26 Mayıs 2008 günü, 74 yaşındayken kanser sonucu hayatını kaybeden Sydney Pollack, dolu dolu bir sinema kariyerini geride bıraktı. Oyunculuk ile başlayan, yönetmenlik ve yapımcılık görevleri ile devam eden bu kariyeri birkaç cümlede açıklamak zor. Çünkü Pollack, tercihleri ile ele avuca sığmayan yaratıcı bir isimdi. They Shoot Horses, Don’t They ve Three Days of Condor gibi filmleri ile Amerikan halkının sefaletine ve paranoyasına dikkat çekerken diğer yandan Tootsie ve Out of Africa gibi filmlerle farklı türlere yelken açtı. Woody Allen’ın Husband and Wives, Stanley Kubrick’in Eyes Wide Shut filmlerinde kilit rollerde karşımıza çıktı. Talented Mr. Ripley, Michael Clayton ve The Reader gibi Oscar peşindeki filmlerin yapımcılığını üstlendi. Bu yoğun kariyere göz attığımızda ise en büyük gürültüyü belki de Tootsie ile kopardı.

1982 tarihli Tootsie, Pollack’ın yönetip aynı zamanda oynadığı filmlerden biri. Başrolünde ise hem Michael Dorsey hem de onun dönüştüğü kadın oyuncu Dorothy Michaels rolündeki Dustin Hoffman yer alır. Tootsie’de kendini beğenmişliği ve sektöre olan düşmanlığı nedeniyle iş bulmakta zorlanan oyuncu Michael’ın bir rol için kadın kılığına girmesi ve zamanla bu yeni kimliğini kabullenmesiyle neredeyse bir kadın hakları sözcüsü haline gelmesi anlatılır. Filmin komedi yükünün büyük kısmını cross-dressing (karşı cins gibi giyinme) çekse de Pollack, olaya farklı bir boyut katar ve hikayenin bel altı bir mizaha dayanmasına izin vermez. Yanlış anlaşılmaların yanı sıra yanlış olmasına karşın toplumca kabullenilmiş hareketlere karşı bir duruş da sergiler.

Senin yanında kadın olarak hissettiğim erkekliğimi, başka kadınlarla erkek olarak hissetmemiştim.

Filmde bir erkeğin kendisi ve kadınlar ile olan ilişkisine doğrudan ve keskin bir bakış vardır. Bu içsel yolculukta rehber, kendini keşfetme ve açığa vurma durumudur; yani kendimize duyduğumuz saygıyı benzer biçimde karşımızdaki insana da duymak, cinsiyete dayalı genel geçer ya da kalıplaşmış yargıları aşabilmek. Başlangıçta bu geçiş aşaması, beklenenden daha zor olacaktır; cinsiyeti nedeniyle güdülenen, geleneksel kalıpları benimseyen erkeğin dönüşümü yoğun bir empati ile aşılabilir. Filmde Michael farkında olmadan kendisini bu empati çalışmasına hapseder; neredeyse her noktada kendisinden başka birini yani bir kadını canlandırıyormuş gibi görünür. Fakat aslolan; kadın kimliği ile kendisine olan saygısını ortaya çıkarması ve etrafından saygı görmeye başlamasıdır. Tootsie’de bu bakış açısını yakalamak önemlidir; kendine saygı sadece kadına ait bir özellik değildir, filmde bu kendine saygı bir kimlik değişimi ile sağlanmıştır. Yani eğer kahramanımız bir kadın olsa ve erkek kılığına girseydi, belki aynı dönüşümü yeniden sağlayabilirdi. Filmde de Michael’dan Tootsie’ye dönüşüm, bir uyanma halini ortaya çıkarır. Maskülen ve feminen yaklaşımlar ahenk içerisine girdikçe olumsuz yönler törpülenir, saygı da karşıdaki insana duyulan sevgiye ve koşulsuz aşka evrilir. Michael’ın ağzından çıkan ve yukarıda büyük puntolarla andığımız müthiş replik, kadın ve erkek ifadelerinin yerini değiştirdiğimizde de benzer bir anlamı taşıyacaktır. Cinsiyete dayalı bağımlılıkların; kadın ve erkek rollerinin ortadan kalkması ile bireyler, eksik yönlerini tamamlamış komple bireylere dönüşme imkanına sahiptirler.

Tootsie: Kimlikleri Aşabilmek

Filmde Michael’ın dönüşümü sadece onunla sınırlı kalmaz, etrafını da dönüştürür. İçinde yer aldığı ve bir hastaneyi konu edinen televizyon dizisi, genel toplumsal hayatın bir izdüşümü gibidir. Oyuncularına her türlü muameleyi hakir gören erkek bir yönetmenin elinde yaratılan bu sahte ortam, klişe cinsiyet vurgularını üretir durur. Hemşireler, erkek hastalar ile aşk yaşarlar; kadın yönetici de bizzat başhekimin ağına düşmek durumundadır. Bir erkeğin kadın olarak portresi diyebileceğimiz Dorothy-Tootsie ise bu yaklaşımdan biraz korkuyla biraz da empatiyle uzak durmaya ve yeni bir düzen oturtmaya çalışır; sadece kendi hayatını değil, dizinin senaryosunu ve oyuncuların gerçek hayatlarını da dönüştürür. Bir bakıma tüketim çılgınlığı içinde kendi kadınlığına hayranlık duymaya ve daha güzel bir birey haline gelerek maskülen kimliğiyle çelişki içinde yaşamaya başlarken diğer yandan bu çelişkiyi; yukarıda bahsettiğimiz uyumla aşmayı ve kendisine atfedilen kadın-erkek-homoseksüel-lezbiyen gibi kimlikleri bırakmayı başarır.

Sydney Pollack’ın belki de en popüler filmi olan Tootsie’nin; komedi türünün günden güne içinin boşaltıldığı ve cinsiyete dayalı esprilerin gırla gittiği ülkemiz sinemasına ilham kaynağı olmasını diliyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi