“Bazen burada birinin peşine düşmek iyi olmayabilir”. Ghulhamali (Muhammed Cangören)’nin başrolümüz Azra (Öykü Karayel)’e kurduğu bu cümle Azra’yı etmediği gibi bizleri de hiçbir zaman ikna edemiyor. Çünkü Gözde Kural’ın ilk filmi niteliğini taşıyan Toz, sadece birilerinin değil aynı zamanda kendi benliğinin peşine düşerek çıkılmış bir yol filmi. Gözde Kural’ın yazarlığını ve yönetmenliğini üstlenerek seyircisine kendisini tanıma fırsatı verdiği Toz, kamera hareketleri ile seyircisini bir an olsun rahat bırakmayan, Afganistan’da geçen hikayesinden bize verilenden daha fazlasını beklediğimiz, henüz rüzgara dönüşememiş bir feminizm esintisi. Filmin defalarca altını çizdiği üzere, film boyunca seyircinin düşebileceği en büyük hata medeni düzenden uzak bu distopyada mantık aramak ancak ironik de olsa bir yandan aramaktan da asla vazgeçmemek. Zira filmin geçtiği Afganistan, dışarıdan gelen, medeni olarak adlandırılabilecek hukuk düzenine alışkın birisi için otantik ancak yabancı bir distopya. Azra’nın annesinin vasiyeti üzerine ayak bastığımız bu distopya, zamanla başrolümüz ve bizler için gerçek benliğimizin en derinlerini, çekirdeğini oluşturuyor, bu yabancı dünya birden bire başarılı bir şekilde kendi hikayemize dönüşüyor. Film, bir ölüm olayıyla başlıyor dolayısıyla sonlanmış bir hikayeyi takip ediyor. Azra, Emir (Beran Soysal) ve Ahmet’in annelerini kaybetmenin acısını kendilerine özgü biçimlerde yaşayışlarını izlerken seyirci, karakterler hakkında izlenim sahibi olmaya, onları yakından tanımaya çalışıyor. Kadın karakter Azra, izleme alışkanlıklarımızla ters düşerek aklı başında, hayatının kontrolü elinde olan kardeş olarak gösteriliyor. Bu durum, filmin bizleri kadın karakterini resmediş biçimi ve feminist bakış açısı konusunda şaşırttığı ilk noktası olarak kalmıyor. Afganistan’da çekilmiş olması gerçeğine ek olarak, her ne kadar kimi zaman yeteri kadar güçlü olamasa da edinmek istediği feminist yaklaşımı da film için ayrıştırıcı bir özellik olarak gösterilebilir. Mantığa Uzak Topraklarda Bir Mantık Arama Hikayesi: Toz Film, medeniyetin tadını almışların kimliklerini bulmaya çalıştıkları vahşi dünyada kaldıkları tezat durumu seyircisine bütün çıplaklığı ile veriyor ve seyircisini iki dünya arasında duran belli belirsiz ancak çok kalın çizgiyi fark etmeye zorluyor. Azra, annesinin vasiyeti üzerine Afganistan’a, Kabil’e gitmek üzere yola çıkar fakat Afganistan en çok da siyasi sebeplerden ve hakimiyeti altında bulunduğu savaş koşullarından ötürü yaşam standartları yüksek olan bir coğrafya değil. Ancak film, bu durumun siyasi boyutlarından çok, insanlara odaklanarak bizlere bu koşulları kanıksamış insanların karakterlerindeki değişimi inceleme şansı tanıyor. Savaş koşullarını günlük yaşam biçimi olarak benimseyen, artık kafalarını çevirip düşen bombaların düştükleri yöne bile bakmayan bu insanlar, kimi zaman insan hayatı üzerine bahse girip sadece kazanmak için, kimi zaman ise hoşlanmadıkları bir insanı tanıdıkları için hayat sonlandırabiliyor, sadece nargilelerini istedikleri gibi getirmedikleri için eşlerine şiddetle öfke kusabiliyorlar. Film, seyircisini görmeyi reddettiği bu dünyanın gerçekleri ile yapayalnız bırakıyor. Bu anlamda filmin ve seyircisiyle ilk buluşmasında bu durumu gözler önüne sermeyi tercih eden Gözde Kural’ın her şeyden önce cesur kelimesiyle iç içe olduğunu söyleyebiliriz. Düzen kavramından uzak bu kaos içerisinde bizlere sımsıkı tutunup takip edebileceğimiz tek karakter olarak bir kadını vermesi ise geleneksel sinemanın gereklilikleri düşünüldüğünde kendisi ile özdeşleşen cesur kelimesinin bir kez daha altını çiziyor. Gözde Kural, Ghulhamali’nin sindirdiği eşi, görünüşünden utanan kızları Ayşe ile yaşadıkları eve sindirilmemiş, özgüveni yerinde Azra’yı yerleştirerek toplumsal ve kültürel farklılıkların etkileri altında kadınların karakterleri arasında oluşan tezatlıkları açıkça ortaya koyuyor. Azra, bir kadın karakter olarak film boyunca…

Yazar Puanı

puan - 57%

57%

Gözde Kural’ın yazarlığını, yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlenerek seyircisine kendisini tanıma fırsatı verdiği ilk uzun metrajlı filmi Toz, beklentilere cevap veremeyen cesur bir girişim.

Kullanıcı Puanları: 4.88 ( 2 votes)
57

“Bazen burada birinin peşine düşmek iyi olmayabilir”. Ghulhamali (Muhammed Cangören)’nin başrolümüz Azra (Öykü Karayel)’e kurduğu bu cümle Azra’yı etmediği gibi bizleri de hiçbir zaman ikna edemiyor. Çünkü Gözde Kural’ın ilk filmi niteliğini taşıyan Toz, sadece birilerinin değil aynı zamanda kendi benliğinin peşine düşerek çıkılmış bir yol filmi. Gözde Kural’ın yazarlığını ve yönetmenliğini üstlenerek seyircisine kendisini tanıma fırsatı verdiği Toz, kamera hareketleri ile seyircisini bir an olsun rahat bırakmayan, Afganistan’da geçen hikayesinden bize verilenden daha fazlasını beklediğimiz, henüz rüzgara dönüşememiş bir feminizm esintisi.

Filmin defalarca altını çizdiği üzere, film boyunca seyircinin düşebileceği en büyük hata medeni düzenden uzak bu distopyada mantık aramak ancak ironik de olsa bir yandan aramaktan da asla vazgeçmemek. Zira filmin geçtiği Afganistan, dışarıdan gelen, medeni olarak adlandırılabilecek hukuk düzenine alışkın birisi için otantik ancak yabancı bir distopya. Azra’nın annesinin vasiyeti üzerine ayak bastığımız bu distopya, zamanla başrolümüz ve bizler için gerçek benliğimizin en derinlerini, çekirdeğini oluşturuyor, bu yabancı dünya birden bire başarılı bir şekilde kendi hikayemize dönüşüyor. Film, bir ölüm olayıyla başlıyor dolayısıyla sonlanmış bir hikayeyi takip ediyor. Azra, Emir (Beran Soysal) ve Ahmet’in annelerini kaybetmenin acısını kendilerine özgü biçimlerde yaşayışlarını izlerken seyirci, karakterler hakkında izlenim sahibi olmaya, onları yakından tanımaya çalışıyor. Kadın karakter Azra, izleme alışkanlıklarımızla ters düşerek aklı başında, hayatının kontrolü elinde olan kardeş olarak gösteriliyor. Bu durum, filmin bizleri kadın karakterini resmediş biçimi ve feminist bakış açısı konusunda şaşırttığı ilk noktası olarak kalmıyor. Afganistan’da çekilmiş olması gerçeğine ek olarak, her ne kadar kimi zaman yeteri kadar güçlü olamasa da edinmek istediği feminist yaklaşımı da film için ayrıştırıcı bir özellik olarak gösterilebilir.

Mantığa Uzak Topraklarda Bir Mantık Arama Hikayesi: Toz

Film, medeniyetin tadını almışların kimliklerini bulmaya çalıştıkları vahşi dünyada kaldıkları tezat durumu seyircisine bütün çıplaklığı ile veriyor ve seyircisini iki dünya arasında duran belli belirsiz ancak çok kalın çizgiyi fark etmeye zorluyor. Azra, annesinin vasiyeti üzerine Afganistan’a, Kabil’e gitmek üzere yola çıkar fakat Afganistan en çok da siyasi sebeplerden ve hakimiyeti altında bulunduğu savaş koşullarından ötürü yaşam standartları yüksek olan bir coğrafya değil. Ancak film, bu durumun siyasi boyutlarından çok, insanlara odaklanarak bizlere bu koşulları kanıksamış insanların karakterlerindeki değişimi inceleme şansı tanıyor. Savaş koşullarını günlük yaşam biçimi olarak benimseyen, artık kafalarını çevirip düşen bombaların düştükleri yöne bile bakmayan bu insanlar, kimi zaman insan hayatı üzerine bahse girip sadece kazanmak için, kimi zaman ise hoşlanmadıkları bir insanı tanıdıkları için hayat sonlandırabiliyor, sadece nargilelerini istedikleri gibi getirmedikleri için eşlerine şiddetle öfke kusabiliyorlar. Film, seyircisini görmeyi reddettiği bu dünyanın gerçekleri ile yapayalnız bırakıyor. Bu anlamda filmin ve seyircisiyle ilk buluşmasında bu durumu gözler önüne sermeyi tercih eden Gözde Kural’ın her şeyden önce cesur kelimesiyle iç içe olduğunu söyleyebiliriz. Düzen kavramından uzak bu kaos içerisinde bizlere sımsıkı tutunup takip edebileceğimiz tek karakter olarak bir kadını vermesi ise geleneksel sinemanın gereklilikleri düşünüldüğünde kendisi ile özdeşleşen cesur kelimesinin bir kez daha altını çiziyor. Gözde Kural, Ghulhamali’nin sindirdiği eşi, görünüşünden utanan kızları Ayşe ile yaşadıkları eve sindirilmemiş, özgüveni yerinde Azra’yı yerleştirerek toplumsal ve kültürel farklılıkların etkileri altında kadınların karakterleri arasında oluşan tezatlıkları açıkça ortaya koyuyor. Azra, bir kadın karakter olarak film boyunca yaşanan tehlikeli olaylar sırasında erkek karakterler tarafından daima arka planda tutulmak istense de hikayenin kendi hikayesi olduğunu unutmuyor ve her ne kadar genellikle yan rol olarak olsa da, olaylara her zaman bir şekilde dahil olmaya devam ediyor. Ayşe’nin Azra’yı giyinirken izlediği sahnede ‘gözetleyen’ rolünü bir kadına verdiğinde ise bu filmin kadın bakış açısından verilmek istendiği mesajını seyircisine düşündürüyor. İlk uzun metrajlı filminde bambaşka bir coğrafyayı ve bu farklı kültürün oyuncularını birlikte çalışmak üzere tercih etmesi ise yine ayrı bir cesaret. Kendimizi emanet ettiğimiz başrolümüz Öykü Karayel, sergilediği doğal performans ile seyircinin hikaye ile olan bağlarını güçlendirmesine sebep oluyor. Film boyunca performansı ile dikkatlerimizi çeken bir diğer karakter ise 53.Uluslarası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek oyuncu ödülüne layık görülen, performansı ile seyircinin güvenini kazanarak bu tehlikeli coğrafyada koşullara rağmen hala var olabilen medeniyet kırıntılarını temsil eden Haji Gül Aser (Ahmed Khan). Film, seyircisine sürekli güven duygusunu sorgulatırken, iç kemiren bir merak duygusu aşılayarak seyircisini hiç rahat bırakmıyor.

Kamera, film boyunca oldukça aktif bir role sahip. Bu durum, hikayeye hakim olan gergin ve tehlikeli havayı desteklese de, zaman zaman içinde bulunduğu değişik coğrafyada kendisine umutsuzca bir rehber arayan seyircinin dikkatinin dağılmasına sebep olabiliyor. Azra, filmin başrolü, aynı zamanda önemli tek kadın karakteri, maddi ve manevi anlamda bağımsız olabilecek kadar güçlü, bir gün tek başına, bütün koşullara rağmen Afganistan’a gidebilecek kadar cesur bir kadın. Ancak, aynı zamanda Afganistan gibi bir yerde, en azından gösterilen koşullarda, tanımadığı ve neredeyse sadece kendisine karşı olan ilgisi sebebi ile hareket eden bir adamın kanatları altına girebilecek kadar iyi niyetli. Bu belirsiz ve tehlikeli yola annesinin isteği için tek başına çıkabilen cesur kadının, kendi hayatı üzerindeki kontrolü ne yazık ki önce dayısının kanatları altına girmesi, daha sonra hikayesinin direksiyonunu tamamıyla Macit’e bırakması ile izini kaybettirmeye başlıyor. Gözde Kural’ın resmini çizdiği bu güçlü, bağımsız ve kendi kendisine yetebilen kadın figürünün hikaye ilerledikçe altı boş kalmaya başlıyor. Macit’in ilgisi belirginleşmeye başladıkça da erkek bakış açısının odağı olmaktan kaçamıyor ve bir kadın karakter olarak kendisine bir kez daha bir erkek ile olası ilişkisi üzerinden hikayede yer buluyor. Azra, bir süre sonra seyircinin gözünde, her ne kadar neredeyse sürekli kalıpların aksini gösteren davranışlar ile resmedilse de, bağımsız ve kendisine yeterli bir yetişkin profilinden çıkarak sindirilmiş bir kadının ve özgüvenini kaybetmiş bir genç kızın yaşadığı bu evin düzenini değiştirmektense, kendisini bu düzen içerisinde kaybetmeye başlayıp geleneksel baba figürüne karşı çıkarak kendisini arayan bir ergene dönüşmeye başlıyor. Aslında hikayeyle bir cevap arayarak değil, hali hazırda sonlanmış bir hikayeye nokta koymak için yola çıkıyoruz ve ilk yarım saat içerisinde bize verilen görevi tamamlıyor, hikayenin bittiğini düşünüyoruz. Film, buna rağmen seyircisinin ilgisini sorduğu yeni sorular ile elinde tutmayı başarsa da, kıvrımları az kalan, daha fazla destek bekleyen hikayesi ile tahmin edilebilir olmaktan kaçamıyor. Fotoğraf karelerini andıran görsellerin eşlik ettiği bu yol filmi, seyirci üzerinde daha yüksek bir etki yakalayabilecek potansiyele sahipken hikayesinin ve diyaloglarının işlenme biçimlerinin kargaşaya aç kalmış halinden dolayı yakalayabileceği etki seviyesinin altında kalmaktan kaçamıyor. Öykü Karayel ile ünlü fotoğrafçı Steve Mccury tarafından bir dergi için 1984 yılında çekilen ‘Afgan Kızı’ Şarbat Gula arasındaki benzerlik ise filmin kendisi ile anlamlı bir bağ kuramıyor ve ilgi çekmeyi başarsa da havada kalıyor.

Toz, Gözde Kural’in ilk uzun metrajlı filmi olduğunu seyirciye hissettirmekten kaçamayan, iç kemiren bir merakın eşlik ettiği bir kimlik arayışını konu alan cesur kararlara sahip bir yol filmi. Oldukça taze bir dizi soru rüzgarı ile başlayan film, sonlarına doğru geleneksel bir kan davasına dönüşüyor. Film, sahip olduğu cesur ana hatlarıyla ve değişik rüzgarıyla seyircisine yaşatabileceği heyecan seviyesinin altında kalıyor.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi