Başka Sinema vesilesiyle, bu hafta ülkemizde gösterime girme fırsatı yakalayan Tony Gatlif’in son filmi Djam üzerine, Tony Gatlif ve filme adını veren Djam karakterini canlandıran aktris Daphne Patakia ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Rembetikonun içli tınıları öncülüğünde İstanbul’dan Yunanistan’a uzanan müzikal bir yolculuğu anlatan ve umudun peşinden giden karakterleriyle dikkat çeken Djam’ı, fırsat varken kaçırmamanızı tavsiye ederiz!  

Söyleşi: Gizem Çalışır

Deşifre: Hazal Şen

Fotoğraflar: İlknur Yılmaz

Gizem Çalışır: Djam, birbirine çok yakın iki kültür, Yunan ve Türk kültürü, özelinde ve çoğunlukla bu kültürlerin iç içe geçtiği bir hikaye anlatıyor. Bu bağlamda hikayenizin çıkış noktası neydi, iki ülke üzerinden böyle bir hikaye anlatmaya nasıl karar verdiniz?

Tony Gatlif: Aslında boyutla alakalı bir seçimdi benim için çünkü iki kültür de çok büyük. Bugünkü medeniyetin çıkış noktası aslında bu coğrafyada gerçekleşiyor, özellikle Türkiye, sonrasında Yunanistan ve bütün Avrupa, aslında şu anki medeniyetin doğup büyüdüğü ve geliştiği çok büyük bir alan. O yüzden benim ilgilendiğim konu da hepsini kapsıyor. Çünkü bizim medeniyetimiz bu ve benim ilgimi çekiyor. Doğu ve Batı… Mesela içinde Amerika yok ya da Hindistan, Japonya yok. Fransızcanın %20’si Arapça ile karışıktır. %20’si Arapçadan gelen, Latince, Yunanca karışımı bir dil. Bu da medeniyetin aslında buralardan geldiğinin göstergesi.  Bu yüzden çok önemli bir konu olduğunu düşünüyorum. 1922’de İstanbul’dan kalkıp Yunanistan’a geri dönen Yunan Diasporası’nın ve yine Yunanistan’dan Türkiye’ye gelenlerin hikayesini düşündüm ve oradan esinlendim. Benim için bu, filmin çıkış noktası oldu diyebilirim. Yunanistan’da yaşayan Türkler’in Türkiye’ye dönmesi, Türkiye’de yaşayanların Yunanistan’a dönmesi, bu sürgün dediğimiz hikayeler aslında her yerde var olan hikayeler. Dünyanın her yerinde var olan bir sürgün hikayesi ve bu yüzden de benim için çok önemli. Bu konu üzerine çalışmaya ve yazmaya başladığımda, bir anda bir sürü sürgün hikayeleri ortaya çıkmaya başladı. Afganlar’ın, Suriyeliler’in sürgün hikayeleri… Bu yüzden bir uyanış anlamında bu konu benim için çok önemli. Bunlar, hikayeyi yazarken zihnimde zaten düşündüğüm şeylerdi; ama bu olanlarla beraber gerçeğe de dönüştü.   

“Doğu ile Batı arasında yaşamış, var olan, güçlü, özgür bir kadın karakter yaratmak istedim.”

Gizem Çalışır: Filminize konu olan Djam karakteri, kendisine verilen bir görev için Lesbos Adası-İstanbul arası bir yolculuğa çıkıyor ve bu yolculukta birçok şeyle karşılaşma, deneyimleme fırsatı yaşıyor. Ve bu yolculukta müziğin onun hayatındaki konumuna; onun varoluş sebebi olduğuna şahit oluyoruz. Djam, aynı zamanda günümüzde çok mümkün olmayacak biçimde saf, tüm şeffaflığıyla gerçek ve olduğu gibi bir karakter. Böyle bir karakter tercih etmenizdeki sebepleri öğrenebilir miyiz, onu yazarken nelerden beslendiniz mesela?  

Tony Gatlif: Az da olsa var öyle insanlar ama evet çok az. (Gülüşmeler) Güçlü bir karakteri olan genç bir kadın, ne istediğini bilen, açık bir karakter yaratmak istedim ve onu, o haliyle daha da güzelleştiren şeylerle karşılaştırmak istedim. Bu şekilde karakteri yazdım. Doğu ile Batı arasında yaşamış, var olan, güçlü, özgür bir kadın karakter yaratmak istedim. Çünkü burası medeniyetin doğup daha da geliştiği yer olarak -ki filmde Doğu ile Batı’yı Türkiye ve Yunanistan olarak görüyoruz- işleniyor.

Daphne Patakia: Filmlerde bu tarzda çok fazla kadın karakter görmüyoruz. Genelde kadınları ikincil karakterler, yan karakterler olarak görüyoruz. Evde yemek yapan anne ya da terk edilmiş, gidip bir yerlerde ağlayan kız arkadaş olarak izliyoruz. Hep böyle gösteriliyorlar çünkü. Özellikle hem Tony böyle bir karakter yazdığı hem de ben böyle bir karaktere hayat verdiğim için çok mutluyum. Filmi izleyen kadınlar da Djam’ın karakterinden etkilenecektir, ondan esinlenecektir diye düşünüyorum. Çünkü Djam, politik olarak da sosyal olarak da duyarlı bir karakter. İzleyen genç kadınlar da onun özgürlüğünden ve cesaretinden esinleneceklerdir.

tony-gatlif-roportaji-filmloverss

Gizem Çalışır: Djam, İstanbul’da karşılaştığı Avril’i de kanatlarının altına alarak Yunanistan’a dönmeye çalışıyor ve müzikle, paylaşılan kültürlerle başlayan hikayemiz bir anda göç, Suriyeli mülteciler, Yunanistan ekonomik krizi ve yersiz yurtsuz ruhlar gibi birbirleriyle bağlantısı olan meselelere açılıyor. Anlatının böyle bir yere kayacağı başından beri belli miydi? 

Tony Gatlif: Başta belli değildi. Çünkü ben hikayeyi yazmaya başladığımda, bu sonradan bahsettiğimiz değişimler henüz olmamıştı. Yazmaya başladığımda IŞİD yoktu. Avril’in olma sebebi IŞİD’in ortaya çıkmasıyla bağlantılı. Nasıl sonrasında göçmenler varsa, Avril de IŞİD’den dolayı var. Öncesinde Gaziantep’te yaralılar, yardıma ve bakıma muhtaç insanlar yoktu. Bu olaylar olduktan sonra Avril karakteri ortaya çıktı. Yani tamamen gerçek durumlardan doğdu. Tam da 2 sene öncesindeki durumun sembolü aslında. 18 yaşında genç bir kız IŞİD’e katılmak istiyor. Bu gerçek durum 2 sene öncesinin resmi gibi. Avril karakteri, sessiz ve gizemli bir karakter. Ve onun söylemediği bu sır, filmde de söylenmiyor. Filmde bunu söylemiş olsaydık kaba bir şey olacaktı, o yüzden gizemli tutuluyor. Çünkü onun trajik bir hikayesi var. Sonrasında ne yapacağını keşfetmek de seyirciye kalıyor ve bu oldukça ilginç. Djam ile karşılaştıktan sonra, Djam onu IŞİD’e katılma fikrinden koparıp kendi tarafına çekecek.

“Yanlış olsa da, saçma gelse de önemli değil, içinden ne geliyorsa onu yap ve özgür ol!”

Gizem Çalışır: Daphne, senin projeye katılman nasıl oldu? Senaryoyu ilk okuduğunda nasıl hissettin? Djam karakteriyle nasıl bir bağ kurdun? 

Daphne Patakia: Tony bana senaryoyu vermedi. Bu onun çalışma biçimi. Ben de böyle çalışıyor olmaktan çok mutluydum. Hikayeyi biliyordum, Tony bana hikayeden de Djam’dan da çok bahsetti. Filmin etkilendiği plandan özellikle çok bahsetti. Benim yapım öncesi görevim bağlama ve oryantal dansı çalışmaktı. Şarkıları da filmi çekerken Tony ile beraber çalıştık. 5 ay çok sıkı dans çalıştım çünkü çok kötü dans ediyordum, hatta neredeyse hiç edemiyordum. Bağlama enstrümanını çalmak için de YouTube’dan çok eski videolar buldum ve öyle öğrendim. Yapımcımız Suzan da, Türkiye’deyken buraya ait dans figürlerini gösterdi bana. Danstaki duruşu ondan öğrendim. Şarkıları söylerken de hem Tony, hem müzisyenler sesimi nasıl kullanacağımı, şarkıyı nasıl söyleyeceğimi gösterdiler. Sahnelerin senaryolarını da çekimden bir ya da iki gün önce alıyordum ve o anda Tony ile sahnelere çalışıyorduk. Bu sahneler yazıldığı gibi çok belirgindi. Bizim de bedensel olarak alanı kullanma özgürlüğümüz vardı. Djam’ın kullandığı cümleler zaten yazıldığı gibiydi. Djam’a çok özeniyorum ve onun gibi olmak isterdim. Çekimden önce Djam’ın aslında kim olduğuna dair çok belirgin bir fikrim bile yoktu.

Tony Gatlif: Ben Daphne’yi bu konuda çok rahatlattım ve ona o güveni verdim. Ne yaparsak yapalım, ne kaba ne de itici olmayacağını söyledim. Bunun güvenini verdikten sonra Daphne beni takip etmeye başladı ve filmde de görülüyor ki hiçbir şekilde kabalık ya da ona benzer bir şey yok.

Daphne Patakia: Ben Tony’ye çok güveniyordum ve kendimi tamamen ona bırakabiliyordum. Zaten benden profesyonel bir dansçı ya da şarkıcı olmamı beklemiyordu. Singin’ in the Rain’den bana videolar izletti, Gene Kelly’nin danslarını gösterdi. Tabii ki o, çok iyi dans edip şarkı söylüyor ama mesela orada saçma sapan şeyler yaptığı sahneler var, su birikintisine gidip zıplıyor. Tony de “böyle şeyler yap” dedi bana. “Yanlış olsa da, saçma gelse de önemli değil, içinden ne geliyorsa onu yap ve özgür ol” dedi.

tony gatlif-filmloverss

Gizem Çalışır: Filmlerinizde müzik her zaman başat bir ögedir ve hikayedeki karakterlerden bağımsız bir karakter olarak çıkar karşımıza. Belki de müziğin filmini yapmak diye de adlandırabiliriz bunu. Tüm bu süreci nasıl yönetiyorsunuz? Müzik hangi aşamada ortaya çıkıyor?

Tony Gatlif: Kökü müziğe dayanıyor, evet. Film yapma arzusunu uyandıran müzik oluyor. Ama herhangi bir müzik de değil; hikayesi olan bir müzik oluyor bu. Burada ‘rembetiko’nun bir hikayesi var mesela. Mesela ‘rock’n roll’  ile hiç alakam olmaz. (Gülüyor) Onunla alakalı bir şey yapmam. Ama ‘rembetiko’ çok özel benim için ve bende çok ayrı bir yeri, geçmişi var. Bu yüzden benim için herhangi bir müzik değil. Filmde insanlar arasındaki, halklar arasındaki çimento da müzik oluyor. Müzik bu görevi görüyor. Güzel olsun diye değil; bu müziğin söyleyecek bir şeyleri olduğu için.

Gizem Çalışır: Djam tüm kayıplara rağmen müzikle, sevgiyle, dayanışmayla hayata tutunmaya devam eden insanların hikayesi. Ve filmin her anında umut var. Son zamanlarda gençler olarak üzerine çok fazla konuştuğumuz konulardan biri de bu. Sizce, çevremizdeki tüm kötülüklere rağmen, gerçek hayatta da umut var mı?

Tony Gatlif: Zaten filmde de Djam “Bizim umudumuzu çaldınız!” diyor genel olarak herkese. Tabii ki umut var, yoksa şimdi her şeyi bırakırdık. Türkiye olsun, Yunanistan, Fransa olsun… Gençlik zaten umut için mücadele ediyor.

Daphne Patakia: Ben bir izleyici olarak filmi izlediğimde şunu söylüyorum: Tabii ki umut var ve bunun için bir arada kalmamız gerekiyor.

Gizem Çalışır: Çok keyifli bir röportajdı, çok teşekkür ederim.

Tony Gatlif: Bizim için de çok keyifliydi, teşekkür ederiz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi