1936 yılında 16 milyonluk Türkiye nüfusunun 12 milyonu köylerde yaşıyordu. Ülkedeki okuma-yazma oranı %10’un altındaydı. Köy okullarının sayısı çok az olmasına rağmen, bu okullarda önemli ölçüde öğretmen açığı vardı. 1940 yılında bu açığı kapatmak amacıyla, Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla; ilkokullarda görev yapacak öğretmenler yetiştiren köy enstitüleri kuruldu.

Köy enstitülerinin müfredatı diğer okullardan farklıydı. Bütün okullarda işlenen temel derslerin yanında; sanat alanında da eğitim veriliyordu. Derslerin yarısı teknik, yarısı uygulamalı olarak işleniyordu. Köyün bulunduğu bölgeye göre; bağ, bahçe, sera, tarla vb. yerlerde çalışan öğrenciler hem öğrendikleri bilgileri uygulayarak kalıcı hale getiriyorlar, hem de yetiştirdikleri ürünlerle ülke ekonomisine katkı sağlıyorlardı.

Türkiye’ye özgü bu eğitim sistemi 1946 yılına kadar hiç aksamadan uygulandı. 17341 tane öğretmen, 8675 tane eğitmen, 7300 tane sağlık memuru yetişti. 1937-1946 yılları arasında; enstitülerdeki öğretmen sayısı 26’dan 522’ye, öğrenci sayısı 286’dan 15529’a yükseldi. Köyünden dışarı adımını atmamış öğrenciler, yabancı dil öğrendi. Rüzgar sesinden başka ses bilmeyen öğrenciler, müzik aleti çalmayı öğrendi. Hiç tiyatro izlememiş öğrenciler, Shakespeare’in oyunlarını canlandırdı.

1946 yılında, bu enstitülerde komünist yetiştirildiğine ve geceleri fuhuş yapıldığına dair söylentiler yayıldı. Hükümet bu duruma engel olmak için 1947 yılında müfredatı değiştirerek, okul dışında işlenen uygulamalı dersleri azalttı. 1950’de sağlık bölümlerini kapattı. 1954’te ilk öğretmen okullarıyla birleştirerek tamamen ortadan kaldırdı.

Toprağın Çocukları; köy enstitüleri üzerinde kurulan bu baskıyı ve çıkan söylentilere karşı okullarını ayakta tutmak için direnen öğrencileri konu alan bir film.

Sıtma yaydıkları gerekçesiyle bütün çingenelerin soyu kurutulurken aralarından Karika ve ninesi kurtulmayı başararak bir köy enstitüsüne sığınıyorlar. Enstitüden Aybike ve Cevdet isimli iki genç, Karika’yla arkadaşlık kuruyor. Hikaye çoğunlukla bu üç genç üzerinden anlatılıyor. Üç ana karakteri canlandıran; Ufuk Bayraktar, Türkü Turan ve Müge Boz’un yanında filmde Erkan Can ve Şebnem Sönmez gibi usta oyuncular da yer alıyor.

Zamanında çok tartışmalara yol açan bir konuya, taraflı bir bakış açısıyla yaklaşıyor film. Görüş bildiriyor. Yalnızca yaşanmış gerçekleri gözler önüne sermek yerine, ortaya bir düşünce koyuyor. Rahatsız edici bir taraflılık değil bu, sadece filmin üslubunu değiştiriyor.

Herkes gibi sizin de bu konuda bir düşünceniz olmalı. Görüşlerinize ters düşmediği takdirde bu filmi beğeneceksiniz. Olur da ters düşerse eğer, siz de olaya bir başka bakış açısından bakmış olursunuz.

                                                                                                          Umay

 

Toprağın Çocukları uzun zamandır beklediğim bir film. Filmi bu kadar beklememin nedeni ise elbette köy enstitülerini konu edinmesi. Toprağın Çocukları’nı ilk duyduğum andan itibaren bunun sadece bir film değil, aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu düşündüm. Erkan Can’ın da içinde bulunduğu bu ekibe destek vermek, yaptıkları işin saygınlığına bir parça da olsa katkıda bulunabilmek istedim. Bunun üzerine FilmLoverss ekibiyle yaptığımız toplantılar sonucunda yönetmen Ali Adnan Özgür’le röportaj yapmaya karar verdik. Tabi ki bu yalnızca bizim kararımızla olmuyordu, kendisinin de bu görüşmeyi istemesi gerekiyordu. O da onca yoğunluğunun arasında bize zaman ayırdı ve bir saat sürmesi beklenen söyleşimiz, bir gün boyunca sürdü. (Röportajın tamamını buradan okuyabilirsiniz) Sohbet etmekten keyif aldığımız Ali Adnan Özgür’ün ve tüm ekibin fedakarlıkları sonucu ortaya çıkan film nihayet vizyona girdi. Çok az parayla ve sponsor olmadan, oyuncusundan kameramanına herkesin özveriyle çalıştığı Toprağın Çocukları köy enstitülerini konu edinmesinin yanında bu açıdan da değerli bir film.

Bu beklentiyle oturduk galada koltuklarımıza. Film bizi muhteşem bir açılışla da karşıladı. Her şey tam beklediğim gibi ilerliyordu. Görüntüler, kamera açıları oldukça başarılıydı. Ancak senaryo kopuk kopuk ilerliyor, sahneler birbirinden bağımsız hale geliyordu. Üstüne filmin ilk yarısında sıkça karşılaştığımız Müge Boz’un donuk oyunculuğu da eklenince üzülmedim dersem yalan söylemiş olurum. Üstelik köy enstitüleriyle ilgili birkaç hata da gözüme çarptı. Örneğin köy enstitülerinde hiç hizmetli bulunmazken, filmde her yerden hizmetli çıkıyordu. Enstitülerde tıkanan tuvaletleri açma işinden, ekin ekmeye kadar her işi çocuklar ve öğretmenler yaparken, filmde temiz pak kıyafetleriyle kitap okuyan, sürekli tartışan ve piyano çalan çocuklardan başka bir şeyle karşılaşmamıştık. Bunlar da gözüme çarpan hatalardı ve üzüntüm artıyordu. Ancak filmin ikinci yarısında Erkan Can gerçeği ortaya çıktı ve film toparlanmaya başladı. Üstelik İsmail Hakkı Tonguç rolünde izlediğimiz Bahtiyar Engin’in Tonguç’un ağzından anlattığı enstitü profili filmin ilk yarısındaki hatalardan kurtulmuştu. Tarlada çalışan, dikiş diken, kendi binasını kendi inşa eden öğrencilerden bahsedilmişti. Böylece kırılan umutlarım bir parça da olsa tamir olmuş ve filmin sonuna kadar merakla izlemeye devam etmiştim. Sonunda da rahatsız olduğum bir takım sahneler ve oyunculuklar olsa da genel anlamda izlenmesi gerektiğini düşündüğüm bir film Toprağın Çocukları. Her şeyden önce işlediği konuya saygı duyarak ve enstitülerle ilgili hiçbir fikriniz yoksa en azından fikir edinmek için izlenmeli.

Yönetmenlik anlamında başarılı bulduğum Ali Adnan Özgür’e ve beni oyunculuğuyla bu zamana kadar yanıltmadığı gibi yine yanıltmayan ve kendisine bir kez daha hayran bırakan Erkan Can’a teşekkürler.

                                                                                                          Ahmet

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi