Geçtiğimiz hafta 2. sezonunun ilk bölümüyle ekranlara yeniden merhaba diyen True Detective, oldukça farklı uçlarda eleştiriler almış; hem övgüye hem de bolca yergiye mazhar olmuştu. True Detective 2. Sezon 2. Bölüm itibarıyla söyleyebiliriz ki bu eleştirilerin zamanla iyi tarafa kayması için elimizde veriler oluşmaya başladı.

***Bu yazı True Detective 2. Sezon 2. Bölümüyle ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içermektedir.***

Sadece televizyondan izlenme paylarını ele alırsak yeni sezonun ilk bölümü “Western Book of The Dead”, ABD’de 3,5 milyona yakın kişiye ulaştı. Pazar günü yayınlanan “Night Finds You” ise 3 milyonun biraz üzerinde bir izleyici tarafından takip edildi. İlk bölümlerden sonra bu düşüş genelde karşılaştığımız bir durum ve büyük ihtimal, dizinin sezon boyunca 2,5 milyon civarı bir izleyici tarafından takip edileceğini öngörebiliriz. Fakat bu rakamın bile ilk sezonun izlenme oranlarının çok üstünde olduğu düşünülürse dizinin, sürekli yeni takipçi kazandığı da aşikar. Doğal olarak bu oranın korunması için de Pizzolatto’nun bize vadettiği anlatım derinliğine ulaşması gerekiyor.

“Night Finds You”nun açılış sahnesinin de bunu amaçladığı belli. Oyunculuğu nedeniyle çokça eleştirilen Vince Vaughn’un canlandırdığı Frank Semyon karakterinin çocukluğuna indiğimiz ve mavi tonların soğukluğu eşliğinde ürkütücü bir anısını dinlediğimiz bu sahne, etki anlamında amacına ulaşıyor. Konu True Detective olunca sadece sekiz bölüm izleyeceğimizi hepimiz biliyoruz ve bu sürede bolca karaktere sahip olan bir dizinin müthiş karakter derinlikleri yakalaması, oldukça zor bir süreç.

True Detective 2. Sezon 2. Bölüm: Yollar Kadar Karmaşık Ağlar

İlk bölümün sonunda ölü bulunan Ben Caspere’nin cinayet nedeninin aydınlatılması süreci, işlerin daha karmaşık bir hal almasına neden oluyor. Amerikan filmlerinden çokça tanıdık gelen yetki tartışmalarının –kahrolası federaller!- yanı sıra tüm birimlerin, kirli ilişkiler nedeniyle birbirlerine şüpheyle yaklaşmaları da ayrı bir gerilim yaratıyor. Bu gerilimin şu ana kadar Ray Velcoro-Ani Bezzerides ilişkisinde cisimleştiğini görebiliyoruz. İkili arasında ufak çapta başlayan atışmaların derininde; Ray’in cinayeti araştırırken, Frank’in zarar görmemesi için gizli tutması gereken gerçekler ile Ani’nin kişisel sorunlarının yattığını söyleyebiliriz. Herkesin beklentisi elbette ki ikili arasında bir yakınlaşma olacağı yönünde, zira dizi de bu ortaklığın temelini oldukça kısa bir sürede biçimlendirmiş ve izleyiciye pek sorgulama alanı tanımamış. “Cesedi bulan cinayeti araştırır” gibi bir çıkış noktası pek inandırıcı değil ama öyle olmasa izleyecek bir dizi de kalmazdı. İkilinin uyumu hakkında fikir belirtebilmek için 1-2 bölüme daha ihtiyacımız olacaktır çünkü Frank’in diziye sağlam girişinin aksine bu ikili hakkındaki bildiğimiz şeyler henüz muğlak. İkinci bölümde şu ana kadar en fazla hayal kırıklığına uğradığımız karakter ise Taylor Kitsch’in canlandırdığı Paul Woodrugh oldu. Annesi ile olan ilişkisi üzerinden çocukluğu konusunda birkaç klişe fikir edinebildik. Aynı şekilde ilk bölümde de sözü geçen Black Mountain görevi de gizemini koruyor. Los Angeles’a gittikten sonra ise karakter, cinsel yönelimleri açısından soru işaretleri uyandırmaya başladı.

Kuş Maskesi Nereye Dayanıyor?

Gelelim bölümün şok edici sonuna. Ben Caspere cinayeti araştırılırken, Caspere’nin genç kızlara olan zaafına ve ilişkideki pasif konumuna dikkat çekildi. Hatta Velcoro’nun deyimiyle “merhamet vuruşu”na kurban giden Caspere üzerinden “alın size bir iktidarsız daha” diye bağırıldığını duyabildik. Velcoro, Caspere’nin darmadağın edilmiş evinin dışında, Hollywood’da bir evi daha olduğunu öğrendi ve buraya gittiğinde kuş maskeli biri tarafından pompalı tüfekle vuruldu. Öncelikle iki kez –biri oldukça yakından- vurulmasına karşın Velcoro’nun dizide sekiz bölüm daha yer alacağını hepimiz biliyoruz. Bu dakikadan sonra ölüler dünyasından mı seslenir bilinmez –gerçi çok önceden internete düşen görsellere ve fragmanlara baktığımız zaman onu bile söyleyemeyiz- ama Velcoro bir şekilde bizimle olmaya devam edecek. Lakin asıl dikkat çekici nokta, dizideki referansların artması ve bizlere bağlantılar sunmaya başlaması ki hepimizin Pizzolatto’dan beklentisi de bu yöndeydi.

Kuş maskesi, bölümün sonunda ortaya çıkışıyla ürkütmüş olabilir ama ilk iki bölümü göz önünde bulundurursak yabancı bir figür değil. İlk bölümün henüz başlarında, Caspere arabaya bindirildiğinde şoför koltuğunun yanında bir kuş maskesi görmüştük. İkinci bölümdeyse Ray ve Ani, Dr. Pitlor’un ofisine gittiğinde Ray’in hemen arkasında asılı duran, bir kuş figürünün yer aldığı tabloyu görüyoruz. Bunu tamamlayan unsur ise Ani’nin gözünden gördüğümüz ve birkaç saniye boyunca bize yakından gösterilen, vajinayı hatırlatan bir cisim. Böylece Antik Yunan ve Mısır öğretilerine dayanan, kült bir örgütlenme ile karşı karşıya olduğumuzu tahmin edebiliriz. Caspere’nin ve tüm karakterlerin cinsel zaafları; bahsettiğimiz cisim ve Ani ile Dr. Pitlor arasında geçen “Good People” tarikatı üzerinden ele alınırsa da, bu örgütlenmenin insan ticareti ve seks işçiliği suçları işleyen bir tarikatı işaret ettiğini iddia edebiliriz. Bununla ilgili en güçlü delil, Ani’nin babası tarafından yönetilen dini enstitünün adının Panticapaeum olması. Antik Yunan’da Kırım sahilinde bulunan bu şehrin en büyük gelirinin, köle ticaretinden sağlandığı biliniyor.

Ray, Osiris’in Huzurunda Mı?

İlk bölümle ilgili incelememde Antigone ismi üzerinden Antik Yunan’a yapılan göndermeden bahsetmişken ikinci bölümün bir sahnesinde Ray ile Frank köprü altında konuşurken hemen arkalarında Antik Yunan’dan temsili bir gravür görüyoruz. Üstüne bir de ilk bölümün isminin “Western Book of The Dead” olduğunu ve bu ismin Mısır Ölüler Kitabı’nın farklı bir yorumunu içerdiğini söyleyebiliriz. Ray’in ölüp ölmediği konusuna bir de iyi ve kötü alışkanlıklar üzerinden Ani ile yaptığı sohbet açısından bakmak mümkün. Ray, iyi ve kötü alışkanlıklardan söz ederken kötü alışkanlıklarını sürdürdüğünü söylüyor. Ray’in ölümün kıyısında olması ise; Mısır Ölüler Kitabı’nda anlatılan, ölen kişinin kalbi ile iyilik oranının tartılmasını hatırlatıyor. Burada karar verici tanrı Osiris’in, ölümsüz yaşam için diriliş tanrısı olması ve Ani’nin Ray’e, “Bana ne kadar yoldan çıktığını söyle” demesi üzerine bambaşka bir Ray ile karşılaşabiliriz. Zaten bu bölümde kendisini, barda Frank’e kafa tutarken görüyoruz. Frank’in Ray’den bahsederken sarf ettiği “O bitik Velcoro’nun Rockford gibi olayı çözmesini mi bekleyeceğim?” sorusunda gönderme yapılan Rockford’un, 1970’lerde James Mason’ın başrolde yer aldığı The Rockford Files dizisinin kahramanı olduğunu hatırlatmakta fayda var. Çünkü o cinayetlerin çözülmesine katkıda bulunan Rockford, aslında eskiden hüküm giymiş bir suçluydu. Yani herkes için bir umut var!

Yeni Bölüme Yeni Yönetmen

Tabii üçüncü bölümde hikaye, bahsettiğimiz tüm bu konulardan alakasız yerlere kayabilir. Fragmandan gördüğümüz kadarıyla bu bölüm, Paul ve Frank ağırlıklı olacak. Kuş adam sahnesini bizzat Ray’in kendisinin düzenlediğini iddia eden izleyiciler de –Ray’in yerdeki kana rağmen gardını düşürmesi- var. Fakat önemli olan; True Detective’in yeniden, hikayenin derinlerine inmemiz için bize yol gösteren ve ipuçları bırakan bir dizi haline gelmeye başlaması. İlk iki bölümün yönetmenliğini üstlenen Justin Lin’in yerine üçüncü bölümde Danimarkalı yönetmen Janus Metz Pedersen’in yer alacağını hatırlatalım. Pedersen’i; 2010 yılında çektiği ve Cannes Film Festivali Uluslararası Eleştirmenler Birliği’nden ödülle döndüğü belgeseli Armadillo ile hatırlıyoruz. Afganistan’da görev alan Danimarkalı askerleri takip eden belgesel, bizzat savaş alanından çekilen görüntüleri ve askerlere yapılan yakın plan çekimlerle yarattığı dramatik gücü ile çokça övülmüş ve eleştirilmişti. Bu açıdan, yeni bölümde yenilikler ile karşılaşabiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi