“Zayıflar, nasibi kıtlar, yıkılıp gitmelidir; bizim insan sevgimizin baş ilkesi. Ve onlara yıkılıp gitsinler diye de yardım edilmelidir.”

Nietzsche

Karanlıktan çorak araziye açılan plan Radiohead’in baş gitaristi Jonny Greenwood’un eşsiz müziğiyle karanlık bir çukurun dibine girer. Uzunca bir süre diyalog duymadığımız film, Daniel’ın yalnızlığına seyirciyi hazırlar. Bu süre içerisinde duyduğumuz sesler yalnızca acıdan ve korkudan bağırma ile babası ölen bebeğin ağlama sesidir. Upton Sinclair’in ‘Oil!’ isimli 1927 yayımlı kitabından uyarlanan, usta yönetmen Paul Thomas Anderson’ın Akademi Ödülleri’nde ‘En İyi Görüntü Yönetimi’ ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödüllerini kazandıran 2007 yapımı filmi There Will Be Blood, 106 ödül ve 136 adaylığıyla 2000’li yılların en iyi filmleri listelerinin baş köşesine oturdu. Geçtiğimiz haftalarda Paul Thomas Anderson ile çektiği son filmin kariyerinin son oyunculuğu olduğunu açıklayan Daniel Day Lewis’in muazzam performansı, Paul Thomas Anderson ve Robert Elswit birlikteliğinin atmosfer yaratımıyla There Will Be Blood, para, din ve soy üzerine, hepsinin ortak noktası, kana bulanmış bir film.

There Will Be Blood: Büyük Buhran Öncesi Amerika

İsveçli kimyager Alfred Nobel tarafından 1866’da keşfedilen dinamit, 1850’lerde Amerika’da başlayan petrol zengini olmaya çalışma furyasının elinden tuttu. Önceleri sadece gaz lambaları için kullanılan petrol, elektriğin icadıyla değerini kaybedecekken, ulaşımda kullanılmaya başlanmasıyla kan dökmeyi garantiledi.

Sırasıyla, Birinci Dünya Savaşı, Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı’nı görecek olan en yaşlı neslin 40’larında olduğu 1898 yılında başlayan film, Daniel Plainview adında hırslı, kibirli bir adamın hükmetme mücadelesine odaklanıyor. Daniel Plainview, gümüş ve altın madenciliği yapan bir işçiyken, petrol kuyularında çalışmaya başlar ve kuyuda olduğu esnada yanındakinin iş kazası nedeniyle ölümü sonrası, ölen adamın çocuğuyla birlikte başladığı petrol zengini olma yolculuğunda, önüne çıkan her fırsatı acımasızca değerlendirip intikamdan beslenerek büyür. Tek başına büyük bir krallık kurup, en az onun kadar riyakar olan dini ve din adamlarını işine geldiğinde kullanır, işi bitince kanlı toprağına gömer. İspanyol Amerikan savaşının yaşandığı 1898 yılından 1902’ye gelindiğinde herkes için ulaşımı mümkün kılmayı hedefleyen, petrolün kendi yerini sağlamladığı ‘American Automobile Association’ kurulurr. Titanic’in batmasına bir yıl kala, 1911 yılında epeyce büyüttüğü işini ilk sıraya taşıyacak bir teklifle karşılaşır.

Verimsiz, tarımsız bir köyde yaşayan Paul, belli bir miktar karşılığı topraklarındaki petrolden bahseder ve bu bilgi Daniel’ı California’nın Little Boston beldesine sürükler. Oğluyla birlikte keşfe çıktığı bu köyün halkı, din kullanılarak sömürülmektedir. Naifleştirilmiş masumiyetten uzak, mahrumiyet ve mahremiyet ikilisiyle örülmüş kırsal bölgede, köylünün büyük bir kısmı, sahip olamadığı, hayalini bile kuramadığı refahın beklentisi, inancı ile değerinin çok da altında vaatlere arsalarını Daniel’a satarlar. Burada uzun bir süre köylünün ‘milkshake’ini içen Daniel, saf bir şekilde nefret ettiği, Paul’un kardeşi, Üçüncü Devrim Kilisesi’nin genç rahibi Eli Sunday’in kolunun uzunluğunu kullanarak köylüyle iletişime geçer. Böylece Eli’ın kilisesi de çıkarları uğruna paranın hizmetine sunulur. Daniel, köylüye eğitimli, refah içinde bir gelecek vadeder. Onların mahrum kaldığı şeyler üzerinden vaatlerde bulunarak ihtiyacı olanı alır.

Der Antichrist, Hristiyanlığa Karşı Yasa

Nietzsche 1888 yılında yazdığı Antichrist’ı dört haftada yazdığını söyler. Oruç Obua, Deccal çevirisinde Nietzsche’nin bazı kavramları üzerine açıklamalar getirmiştir. “İnsan kümelerinin yaşamlarında ve kendi üyeleri üzerinde, ayrıca başka kümeler karşısında, güç istemlerinin araçları olan ahlaklar genel çizgilerinde iki karşıt türdendir. Birinciler, soylu, nasipli, kendi doğalarından güçlü, sağlıklı, dolu, zengin tinli insan tipinin yaşama bakış perspektifinden kaynaklanır. Bu insan tipi, yaşamı evetler, çünkü kendinden memnundur; kendine iyi der. Öteki tip insan karşısında ise, horgörü duyar: ona kötü der. Öteki insan tipi, zayıf, nasibi kıt, köle ruhlu, tinsel olarak güçsüz olduğundan, kendinden kaynaklanan ahlak yargılarına da kolay kolay ulaşamaz; yaşam ve insanlar karşısında daha çok reaktif, bağımlı bir tutum izler. İlkin, yaşamdan hoşnutsuzluğunu dışarı vurarak, güçlü ve nasipli insan karşısında bir tepki olarak ona fena der: ancak bundan sonradır ki kendisine iyi diyebilir.” diye ifade edilmiştir. Nietzsche, bu zayıf güç isteminin, kendine bir yolunu bulduğunda kin ve haset olarak ortaya çıktığını, ancak bunun, güçlü olanın açıktan açığa saldırısı şeklinde değil, güçsüz olanın içten pazarlıklı kurnazlığı ve dolambaçlı intikam yollarıyla ortaya çıktığını söyler.

Daniel Plainview, güçlü, kibirli ve hırslarına hapsolmuş bir karakter olarak, diğer herkesi aşağılıyor, kullanıyor ve herkesten nefret ediyor. Yalnızca, petrol kuyusunda ölen bir adamın küçük oğlunu evlat edinen ve sahiplenen Plainview, çocuğun işitme kaybı sonrası şirketine faydasının azalmasıyla ilgisi azalırken, ayrılıp kendi şirketini kurmak istediğini söylediğinde rakip olacağı düşüncesiyle, onun oğlu olmadığı gerçeğini tek seferde büyük öfkesiyle dile getirir ve küfürler yağdırarak onu kovar. Doğaya ve insanlara verdiği zararın vicdan azabı, salt çıkarlarının önüne hiçbir zaman geçemez. Nietzche’nin doğal seleksiyonda hayatta kalan olarak tanımlanabilecek üstinsan modeli, güçlünün kibrini tabii kılar. Daniel Plainview’ın, kendisini küçük düşüren, istemediği bir hale sürükleyen Eli’dan intikamını alması kaçınılmazdır. Daniel’ın almak istediği bir arsayı ancak vaftiz olması ve Eli tarafından kutsanması karşılığı verebileceğini söyleyen adamın teklifini, çıkarları dolayısıyla kabul etmek zorunda kalan Daniel, Eli’a yalancı bir peygamber olduğunu ve Tanrı’nın uydurma olduğunu söyleterek ve sonra onu öldürerek kendi içinde hesaplaşmış olur. Eli güç istemi dolayısıyla Daniel’ı tüm köylülerin önünde küçük düşürmeyi tercih etmiştir. Daniel’ın intikam şekli ise tamamen kendi tatminidir. Eli’a, onu bu hayata bağlayan tek şeyi elinden alarak üstelik para uğruna kendi ağzıyla söyleterek en büyük zararı verir, kimse bunu duymayacak olsa bile. Daniel, Eli’a güçsüz olan olduğunu, aklını kullanamadığını, kardeşi Paul’un seçilmiş, daha zeki olduğunu, Eli’ın aptal olduğu için yenildiğini söyler. Bu intikam farkı, Nietzsche’nin Deccal kitabında güç istemi üzerinden kurduğu, güçlü ve güçsüz olana referans sunulabilir.

Paul Thomas Anderson, büyük bir ustalıkla, insan ırkının en aciz yanlarını ve içinde bulunduğumuz sistemin tamamen bu acizlikten kaynaklandığını, yalnızlık, soy, din ve güç kavramları üzerinden incelikle dokur. Filmin son sahnesinden sonra uzunca bir süre utançtan yüzünüz yanabilir ve hak vermekten beyin kıvrımlarınız uyuşabilir.

Kaynakça

Nietzche, F. (1888), Deccal

 

 

 

 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi