belediye başkanı Austin Chessani’nin gösterdiği aşırı tepki, zaten dizinin en nefret edilen bu karakterinden iyice soğumamıza neden oldu. Üstüne bir de Ray’in kayıt dışı parasının olup olmadığının araştırılması ve eski eşinin müfettişler tarafından ziyaret edilmesi, ölümün kıyısından dönen karakterin hayatına tuz biber ekti. Yine de Ray’in bu olay üzerine sakin kalmasını takdir ettik.

Austin Chessani’nin Tuhaf Yaşamı

Ani ve Paul’ün, Austin’in evine yaptıkları izinsiz ziyaret ile belediye başkanının felaket yaşantısına tanık olduk. Austin’in oğlu Tony ve kızı Betty, babalarının yaptığı gizli saklı işlerin ortaya çıkmasında kilit rol oynayabilir. Ani, Betty’i bir harita üzerinden notlar çıkarırken yakaladı. Ayrıca Tony’nin “her türlü etkinlikler”i düzenlediğini öğrendik. Dizide sürekli bahsedilen partilerde neler olduğu sorusu ise gizemini koruyor. Caspere’nin evinden Austin’in geceleri saat 1-2 gibi aranmış olması da akıllara Caspere’nin kaybolduğu gece ile ilgili Austin’in söylediklerini hatırlattı. Austin, Caspere’nin partiden saat 11-12 civarı ayrıldığını ve yanında Tascha isimli bir hayat kadınının olduğunu söylemişti. O gece Caspere’nin evinden gerçekten kendisi mi yoksa Tascha mı telefon açmıştı, bilmiyoruz.

Paul ise bu bölümde de yeni bir gelecek yaratmak için çabalarını sürdürdü. Ani ile takıldıktan sonra Vinci’nin arka sokaklarında, Caspere’yi gören bir hayat kadını olup olmadığını araştırıyordu. Yollar onu Tascha’nın çalıştığı Lux Infinitum’a (Sonsuz Işık) götürdü. Bakalım her şeyin aydınlandığı yer burası mı olacak?

Son olarak Frank Semyon’u tüp bebek sahibi olmak için Jordan ile çalışırken yakaladık. Ereksiyon sorunu olan Frank’in –yeter artık- belki biraz da bunun siniriyle salon adamı çizgisinden çıktığına tanık olduk. Şüphesiz ki Santos’un dişlerini, yastık altına koymak için sökmeyen karakterimizin Osip ile olan ilişkisi de iyice çıkmaza girdi. Üstüne bir de yardımcılarından Stan’in, tıpkı Caspere gibi gözleri eritilmiş bir halde cesedinin ortaya çıkması, aynı çetenin ürünü bir cinayet izlenimi verdi. Jordan’ın ise erkeğinin arkasındaki kadın imajının pek dışına çıkamadığına tanık olmaya devam ediyoruz. Bakalım dizginleri ne zaman eline alabilecek?

Aslında Neler Oldu?

True Detective 2. Sezon 3. Bölüm ile ilgili en önemli gelişme, Catalyst Grup’un varlığının iyice belirgin hale gelmesiydi. İlk bölümde belirtildiği gibi Vinci’nin federal parası metro hattından geliyor ve o bölgeye sahip olan holdinglerin arkasında da Catalyst Grup var. Caspere’nin hem evinin hem de arabasının yine bu grup tarafından alındığın, birçok arazileri olduğunu biliyoruz. Caspere’nin cesedini taşıyan araç da yine onunla bağlantılı bir filmin setinden çalınıyor. Bölümün sonunda Ray ve Ani’nin kovaladığı maskeli kişiyi daha önce film setinde görmüş olabilir miyiz?

true-detective-maske-filmloverss

Fakat ne oldu da bir anda Caspere öldü ve Frank’in planları çıkmaza girdi? Bunun, Caspere’nin kasasından çıkan mavi elmaslar ile yakından bağlantılı olduğunu düşünebiliriz. Aslında tüm metro inşaatı konusunun derinlerinde bu elmasları elde etme çabasının olduğu ve Catalyst’ın bu uğurda herkesi gözden çıkarabileceği düşüncesi ön plana çıkıyor. Austin’in evinde ve önceki bölümlerde ise ofisinde gördüğümüz George W. Bush, Dick Cheney gibi üst düzey isimlerle çektirdiği fotoğraflar da organizasyonun boyutu hakkında bize bir fikir verebilir.

true-detective-mavi-elmaslar-filmloverss

True Detective 2. Sezon 3. Bölüm: Göndermeler Neyi İşaret Ediyor?

Organizasyonun polis ayağından ise Ray’in babasını evde ziyaret ettiği sekans aracılığıyla haberdar oluyoruz. Burada direkt bilgi verilmiyor ama bize yol gösteren bir gönderme var: Kirk Douglas’ın başrolde yer aldığı William Wyler filmi Detective Story. Filmde kurallarına oldukça bağlı, acımasız bir polis memu olan Jim McLeod’un aslında körü körüne inandığı değerlerin çoktan yıkıldığına şahit oluruz. Ray’in babası Eddie de, Douglas’ın karakteri McLeod gibi bu değerlerin elinden kayıp gittiğine tanıklık etmiş ve sonunda rozetini çöpe atmış. Eddie polis teşkilatındaki bozulmanın arkasında yatan iki olaydan bahsetti: İsyanlar ve O.J. Simpson olayı. Dizinin geçtiği bölge düşünülürse ilkinin, 1992 tarihli Los Angeles İsyanı olduğunu düşünebiliriz. Çünkü bu isyan Ventura’da; Rodney King isimli bir siyahinin, polisler tarafından darp edilmesi ve bu polislerin mahkemece suçsuz bulunmaları üzerine gerçekleşir. Amerikan futbolu oyuncusu ve aktör O.J. Simpson ise eşini ve onun bir arkadaşını öldürmekten dolayı suçlansa da, siyahlara ayrımcılık yapıldığı iddiası üzerinden ülke çapına yayılan bir aklanma davasının sonucunda suçsuz bulunur. İki olayda da kurban olarak gösterilen siyahi bireyler üzerinden polis teşkilatında tasfiyeler gerçekleşmiştir ve Eddie’nin özlemini duyduğu teşkilat yıkıma uğramıştır. Böylece polislik mesleğinin kirlendiğini ve günümüzdeki noktaya geldiğini düşünür. Bunun muhafazakar bir bakış açısı olduğunu kabul etmekle birlikte Eddie’nin, siyah polis şefi Holloway’i övdüğüne dikkat çekebilirim. Bu açıdan Holloway’in olaylara karşı takınacağı tutum, bu konuda daha açıklayıcı olacaktır.

Son olarak Paul’ün sürekli bahsettiği Black Mountain olayı ile ilgili bilgi dağarcığımız biraz daha genişledi. Paul’ün arkadaşıyla buluştuğu sahnede Al-Awjar’a yakın bir köyden bahsediliyor. Paul ve arkadaşı bölüklerini kaybetmişler ve üç gün bu köyde kalmışlar. Orada yaşananlar hala bir muamma olsa da Paul’ün cinsel yönelimleri ile bağlantılı olduğu kesin. Karakterin, savaş sonrası içinde bulunduğu çöküş düşünülürse bölümde bir süreliğine gözümüze çarpan American Sniper afişi de anlam kazanıyor. Karakteri canlandıran Taylor Kitsch’in sözlerine bakacak olursak dördüncü ve beşinci bölümlerde her şey anlam kazanacak.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi