Tobe Hooper’ın ilk kez bir filmini izlediğimde üniversite hazırlıktaydım (ya da bilinçli bir şekilde izlediğimde diyelim). Okulun en büyük amfisinde her dönem bir kez olmak suretiyle “Korku Gecesi” yapılıyordu ve her hazırlık öğrencisi, hevesli genç gibi ben de buna katıldım. Gece 12’den sabah 6’ya kadar süren bu üç filmlik korku maratonunda diğer iki film neydi bilmiyorum ancak biri Spielberg’ün fikri olan ve The Texas Chainsaw Massacre ile dikkatini çekmiş Hooper’a çektirdiği Poltergeist idi. Herkes bağırıyor, gülüyor, alkış tutuyordu – bir “Korku Gecesinden” çok bir sirk gösterisi gibiydi. Ancak ben filmi ilginç bulup dağılmadan izlemeye çalışmıştım. Korku sinemasının köşe taşlarından biri olan Poltergeist, tıpkı Texas Chainsaw ya da The Funhouse gibi, yalnızca bir korku filmi de değildi üstelik.

Tobe Hooper, 1943 yılında Teksas’ın başkenti Austin’de doğmuştu. Dünya Savaşı’nın acılarının pek hissedilmediği bir yerde, halen daha Güneyli olduğunu iddia eden bir coğrafyada, muhafazakar ve atomize ailenin kutsal olduğu bir yerde. Hooper, düşük bütçeli korku filmleri ile teknik ustalığı olan bir yönetmenin yapabileceği iki şeyi de yaptı. Seyircilerine bağımlılık uyandırıcı bir korku deneyimi sunup onları etkiledi ve içinde doğduğu gerçekliği, değişim karşıtlığını ve dışarıdan ne kadar temiz ve sağlıklı gözükse de toplumun çürümüşlüğünü eleştiren filmler yaptı.

Safi Şeytanlık Beyazperdede

En korkunç şeyler bilmediklerimiz midir, yoksa çok iyi bilip unutmayı seçtiklerimiz mi? Hooper’a göre cevap ikincisiydi ve bize içinden geçmekte olduğumuz çağda kafamızı çevirmeyi seçtiğimiz şeylerden ne kadar korktuğumuzu hatırlattı. The Texas Chainsaw Massacre’de Vietnam Savaşı’nın hemen ertesinde içine kapanmış Amerikan toplumu ve ailesini, Poltergeist’te yepyeni bağımlılıklar yaratmadan yaşayamayan modern dünyayı bizi korkutacak şekilde resmetti.

Evet, tüm bunları yaptı ancak korku sineması bir yandan da “eğlence” vaat eden bir şey değil mi? Korku sineması bazen gerçekten korktuğumuz, bazen de bizi esaslı biçimde güldüren ve çoğu kez de -umarım!- bunu bilinçli olarak yapan bir sinema değil mi? Korku Gecesinde Poltergeist’a gülenleri hatırlıyorum, Tobe Hooper görse buna üzüleceğini hiç sanmıyorum. Özellikle The Texas Chainsaw Massacre ve The Funhouse filmlerinin yarattığı dehşeti hiçbir zaman unutacağımı da sanmıyorum. Tobe Hooper, safi şeytanlığı sinemaya ufak anlarla yansıtabilen bir korku dehasıydı. Öyle de anılmaya devam edecek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi