Narsisizm ve kendini kandırma öyle savunma mekanizmaları ki, olmasalardı birçoğumuz köprüden atlardık.

– Todd Solondz

Henüz 24’ünde bir NYU öğrencisi olarak çektiği – ve şahsen benim gönlümde taht kurmasına sebebiyet – kısa filmi Feelings (1984) ile yönetmenliğe başlayan New Jersey doğumlu Todd Solondz artık 56 yaşında. Her biri tartışma konusu haline gelen filmlerine başlamadan önce “Fear, Anxiety and Depression” isimli ilk uzun metrajlı filminin hayal kırıklığı ile sinemayı yolun başında kısa bir süre bırakıp – daha sonra Happiness filminde bir karakterinin de yaptığı gibi –  Amerika’da yaşayan Rus göçmenlere İngilizce dersi veren Solondz, sonunda kendini ortaya çıkardığı Welcome to Dollhouse (1995) filmi sayesinde Columbia Pictures ile üç filmlik bir anlaşma yapabilmiş; Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü ile Berlin Uluslararası Film Festivali’nde Yeni Sinema Forumu ödülüne layık görülmüştür. 1998’de Happiness ile Cannes’da Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Ödülü’nü de alan ve devamında da hep büyük konuşup büyük tepkiler görerek yoluna devam eden Solondz’un filmleri, Amerika sinemasına içerik ve stil açısından ironi ile bezenerek en acı gerçeklerin altını kazmaktan çekinmeyen bir tavır eklemiştir. Ortak noktası aile içi ilişkiler, ergenlik, cinsellik ve türlüsü olan ama çoğunluğun aksine bu kavramların en diplerine dalmayı hedefleyen Solondz’un stilini de akılda kalıcı canlı renk paleti kullanımı, tematik müziğe verdiği önem ve kara mizahını en güzel şekilde gösteren rüya sahneleri gibi ayrıntılarla özetlemek mümkün. Şu ana kadar tüm filmlerinde belirgin olan ‘auteur’ kimliğine yönelik tek tek uzun incelemeler yapılmadığı sürece sözle anlatmanın pek de derinliğini yansıtamayacağını düşündüğüm Solondz’a, bu yazıda daha çok farklı yerlerden röportajlarını derleyerek kendi kendini açıklamaya çalışırken yer vereceğim. Çünkü türlü yanlış anlaşılmalar, görmezden gelmeler ve vicdan muhasebeleri yüzünden hak ettiği değeri göremediğine inandığım yönetmenin – aslında filmlerinden sonra hiç de konuşmaya ihtiyaç duymaması gerekirken – verdiği açıklamaları konu edinmek istedim.

solondz-filmloverss-3

Solondz, filmlerinin komedi türünde olduğunu kabul eder ama ekler: “Benimkiler mutsuz komediler”. Mutlu aile tablosunun altında yatan bilinmeyen ve zaman zaman karanlık dünyayı ele alışı, diğer tüm tartışmalı konulara bakışında olduğu gibi, güçlü bir toplum analizine hizmet eder. Filmlerinde somut sorunları göstermek yerine, yine sosyo-ekonomik problemler, savaş gibi konulara da değinerek ama asıl merkeze insanın kendisini, ilişkilerindeki bozulmaları, yargıları, varoluşu ve ölümü daha çok felsefi bir açıyla ele alan Solondz’a kendini açıklamak için fırsat vermeden önce filmlerinin ana temalarından bahsetmek en doğrusu olur. İkinci uzun metrajlı filmi Welcome to Dollhouse’da 11 yaşında ve yaşıtları tarafından dışlanmış sayılabilecek Dawn’ın hepsi farklı türden baskı oluşturan aile üyeleri ile iletişimini, arkadaşlarının üstüne gelişini ve yetişkinlik kavramı ile mücadelesini izleriz. Ergenliğe geçiş hikayeleri hep zorludur ama Dawn üzerinden ergenliğin bir nevi hayatta kalma hikayesine dönüştüğüne şahit oluruz. Happiness ise Solondz’ın dilini en çok sivrilttiği filmi olarak karşımıza çıkar. Hayalperest Jon; her şeye sahip olduğuna inanan kız kardeşi Trish ve pedofili bir psikiyatrist olan ve oğlunun yatıya kalan arkadaşına tecavüz eden Bill; diğer bir kız kardeş olan ve tecavüz hikayesi yazmaya çalışırken yaşadığı zorlukları telefon sapığı Allen ile çözmeye çalışan Helen’in merkezde yer aldığı ve bu ailenin çevrelerindeki çok farklı karakterlerle etkileşimlerini izlediğimiz filmde, konuşulması uygun görülmeyen veya hep tek yönlü işlenen gerçeklerin kara mizahla bütünleşerek en vurucu şekilde işlendiğini görürüz. Storytelling (2001)’de Solondz daha farklı bir anlatım seçer; ‘kurgusal’ ve ‘kurgusal olmayan’ başlıkları altında, bir yanda üniversite öğrencisi olan Vi’nin erkek arkadaşı ve beraber olduğu hocasının hikayesini diğer yanda da orta sınıf bir Yahudi ailesi ile lise üzerine belgesel yapan bir adamın hikayelerini ele alır. Solondz, filmi izlerken nelerin sansürlendiğini bilemeyen izleyicisine, filminde kırmızı bir kutu ile bu farkındalığı da armağan eder.

solondz-filmloverss-2

13 yaşındaki Aviva karakteri için cinsiyet ve etnik köken açısından farklı 8 oyuncu kullanan Solondz, Palindromes (2005)’ta genç bir kızın anne olma isteği ve hamile kalması üzerinden hem aile – toplum – yapısı, hem ergenlik hem de  kürtaj üzerinden insana ve doğru – yanlış kavramlarına dair politik söylemlerini ortaya koyar. Ama altını da özellikle çizer: film bu tüm ele aldığı konularla sınırlanmamalı ve yarattığı karakterlerin ve öykünün gerçekliğine odaklanılmalı aslında. Happiness’in devam filmi olarak görülebilecek ama farklı oyuncularla aynı karakterlerin hikayesini konu alan Life During Wartime (2010), aynı konunun devamını bu sefer umutsuzluk, yüzleşme ve yine iyi-kötüyü merkeze alarak işler ama ilk filme göre sesini daha alçak çıkarttığı söylenebilir. Solondz’un son filmi Dark Horse (2011) ise kırk yaşında ailesiyle beraber yaşayan, oyuncak koleksiyonu olan ve gerçek aşkı arayan Abe’in hikayesini anlatır. Diğer filmlerine göre merkezine aldığı konu izleyici açısından ‘aşırı’ ‘ve ‘şok edici’ bulunmayıp kimi seyircisini hayal kırıklığına uğratmışsa da, tek karakterde yine aile, din, yetişkinlik – hatta yine ergenlik – ve sevgi üzerine söylemlerine yer verir yönetmen.

Biz, diğerlerine oranla izolasyonun ve yabancılaşmanın sancısının çok daha fazla hissedildiği bir ülkeyiz. Teknoloji ve medya yüzünden samimiyet ve iletişim ilüzyonuna kapılıyoruz. Bunun büyük ölçüde nedeni ise parçalanan aile yapımız. Başka yerlerde aile ve topluluk hissine sahip olabilirsiniz. Biz ise aile değerlerinden bahsedip duruyoruz çünkü aile kavramı burada yok. Sadece bir kalıntıya tutunmak istiyoruz.

– Todd Solondz

Kendini Sözle Tekrardan Açıklamak Zorunda Bırakılan Yönetmen

Solondz öykülerini hem komik hem de üzücü olmaktan başka nasıl anlatacağını çözemediğini söyler ve aslında bu, tam da filmlerinin taşıdığı – gerçeklikte var olan – ironi yükünün bir karşılığı olarak yer alır. Kafamızda belli çerçevelere oturttuğumuz durum ve kişilerin farklı boyutları olduğu gerçeği, daha çok negatif örnekler üzerinden düşünüldüğünde yüzleşmesi zor olsa da, Solondz’un elinden çıkan her parçada belli açılardan empati duyabileceğimiz yerler olduğunu fark ederiz. Çocukluğun, yetişkinliğin, yalnızlığın, aşkın hatta kürtajın, savaşın, tecavüzün, cinayetin veya pedofilinin en zor hallerini konu etmekten çekinmeyince yönetmen, tahayyülü her zaman mümkün olmayan hayatın ve insan olmanın doğasının yer yer ne kadar acımasız ama ne kadar da gerçek olduğunu görebiliriz. Ama her ne kadar Solondz didaktik bir tavırla hikayelerinde sunduğu durumların ‘iyiliğinin’ veya ‘kötülüğünün’ tarafını tutmaya yaklaşmasa da, filmleri birçok açıdan, toplum yargılarından kendini sıyırması çok da kolay olmayan seyircinin kafasını karıştırmaya yeter.

solondz-filmloverss-4

Yönetmenin üzerinden en çok tartışılan konulardan birinin pedofiliyi filmlerinde ele alış biçimi olduğunu aşikar. Solondz Happiness’ta pedofiliyi, büyük bir tabu olduğunu bilerek ele aldığını ama konuyu sadece zorlamak için değil de bir yerde kendini tutamayarak bu aşamaya getirdiğini belirtir. Amacı aslında farklı karakterler üzerine duygudaşlık durumu yaratmaktan öte ne ölçüde bir insanı sadece sevmemek ile kendimizi sınırladığımızı keşfetmektir. Todd Solondz ise bu sınırları keşfetmeye çalışsa da kendinin de oğluna tecavüz eden bir pedofiliye sempati duyamayacağının altını çizer. Çünkü yapmaya çalıştığı şey, karakterlerin herhangi birini sempatik göstermek değildir kesinlikle. Ama durum burada Bill karakterinin de gördüğü tüm işkencenin içinde bir insan olduğudur. Solondz aslında karakterinin tüm kötülüğünü sunmuşsa da, benim de hiç unutmadığım ve içime işleyen sahnelerden birinde Bill’i rüyasında parkta el ele gezen, genç veya yaşlı, heteroseksüel veya eşcinsel çiftlerin mutlu mesut hayatlarına makineli tüfekle daldığı andır. Bu sahne görünenin aksine Bill’in canavarlığını arttırmaz bana göre. Hislerinin ve yaptıklarının ortak bir algıda yanlış olmasından ötürü asla toplum tarafından kabul göremeyeceği ve isteğine de ulaşamayacağı gerçeği altında nasıl eziyet çektiğini yansıtır. Niyet, seyircinin Bill’i sevmesi veya haklı görmesi değildir zaten ama her zaman kaçılanın tersine onun insan olduğunu kabul etmektir. Çünkü Solondz’a göre birilerini şeytanlaştırmak en kolay iştir ama insan doğasını anlamak, tüm elementlerini masaya yatırmaktan geçer. Öte yandan ona gelip filmini çok beğendiğini, özellikle de tecavüz sahnesine bayıldığını söyleyen insanlar büyük bir ikilem yaratır yönetmende. Bir yanda didaktik olmak istemez ve filmlerinde bu objektif sunumu yansıtmaya çalışır. Diğer yanda böyle bir yorum alması onun için çok büyük bir rahatsızlık kaynağıdır.

Benim filmlerim herkese göre değil, özellikle de onları sevenler için hiç değil.

– Todd Solondz

Neredeyse tüm filmlerine aynı şekilde ‘acımasız’, ‘sapık’ veya ‘nefret dolu’ gibi yorumlar gelince Todd Solondz ne yazık ki izleyicisiyle arasında doğan bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünür. Çünkü en başta kendisi, kurban üzerine konumlandırılmış filmleri sevmediğini belirtir. Bir karakterin kişiliğinin aleyhine gülmek ve dalga geçmek ile yaşanılan acı dolu bir durumun gerçekliğine gülmek arasındaki çizginin bulanıklaştığını ama yine de birbirine karıştırılmayacak kadar da kendini hissettiren farklılıklar barındırdığını ekler. Ona yöneltilen ‘Neden hep çirkin insanların üzerine film yapıyorsun?’ sorusu ise onun için katlanılmaz bir durumdur bu açıdan, çünkü Solondz karakterlerini aşağılama fikri bir yana hiçbirini böyle bir algı içinde yaratmadığının altını defalarca çizer. Solondz filmlerinde seyircinin nerede, ne zaman, neye güleceğini şaşıracak hale gelmesi ise gülünen durumun analizine değil aksine çoğu zaman yanlış bir vicdan azabı ile Solondz’un suçlanılmasına neden olmuştur. Bu nedenle seyircisinin onu yanlış anlamasındaki temel faktörün de tipikleşen film izleme – hatta genel olarak gözlem ve yargı oluşturma mekanizmasından bahsedebiliriz burada –  alışkanlığından kaynaklandığını düşünür yönetmen. İzlediğimiz komedi ürünlerinin çoğu birinin yanlış hareketlerine, aşağılanmalarına dayandırıldığı için seyirci bir yandan gülerken öte yandan vicdanını yoklar. Ama Solondz karakterlerini alışılmış çizgilerle kötü ya da iyi kodlamayı reddettiği için – toplumsal yargılara dayalı sıfatlara rağmen – izleyici gülerken rahatsız olur ve bu Solondz’un yıkmaya çalıştığı şeyin bir sonucudur. Kendi yargılarını besleyen filmlerdeki sonlarla içini rahatlatmaya alışık olan izleyici bir Solondz filminden kesinlikle rahatsız olacaktır.

Yaptığınız şey bir tabu altına gizlenmiş gerçeği bulmak veya bir hipokrasiyi yakalamaksa, güldürü çok kullanışlı bir araçtır. Niyetim insanlara varoluşun acı dolu tarafını göstermek ama kuşkusuz insanları güldürmeyi de istiyorum.

– Todd Solondz

Herkes onun kalpsiz ve soğukkanlı bir şekilde provakasyon yaratacak konuları masaya yatırdığı düşüncesindeyken, Solondz filmlerinin gerçek ve doğruya ulaşmadaki her aşamasını, düşünülenin tam aksine, tutkulu ve duygusal deneyimler olarak tanımladığı için aldığı bu tarz eleştiriler bir bakıma kalp kırıcı da diyebiliriz. “Karakterlerime, sadece onları dürüst bir şekilde yazabilmek adına, ancak bir derece uzak kalabilirim” diyen Solondz, aynı zamanda işlerinde görünen acımasızlığı da kabul ederken; bunu parçası olduğu insan doğasını anlamada bir konu olarak kullandığını ama yapacağı son şeyin bir ‘ucube gösterisi’ yaratıp insanları başkalarının acı ve aşağılanmaları ile eğlenmeye davet olacağını söyler. Neredeyse bir öğrenilmiş çaresizlik örneği olarak Solondz’un filmlerine yapılan çoğu eleştirinin negatif olacağı ile ilgili bir algı oturmuş durumda yönetmenin içinde. Solondz işlerinde, özellikle dikkat çekmek için kimseyi şoke veya provoke etmeye çalışmadığını veya – çok da samimi bir şekilde kendisinin de beğenilme ihtiyacı duyduğunu belirterek – tartışma yaratmak amacında olmadığının altını çizmişse de filmlerinin genelde pozitif düşüncelerin değil de hep kinik, ümitsiz ve karşıt bir duruşun ürünü olarak algılanması yalnızca can sıkıcı olarak nitelendirilebilecek bir durum.

solondz-filmloverss-5

Genel olarak kalıplaşan kötü eleştirilere rağmen Solondz’un aslında arkasından birçok yönetmeni etkilediğini de görürüz. Eğer filmleri gerçekten sadece rahatsız edici olsaydı onun işlediği konuların bu kadar popülerleştiğini göremezdik. En başta pedofili, Happiness’tan sonra sadece canavar işi olarak değil tüm boyutlarıyla sunulmamaya başlandı sinemada filmlerde. Ayrıca yine Solondz’un merkeze aldığı cinsellik, şiddet, ergenlik gibi konular laf sakınılmadan, özellikle bağımsız filmlerin defalarca farklı yönleriyle incelediği temalar haline geldi. Bunların yanı sıra tarif edilmesi güç ama renkleriyle, müzik kullanımı ve kara mizahı harmanlama gibi stilistik özellikleriyle de pek çoğunu etkilediği söylenebilir Solondz’un. Hikaye yazarken ve film yönetirken kolaya kaçmayı düşünmeden, topluma ve bireye dair üstü kapatılmış konulara parmak basmaktan çekinmeden ve en önemlisi kendine özgün ve yenilikçi bir tavırla gerçekçi sinema ile kara mizahı harmanlayarak başarılı filmlere imza atan yönetmenin yine de ilk filminden itibaren belli etiketlerin içine hapsolduğundan bahsettik, hele ki Solondz’un en büyük amacı bu stereotip ve etiketlerden kurtulmakken. Welcome to Dollhouse’tan hatırladığımız Dawn karakterinin tekrar karşımıza çıkacağı, yönetmenin son filmi Weiner Dog ise 2016’da seyirciyle buluşacak.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi