Son yıllarda beyazperdede karşımıza çıkan çizgi roman uyarlamalarını, epik sinemanın bir uzantısı olarak okumak mümkün. 1950’lerden itibaren sinemanın ışıltısını yansıtan “tarihi epik”lerin 2000’li yıllarda “Yüzüklerin Efendisi”nin rüzgarıyla “fantastik epik”lere dönüşmesi, çizgi romanların bu kapıdan girmesine fırsat sağladı. Özellikle Joel Schumacher’ın uyarlamalarıyla çocuk parkını andıran Batman filmleri sonrasında önce Örümcek Adam’ın gişe zaferine ardından sıfır kilometre “Batman”lerin tekrardan kazandığı saygınlığa tanık olduk. Yine de birçok uyarlamanın dram-aksiyon dengesini sağlama ve derinlik yaratma adına neredeyse “bitmeyecekmiş” hissi verdiğini ve iki hedefi de tutturamadığını söylemek mümkün.

İlk Thor filmi bahsi geçen sorunlardan muzdaripti: Yönetmen Kenneth Branagh’ın, Thor’un kraliyetçi damarını yakalayarak Şekspiryen bir öykü anlatmasını beklerken ortaya Şekspir’in derinliğinden uzak, dram-aksiyon dengesini sağlayamayan bir yapım çıkmıştı. Üç boyutlu filmdeki üç boyutlu tek karakterin Tom Hiddleston’ın canlandırdığı Loki olduğu düşünülürse film siyah ya da beyazdı, ama asla gri değildi.

Thor: Karanlık Dünya, Yenilmezler’in iki yıl sonrasında geçiyor. Kardeşi Loki’nin neden olduğu sorunları gidererek evrende barışı sağlamakla uğraşan Thor, bu sefer eski zamanlardan çıkagelen Malekith isimli siyah elfi karşısında buluyor. Malekith’in tüm evreni karanlığa boğma planında önemli rol tekil eden Aether’in gücü, Thor ile Jane Foster’ı yeniden bir araya getiriyor.

Yapımcılar, ilk filmdeki hatalardan ders çıkarmış görünüyorlar. Branagh’ın yerine yönetmenlik koltuğuna geçen Alan Taylor, son uzun metrajını on yıl önce çekmesine karşın Taht Oyunları (Game of Thrones) dizisinde yönetmenlik yapmış bir isim olarak çizgi roman dokusunu beyazperdeye başarıyla yansıtıyor. Açılış sahnesinden itibaren mekan kullanımı Yüzüklerin Efendisi’ni, uzay gemileri ve kötü karakterleri ise Yıldız Savaşları’nı hatırlatıyor. Yönetmen; özgünlüğe darbe vurabilecek olan bu sorunu, izleyiciyi görsel fantezinin kollarına bırakarak aşıyor. Örneğin Malekith’in Asgard’a girişi tek bir diyalog olmadan verilirken, gereksiz gevezelikten uzak kalınması (Demir Adam’a selam olsun) önemli bir artı olarak dikkat çekiyor. Bana göre en zayıf Marvel uyarlaması olan Kaptan Amerika’nın senaristleri Christopher Markus ve Stephen McFeely yine boşluklarla dolu bir senaryoya imza atsalar da sürpriz bir sahneyle Kaptan’a selam göndermekten de geri kalmıyorlar.

Tatmin edici görselliğin yanı sıra bir artı da oyunculuklara geliyor. Heimdall, Darcy, Selvig gibi karakterlere ve Thor’un mizahi yönüne daha fazla yer açılması filmi zenginleştirirken; Loki’nin daha dengeli ama güçlü bir karakter haline geldiğini görüyoruz. (Şaka şaka, Loki on numara, beş yıldız) Karakterler konusundaki en büyük eksiklikler Sif ile Jane Foster arasındaki gerilimin yeterince değerlendirilmemesi ve Fandral, Volstagg gibi karakterlerin figüran düzeyinde kalmaları.

Thor: Karanlık Dünya, izleyicilerin bir dakika bile sıkılmadan izleyebilecekleri zengin bir görsellik sunarken mükemmel hikaye arayan izleyiciler için burun kıvrılabilecek bir yapım haline geliyor. Nolan’ın Batman’i yerine Whedon’un Yenilmezler’inin izinden giderek ağırlığını aksiyondan yana kullanıyor. İzleyici nezdinde en yüksek puanı “samimilik” üzerinden elde ediyor. Çünkü en azından Şekspir’e öykünmediğini söyleyebilirim.

Not: Film bittiğinde salonu terk etmezseniz bitiş jeneriği arasında ekstra bir sahne izlemeniz mümkün.

Son yıllarda beyazperdede karşımıza çıkan çizgi roman uyarlamalarını, epik sinemanın bir uzantısı olarak okumak mümkün. 1950’lerden itibaren sinemanın ışıltısını yansıtan “tarihi epik”lerin 2000’li yıllarda “Yüzüklerin Efendisi”nin rüzgarıyla “fantastik epik”lere dönüşmesi, çizgi romanların bu kapıdan girmesine fırsat sağladı. Özellikle Joel Schumacher’ın uyarlamalarıyla çocuk parkını andıran Batman filmleri sonrasında önce Örümcek Adam’ın gişe zaferine ardından sıfır kilometre “Batman”lerin tekrardan kazandığı saygınlığa tanık olduk. Yine de birçok uyarlamanın dram-aksiyon dengesini sağlama ve derinlik yaratma adına neredeyse “bitmeyecekmiş” hissi verdiğini ve iki hedefi de tutturamadığını söylemek mümkün. İlk Thor filmi bahsi geçen sorunlardan muzdaripti: Yönetmen Kenneth Branagh’ın, Thor’un kraliyetçi damarını yakalayarak Şekspiryen bir öykü anlatmasını beklerken ortaya Şekspir’in derinliğinden uzak, dram-aksiyon dengesini sağlayamayan bir yapım çıkmıştı. Üç boyutlu filmdeki üç boyutlu tek karakterin Tom Hiddleston’ın canlandırdığı Loki olduğu düşünülürse film siyah ya da beyazdı, ama asla gri değildi. Thor: Karanlık Dünya, Yenilmezler’in iki yıl sonrasında geçiyor. Kardeşi Loki’nin neden olduğu sorunları gidererek evrende barışı sağlamakla uğraşan Thor, bu sefer eski zamanlardan çıkagelen Malekith isimli siyah elfi karşısında buluyor. Malekith’in tüm evreni karanlığa boğma planında önemli rol tekil eden Aether’in gücü, Thor ile Jane Foster’ı yeniden bir araya getiriyor. Yapımcılar, ilk filmdeki hatalardan ders çıkarmış görünüyorlar. Branagh’ın yerine yönetmenlik koltuğuna geçen Alan Taylor, son uzun metrajını on yıl önce çekmesine karşın Taht Oyunları (Game of Thrones) dizisinde yönetmenlik yapmış bir isim olarak çizgi roman dokusunu beyazperdeye başarıyla yansıtıyor. Açılış sahnesinden itibaren mekan kullanımı Yüzüklerin Efendisi’ni, uzay gemileri ve kötü karakterleri ise Yıldız Savaşları’nı hatırlatıyor. Yönetmen; özgünlüğe darbe vurabilecek olan bu sorunu, izleyiciyi görsel fantezinin kollarına bırakarak aşıyor. Örneğin Malekith’in Asgard’a girişi tek bir diyalog olmadan verilirken, gereksiz gevezelikten uzak kalınması (Demir Adam’a selam olsun) önemli bir artı olarak dikkat çekiyor. Bana göre en zayıf Marvel uyarlaması olan Kaptan Amerika’nın senaristleri Christopher Markus ve Stephen McFeely yine boşluklarla dolu bir senaryoya imza atsalar da sürpriz bir sahneyle Kaptan’a selam göndermekten de geri kalmıyorlar. Tatmin edici görselliğin yanı sıra bir artı da oyunculuklara geliyor. Heimdall, Darcy, Selvig gibi karakterlere ve Thor’un mizahi yönüne daha fazla yer açılması filmi zenginleştirirken; Loki’nin daha dengeli ama güçlü bir karakter haline geldiğini görüyoruz. (Şaka şaka, Loki on numara, beş yıldız) Karakterler konusundaki en büyük eksiklikler Sif ile Jane Foster arasındaki gerilimin yeterince değerlendirilmemesi ve Fandral, Volstagg gibi karakterlerin figüran düzeyinde kalmaları. Thor: Karanlık Dünya, izleyicilerin bir dakika bile sıkılmadan izleyebilecekleri zengin bir görsellik sunarken mükemmel hikaye arayan izleyiciler için burun kıvrılabilecek bir yapım haline geliyor. Nolan’ın Batman’i yerine Whedon’un Yenilmezler’inin izinden giderek ağırlığını aksiyondan yana kullanıyor. İzleyici nezdinde en yüksek puanı “samimilik” üzerinden elde ediyor. Çünkü en azından Şekspir’e öykünmediğini söyleyebilirim. Not: Film bittiğinde salonu terk etmezseniz bitiş jeneriği arasında ekstra bir sahne izlemeniz mümkün.

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi