Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

William Shakespeare’in yüzyıllar boyu oynanan klasik oyunlarından, modern tiyatronun en belirgin örneklerine, tiyatro sahnelerinden beyazperdeye uyarlanmış 17 başarılı filmi sizler için derledik.

Tiyatro Antik Çağ’da ortaya çıktığından beri her daim insan meselelerini işleyen bir sanat dalı olmuştur. Tiyatroyu tanımlarken kullanılan en yaygın cümle de bundan kaynaklanır: “tiyatro; insanı, insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır.” Zira her sanat dalı için aslolan insandır. Sinema da, ortaya çıktığı ilk yıllardan beri tiyatrodan beslenen ve sanat dalı olarak en çok onunla arasında benzerlik bulunan bir daldır. Her ne kadar aralarında anlatım tarzından tutun da teknik farklılıklara kadar büyük bir boşluk var gibi gözükse de iki sanat dalı da insandan ve insanı ilgilendiren her türlü meseleden bahsettiği için temellerinde dertleri aynıdır. Hal böyle olunca birbirleriyle devamlı olarak paslaşan bu iki sanat dalında verilen eserlerin bir diğerine etki etmemesi imkansızdı. Sinemadan uyarlanan tiyatro oyunları şu an için azınlıkta olsa da, tiyatro sahnelerinden beyazperdenin görkemli dünyasına uyarlanan eserlerin sayısı oldukça fazla. Biz de tiyatrodan sinemaya uyarlanan filmleri mercek altına alarak, 1942 yılından 2015’e kadar varan bir yolculukla, sahneden beyazperdeye geçiş yapmış ve mutlaka izlenmesi gereken 17 filmi sizin için derledik.

Tiyatro Sahnelerinden Beyazperdeye Uyarlanmış 17 Başarılı Film

Casablanca (1942)

Casablanca

Michael Curtiz’in yönetmenliğini üstlendiği 1942 yapımı Casablanca yalnızca Hollywood sinemasında değil; tüm dünya sineması içinde özel bir yere sahip nadir filmlerden. Zamanının en iyi iki oyuncusuna ev sahipliği yapan bu kült film, Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman’ın efsane haline gelmiş oyunculuklarıyla da hafızalarda yer ediniyor. Fas’ın güzel şehri Casablanca’yı en şık şekillerde kullanarak II. Dünya Savaşı’nı arka planına alan Casablanca; şehrin en meşhur gece kulübünün sahibi Rick ile derinliklere gömdüğü Ilsa arasında, dönemin tüm siyasi karışıklığı ortasındaki unutulmaz aşklarını anlatıyor bizlere. Tüm zamanların en iyi aşk filmi olarak seçilen film Murray Burnett’in Everybody Comed to Rick‘s adlı oyunundan beyazperdeye uyarlanmış. Oyunun o dönemde pek ilgi görmemesine rağmen yapımcı şirket tarafından önemli bir miktarla satın alınan eserin sinema tarihine damga vuracağını kim tahmin edebilirdi? Bu açıdan bakıldığında ise Casablanca uyarlandığı eserin başarısının dahi üzerine çıkarak başyapıt olma şansına nail olmuş ender yapımlardan biri.

Rope (1948)

rope-filmloverss

Alfred Hitchcock’un başarılarla dolu filmografisine baktığımızda edebiyat uyarlamaları konusunda usta yönetmenin oldukça deneyimli olduğunu görüyoruz. Ancak kendi efsanelerini yaratan her sinemacı gibi Hitchcock da uyarladığı eserlere kendi yorumunu ustalıkla getirenlerden. 1948 yapımı olan ve döneminde olduğu kadar sonrasında da tartışma yaratan ve insanı düşünmeye iten klasik eser Rope, Patrick Hamilton’ın aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanmış. Oyunun tek mekanda geçmesini lehine çevirerek sinema tarihindeki en incelikle yapılmış tek plan örneklerinden birini ortaya koyuyor Hitchcock. Aynı evde yaşayan iki arkadaşın öldürdükleri yakın bir dostlarının cesedini odanın ortasındaki sandığa saklayarak etrafında bir yemek partisi vermeleri -üstelik öldürdükleri dostlarının ailesini çağırarak- üzerinden yola çıkan oyun, Alfred Hitchcock’un ellerinde kült bir esere dönüşüyor. Filmde arkadaşlarının ölümüne sebep olan iki kişinin ilişkileri, cinayetin sebebi ve ‘açığa çıkma’ korkusu üzerinden Rope “cinayet basit bir yok etme eylemi midir yoksa bir sanat mıdır?” sorusunu irdelerken tıpkı diğer Hitchcock filmleri gibi çeşitli psikanaliz çözümlemelerine çokça konu olmuş bir yapım.

The King and I (1956)

the-king-and-i-filmloverss

Walter Lang’in yönetmenliğini yaptığı, Yul Brynner ve Deborah Kerr’in başarılı oyunculuklarıyla akıllarda kaldığı The King and I, Siyam Kralı Mongkut ile onun çocuklarını eğitmek amacıyla İngiltere’den saraya gelen Anna’nın hikayelerine odaklanıyor. Oscar Hammerstein II’nin Anna and the King of Siam adlı eserinden uyarlanarak müzikal haline getirilen film her ne kadar oyuna başarılı bir yorum getirmiş olsa da birçok tartışmaya da konu olmuş durumda. Filmde Doğu’nun cahil, kaba ve medeniyet görmemiş bir şekilde çizilmesine karşın İngiltere’den gelen eğitimci aracılığıyla Batı’nın Doğu’yu eğitmeye çalışması, Doğu’ya medeniyet getirmesi gibi durumlar mevcuttur. Filmde Doğu tarafını temsil eden Siyam Kralı ve saray eşrafı Batı’nın üstünlüğü kabul ederek ona hayranlık duyar. The King and I bu detaylar göz önünde bulundurulduğunda başarılı bir uyarlamaya ve etkileyici oyunculuklarına rağmen bakış açısı olarak tamamen Batı tarafını aldığı için oryantalizmin en güçlü hissedildiği filmler arasında yerini alıyor.

12 Angry Men (1957)

12 Angry Men - FilmLoverss

Sidney Lumet’in ilk filmi olan 12 Angry Men tek mekan filmleri dendiği an akla gelen ilk yapımdır. Bir ilk film olmasına karşın oldukça ustalıklı mekan ve oyuncu yönetimiyle bir tiyatro oyunu nasıl sinemaya uyarlanmalı sorusunun cevabı gibidir adeta. 12 Angry Men, çoğu zaman unuttuğumuz ama aslında hiç kaybolmayan bir kavramı sorgulattırıyor bizlere: vicdan. Kentin varoş mahallelerinden birinden çıkan ve babasını öldürmekle suçlanan 18 yaşındaki bir çocuğun mahkemesinde görev alan 12 jüri üyesinin kararlarını vermek amacıyla mahkeme odasına çekilmeleriyle içlerindeki vicdanı ve adalet kavramını sorgulamaları üzerinden derdini anlatmaya çalışan film yalnızca jüri üyelerine değil, bizlere de aynı kavramlar üzerinde sorgulamamız için açık kapı bırakıyor. Reginald Rose’un aynı adlı eserinden uyarlanan film dünya sinema listelerinde en üst sıralara oynayarak uyarlandığı oyundan daha fazla ilgi görse de, güncelliğini hala yitirmeyen içeriğiyle 12 Angry Men hala birçok tiyatro tarafından sahneleniyor.

Inherit The Wind (1960)

inherit-the-wind-filmloverss

Jerome Lawrence ve Robert Edwin Lee tarafından yazılan Inherit the Wind, Amerikan Tiyatrosunun en iyi oyunlarından biri olmasının yanı sıra gerçek bir hikayeye dayanması bakımından oldukça etkileyicidir. Tarihe “Maymun Davası” olarak geçen hikaye; Bertham Cates adlı bir lise öğretmeninin öğrencilerine Darwin’in Evrim Teorisini anlatması sebebiyle tutuklanmasıyla başlayıp, davanın savcılığını yapmak üzere Amerika’nın en önemli ikinci adamı Matthew Brady’nin davanın savcılığını yapmak üzere kasabaya gelmesiyle uluslarası bir meseleye dönüşür. Brady olayı din savaşına dönüştürüp propagandasına devam ederken eski dostu, yeni rakibi Henry Drummond ise tutuklu öğretmen Cates’in avukatlığını yapmak üzere kasabaya gelir. İki eski arkadaşın mahkemede acımasız bir şekilde birbiriyle çarpışmaları üzerinden din-bilim çatışmasını başrolüne koyarken Inherit the Wind toplumun yozlaşmışlığını, dönemin Amerikan siyasi ve toplumsal meselelerini arka planına koyuyor ve  son kararı seyircinin vicdanına bırakmasıyla düşünce özgürlüğü hakkında yapılan filmler arasında önemli bir yer ediniyor. Stanley Kramer’in yönettiği film Spencer Tracy, Fredric March, Gene Kelly gibi usta oyuncuların performanslarıyla da akıllarda kalıyor.

Who’s Afraid of Virginia Woolf (1966)

Who's Afraid of Virginia Woolf

Ülkemizdeki temsilleri de oldukça ilgi gören oyunlardan biri olan Who’s Afraid of Virginia Woolf’un bu kült sinema uyarlamasının yönetmenliğini Mike Nichols üstleniyor. Yazdığı tiyatro oyunlarıyla ve çıkardığı temsillerle en önemli tiyatro insanlardan biri olan Edward Albee tarafından yazılan Who’s Afraid of Virginia Woolf orta yaşlı bir çift ile evlerine davet ettikleri genç bir çiftin tuhaflıklarla dolu bir gecesine davet ediyor izleyenleri. Çoğu tiyatro oyunununda olduğu gibi tek mekanda geçen oyunda sadece dört karakter yer alıyor. Dört karakterin sinema versiyonundaki temsilleri ise filmi unutulmaz kılmak için yetiyor: Elizabeth Taylor, Richard Burton, Sandy Dennis ve George Segal filmdeki performanslarıyla Oscar’a aday olmuşlar, Taylor ve Dennis ise ödülü kazanmıştır. Beş Oscar ödülü ve sekiz adaylık ile Who’s Afraid of Virginia Woolf sadece tiyatroda değil, sinemada da klasik haline gelerek unutulmazlar arasına giren bir film.

 Anne of the Thousand Days (1969)

anne-of-the-thousand-days-filmloverss

Maxvell Anderson tarafından yazılan Anne of Thousand Days, Shakespeare dahil olmak üzere birçok yazarın çok kez kullandığı bir konuyu işliyor: VIII. Henry ve Anne Boleyn arasındaki aşkı ve yıkımı. VIII. Henry’nin kendisine bir varis veremediğine inandığı kraliçesinden boşanmak isterken karşısına çıkan genç ve güzel Anne Boleyn’e aşık olmasıyla bu fikrini hayata geçirmeye karar verir. Aynı zamanda bir İspanya prensesi olan kraliçeden boşanmak uğruna ülkesini Katolik Kilisesi’nin egemenliğinden ayırıp İngiltere’ye ait bir kilise dahi kuran Kral Henry en sonunda amacına ulaşır ve Anne Boleyn’i kraliçesi yapar. Ancak yıllar geçerken Anne’in doyumsuz kral Henry’den hala bir erkek evlat doğuramaması onun için sonun başlangıcı olur. Henry ve en yakın adamları Anne’den kurtulmanın bir yolunu ararken vakit kaybetmeden bir sebep bulunur: Anne içlerinde kardeşinin de bulunduğu beş erkekle zina yapmaktan kuleye kapatılır. İdamına kadar giden yolda izlediğimiz Anne Boleyn’in hikayesine odaklanan film İngiltere tarihindeki en entrikalı yıllara da ışık tutuyor. Charles Jarrott tarafından yönetilen film Richard Burton ve Genevieve Bujold başarılı VIII. Henry ve Anne Boleyn performanslarıyla da Oscar’a birçok dalda adaylığa layık olmuş.

Sleuth (1972)

sleuth-filmloverss

Anthony Shaffer’ın 1970 yılında yazdığı Sleuth’un beyazperdeye uyarlaması dönemin en önemli iki aktörünü bir araya getirir: Laurence Olivier ve Michael Caine. Sleuth; filmdeki performanslarıyla Oscar’a da aday olan iki aktörün filmdeki performansları, karşılıklı oynadıkları her sahnede şiddeti katlanarak artan oyunculuklarıı ve filmin çoğunun tek bir mekanda geçmesiyle izleyicide tiyatro sahnesinde bir oyun izlediğini zannettiren oldukça güçlü bir uyarlama. Aynı kadının; orta yaşlı kocasının ve genç aşığının karşı karşıya gelerek, Olivier ve Caine’in müthiş oyunculuklarıyla giderek bir ego savaşına dönüşen film bol diyaloglu yapısıyla dinamik bir tempoda ilerliyor. Filmin Joseph Mankiewicz tarafından yönetilen 1972 uyarlamasının yanı sıra 2007 yapımı bir uyarlaması daha bulunuyor. Mesele tiyatro olunca Laurence Olivier ile adı her daim birlikte anılan Kenneth Branagh tarafından yönetilen yeni versiyonunda Michael Caine rolleri ters yüz ederek yıllar önce oynadığı genç aşıktan, aldatılan orta yaşlı kocaya evriliyor!

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi