Blockbuster filmlerin eleştirmenler tarafından hiç sevilmeyen ama genel izleyici nezdinde her daim karşılığını bulan yönetmeni Michael Bay beşinci ve kendisinin yönettiği son Transformers filmiyle yeniden karşımızda. Aksiyon anlayışıyla çoğu zaman başımızı ağrıtan, kimi zaman gözlerimizi yorgunluktan haşat edecek hale getiren ama sinemadan yorgun argın çıkmayı kendisine suçlu bir zevk edinmiş kitlesini de eğlendirmeyi bilen Bay’ın bugüne kadar çektiği dört Transformers filminin bütçesi 755 milyon dolar, getirdiği gişe hasılatı ise 3,7 milyar dolardı. Serinin her filminde bütçe daha da arttı, eleştirmenlerin geneli her yeni filmi bir öncekinden daha çok yuhalarken gişe hasılatları da tam aksini göstererek zirveye çıktı. Sinemada yüksek bütçeli aksiyon/eğlence/fantezi filmlerinin günümüzdeki en büyük ekol sahibi yönetmenleri kuşkusuz James Cameron, Peter Jackson ve Steven Spielberg. Michael Bay ise hiçbir zaman bu üç yönetmen kadar saygı görmedi. Elbette bunda Cameron, Spielberg ve Jackson’ın devasa bütçelerle gişenin altını üstüne getirmelerinin yanı sıra sinema tarihine armağan ettiği başyapıtların payı büyük. Bay’ın ise başyapıtı bıraktık, iyi film olarak kabul görülen bir filmine rastlamak bile zor. Lakin, şurada Bay’ın hakkını yememek gerekiyor ki, Armageddon, Pearl Harbor, The Rock, Bad Boys ve The Island dalga geçeni olduğu kadar seveni de olan filmler. Yalnız bu sevgi “başyapıt” mertebesinde değil, ister suçlu zevk diyelim, ister sadece eğlence. Bay filmlerinde ne kadar saçmalık, mantık hatası, devasa patlamalar, kulaklarımızı hissedemediğimiz ses efektleri, gözlerimizi yoran devasa bir curcuna olsa bile bunlar yapım kalitesiyle kendisini izlettiren işler oluyor. Bay’ın amacı belki de hiçbir zaman bir başyapıt ortaya koymak olmadı –bu konuda belki Pearl Harbor tartışılabilir- , teknolojinin geldiği son noktayla aksiyonun dozunu en uç noktalara çıkarmak, görsel ve işitsel olarak seyirciye devasa bir eğlence paketi sunmayı amaçlamaktan başka bir misyonu olmadığını da sinema anlayışıyla her daim belli etti. Bay, hatta 10 yılını verdiği Transformers serisinin arasına 26 milyon dolar gibi kendisi için “arthouse!” kalabilecek bir bütçeyle belki de en iyi filmi olan Pain & Gain’e bile imza attı. Dolayısıyla Bay’a dünyanın en kötü yönetmeni unvanlı Uwe Boll muamelesi yapmak, ne çekerse çeksin 5 üzerinden 0,5 ya da 1 yıldız vermenin artık kötücül bir hale geldiğini söylemek mümkün. Aynı tepkiler elbette serinin son filmi olan Transformers: The Last Knight için de geldi. Peki, The Last Knight serinin neresinde duruyor ve Bay’ın kendi evreni içinde arzuladığı görkemli final gerçekleşti mi? Transformers 5: Son Şövalye: “Pat, Çat, Bum, Güm; Güm, Bum, Çat, Pat!” Transformers serisinin ilk üç filminin başrolünde yer alan Shia LaBeouf’un dördüncü filmde yerini Mark Wahlberg’e bırakması açıkçası pek olumlu sonuç vermemişti. Zaten Wahlberg’e alışmakta zorlanan seyirci serinin ilk üç filminin önemli isimlerinden Josh Duhamel, John Turturro ve Tyrese Gibson’ı da filmde bulamamış, kabak tadı verdiği ilan edilen seri gişede üçüncü filmin de altına düşerek serinin en zayıf halkası olarak hafızalara kazınmıştı. Beşinci filmden sonra seriyi kendisinin devam ettirmeyeceğini açıklayan Bay, yönettiği son Transformers filmini bir nevi epik final şeklinde tasarlamış. Belki LaBeouf’e bir ‘cameo’ yaptırmamış ama Duhamel - Turturro’yu geri getirmiş, Wahlberg’e izleyiciyi daha bir ısındırmış ve Kral Arthur efsanesinden Naziler’e, uzayın uçsuz bucaksızlığından denizaltının derinliklerine, Merlin’den Da Vinci Şifresi benzeri bir maceraya kadar bir sürü şeyi saçma sapan bir şekilde…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Eğlendirme misyonunu 10 yıldır olduğu gibi baş dönmesi ve göz yorması aracılığıyla yerine getiren Transformers 5, ne yılın en kötü filmi, ne de serinin en kötüsü. Nasıl ki Yüzüklerin Efendisi serisi Peter Jackson olmadan düşünülemezse Transformers dünyası da Michael Bay olmadan düşünülemez. Biri sinema tarihine adını yazdıran bir başyapıt, diğeri alay edilen bir seri olsa bile. Michael Bay yorucu seyirler diler!

Kullanıcı Puanları: 3.67 ( 10 votes)
50

Blockbuster filmlerin eleştirmenler tarafından hiç sevilmeyen ama genel izleyici nezdinde her daim karşılığını bulan yönetmeni Michael Bay beşinci ve kendisinin yönettiği son Transformers filmiyle yeniden karşımızda. Aksiyon anlayışıyla çoğu zaman başımızı ağrıtan, kimi zaman gözlerimizi yorgunluktan haşat edecek hale getiren ama sinemadan yorgun argın çıkmayı kendisine suçlu bir zevk edinmiş kitlesini de eğlendirmeyi bilen Bay’ın bugüne kadar çektiği dört Transformers filminin bütçesi 755 milyon dolar, getirdiği gişe hasılatı ise 3,7 milyar dolardı. Serinin her filminde bütçe daha da arttı, eleştirmenlerin geneli her yeni filmi bir öncekinden daha çok yuhalarken gişe hasılatları da tam aksini göstererek zirveye çıktı.

Sinemada yüksek bütçeli aksiyon/eğlence/fantezi filmlerinin günümüzdeki en büyük ekol sahibi yönetmenleri kuşkusuz James Cameron, Peter Jackson ve Steven Spielberg. Michael Bay ise hiçbir zaman bu üç yönetmen kadar saygı görmedi. Elbette bunda Cameron, Spielberg ve Jackson’ın devasa bütçelerle gişenin altını üstüne getirmelerinin yanı sıra sinema tarihine armağan ettiği başyapıtların payı büyük. Bay’ın ise başyapıtı bıraktık, iyi film olarak kabul görülen bir filmine rastlamak bile zor. Lakin, şurada Bay’ın hakkını yememek gerekiyor ki, Armageddon, Pearl Harbor, The Rock, Bad Boys ve The Island dalga geçeni olduğu kadar seveni de olan filmler. Yalnız bu sevgi “başyapıt” mertebesinde değil, ister suçlu zevk diyelim, ister sadece eğlence. Bay filmlerinde ne kadar saçmalık, mantık hatası, devasa patlamalar, kulaklarımızı hissedemediğimiz ses efektleri, gözlerimizi yoran devasa bir curcuna olsa bile bunlar yapım kalitesiyle kendisini izlettiren işler oluyor. Bay’ın amacı belki de hiçbir zaman bir başyapıt ortaya koymak olmadı –bu konuda belki Pearl Harbor tartışılabilir- , teknolojinin geldiği son noktayla aksiyonun dozunu en uç noktalara çıkarmak, görsel ve işitsel olarak seyirciye devasa bir eğlence paketi sunmayı amaçlamaktan başka bir misyonu olmadığını da sinema anlayışıyla her daim belli etti. Bay, hatta 10 yılını verdiği Transformers serisinin arasına 26 milyon dolar gibi kendisi için “arthouse!” kalabilecek bir bütçeyle belki de en iyi filmi olan Pain & Gain’e bile imza attı. Dolayısıyla Bay’a dünyanın en kötü yönetmeni unvanlı Uwe Boll muamelesi yapmak, ne çekerse çeksin 5 üzerinden 0,5 ya da 1 yıldız vermenin artık kötücül bir hale geldiğini söylemek mümkün. Aynı tepkiler elbette serinin son filmi olan Transformers: The Last Knight için de geldi. Peki, The Last Knight serinin neresinde duruyor ve Bay’ın kendi evreni içinde arzuladığı görkemli final gerçekleşti mi?

Transformers 5: Son Şövalye: “Pat, Çat, Bum, Güm; Güm, Bum, Çat, Pat!”

Transformers serisinin ilk üç filminin başrolünde yer alan Shia LaBeouf’un dördüncü filmde yerini Mark Wahlberg’e bırakması açıkçası pek olumlu sonuç vermemişti. Zaten Wahlberg’e alışmakta zorlanan seyirci serinin ilk üç filminin önemli isimlerinden Josh Duhamel, John Turturro ve Tyrese Gibson’ı da filmde bulamamış, kabak tadı verdiği ilan edilen seri gişede üçüncü filmin de altına düşerek serinin en zayıf halkası olarak hafızalara kazınmıştı. Beşinci filmden sonra seriyi kendisinin devam ettirmeyeceğini açıklayan Bay, yönettiği son Transformers filmini bir nevi epik final şeklinde tasarlamış. Belki LaBeouf’e bir ‘cameo’ yaptırmamış ama Duhamel – Turturro’yu geri getirmiş, Wahlberg’e izleyiciyi daha bir ısındırmış ve Kral Arthur efsanesinden Naziler’e, uzayın uçsuz bucaksızlığından denizaltının derinliklerine, Merlin’den Da Vinci Şifresi benzeri bir maceraya kadar bir sürü şeyi saçma sapan bir şekilde Transformers hikayesine yedirmiş. Evet, tabii ki saçma sapan. Transformers’ta ne zaman mantık aradık ki? Eğer serinin son filmini fazla gürültülü diye eleştireceksek zaten tüm filmleri gürültülüydü, 149 dakika olduğu için eleştireceksek serinin ilk filmden sonraki en kısa ikinci filmi olduğunu hatırlatmak gerekecek, senaryonun saçmalığından ya da esprilerin bayatlığından dem vuracaksak yeniden söyleyelim, Transformers her zaman böyle bir seriydi!

Transformers 5: Son Şövalye, Kral Arthur döneminde başlayan, Merlin’in, Transformers’ın ve üç başlı ejderhanın da dahil olduğu görkemli bir savaş sahnesiyle etkili bir açılış yapıyor. Bundan sonrası IMAX’te daha çok keyfi çıkan görsel ve işitsel bir curcuna, bilge görünümüyle her zaman saygı duyarak izlediğimiz bir Anthony Hopkins, “Transformers güzeli” sırası Megan Fox, Rosie Huntington-Whiteley ve Nicola Peltz’den sonra kendisine gelen İngiliz aktris Laura Haddock, Wall-E duygusallığı entegre edilmiş ufak bir robot ve bolca metal parçaları…

Eğlendirme misyonunu 10 yıldır olduğu gibi baş dönmesi ve göz yorması aracılığıyla yerine getiren yeni Transformers filmi ne yılın en kötü filmi, ne de serinin en kötüsü. Nasıl ki Yüzüklerin Efendisi dünyası Peter Jackson olmadan düşünülemezse Transformers dünyası da Michael Bay olmadan düşünülemez. İlki sinema tarihine adını yazdıran bir başyapıt, diğeri ise çoğu kişinin alay ettiği bir seri olsa bile. Michael Bay yorucu seyirler diler!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi