Amerika Birleşik Devletleri, 20. yüzyılın başından bugünlere kadar dünya ekonomisinin kalbinin attığı en önemli ülkelerden biri olarak kabul edilir. Üniversitelerde vaka çalışmaları yapılır, Amerikan piyasasını etkileyen tüm tarihi ve politik olaylar incelenir, aynı zamanda da dünyanın gidişatına etki edip etmeyeceği tartışılır. Bu denli geniş etki alanına sahip Amerikan Ekonomisi, tarihinde dönüm noktası diyebileceğimiz Büyük Buhran gibi birçok krizi atlatabilmeyi başarmış, bu başarısını da filmlere konu ederek tüm dünyaya göğsünü gererek göstermekten çekinmemiştir. Ancak bu başarı hikayelerinin yanı sıra dünya çapında ses getiren ekonomik skandallar da Hollywood filmlerinin arka planında ya da merkezinde yerini almıştır, almaya devam etmektedir. 1920’de -Büyük Buhran’dan önce- Charles Ponzi isimli İtalyan iş adamı Amerikan tarihinin o dönemki dolandırıcılık skandalına imza atmış, Amerikan piyasasında adından oldukça bahsettirmiştir. Ponzi Oyunu ya da Ponzi Düzeni olarak geçen dolandırıcılık sisteminde, o dönemdeki yatırımcılar posta pullarını kullanarak arbitraj kârı elde ettiklerine inandırılmıştır. Ancak ortada gerçek bir kâr yoktur. Her yatırımcıya başka yatırımcıdan aldıkları para verilmiştir. Bu şekilde çok kısa sürede zengin olan Ponzi, Amerikan piyasasına bomba gibi düşmüş, ancak yaptığı dolandırıcılık ortaya çıkınca hapis cezası almış, hapisten çıkarılınca fakir bir hayat sürmüş ve hayatına öylelikle veda etmiştir. Usta yönetmen Barry Levinson’ın son HBO TV filmi The Wizard of Lies, Amerikan tarihinin en büyük sahtekarlık olayı Ponzi Oyunu’ndan feyz alarak 65 Milyar Dolar borçlanan Amerikan tarihinin en büyük yolsuzluk davasının sahibi finans ve borsa devi Bernie L. Madoff’un gerçek hikayesini anlatıyor. Yönetmen Barry Levinson’un, Sleepers, Wag the Dog ve What Just Happened filmlerinden sonra dördüncü kez, filmin başrolünü üstelenen Robert De Niro ile bu filmde bir araya geliyor. Bernie Madoff’un eşi Ruth Madoff’u ise tüm zarafet ve doğal oyunculuğuyla Michelle Pfeiffer canlandırıyor. 2008 yılının Aralık ayında Wallstreet efsanesi Bernie Madoff’un, birlikte çalıştığı aile bireylerine tüm imparatorluğunun yalan olduğunu itiraf etmesiyle başlayan The Wizard Of Lies, Bernie’nin yargı süreci esnasında Madoff ailesinin yaşadıklarını, geçmişlerindeki mutlu günlere pencere açarak mercek altına alıyor. Ailesine suçunu itiraf ettikten sonra Bernie, polise teslim olur ve yargı süreci başlar. Oğulları tarafından reddedilen Bernie’ye tek destekçi 50 yıllık eşi Ruth’tan başkası değildir. Yargı süreci sadece hukuk sürecinden ibaret olmamakla birlikte, aile içerisindeki hesaplaşmaların da ortaya çıkmasına neden olur. 150 yıl hapse mahkûm edildikten sonra Ruth, Bernie tarafından tüm parası batırılan kardeşine sığınır. Büyük oğlu Mark insanların kendileri hakkındaki suçlamalarına ve nefretine dayanamaz, kendi asar. İlk oğlunun ölümünden sonra Bernie’ye 50 yıllık eşi Ruth da arkasını dönmek zorunda kalır çünkü hem “nefret edilmeye dayanamamaktadır” hem de küçük oğlu Andrew ile tekrar görüşebilmesinin tek şartı Bernie’yi artık bir daha görmemesidir. Ağabeyinin ölümünden 4 sene sonra da Andrew kanserden hayata veda eder. Tek ziyaretçisi Ruth’u kaybettikten sonra Bernie’yi, NewYork Times yazarı Diana Henriques ziyaret eder ve onunla ilk kez röportaj yapar. Henriques’in kendisini bizzat canlandırdığı rolünde, Bernie’ye pişmanlığını itiraf ettirmeye çalıştığını görürüz. Filmin başında suçunu kabul eden bir borsa duayenini ancak nelere sebep olduğunu anlamamak için bahaneler üreten bir adam görürüz. Bernie, suçunu itiraf edip kabul etmesiyle her şeyin biteceğini sanır. Ancak film tüm ailesinin hayatının bundan sonra mahvolmasıyla başka yöne doğru yol alır. The Wizard of Lies: Suçu Kabul Etmenin İnanılmaz…

Yazar Puanı

puan - 70%

70%

Diyaloglarında bazı aksaklıklar olsa da suçunu kabul eden bir adamın içindeki inanılmaz inkârı güçlü bir sinematografiyle bize sunan The Wizard of Lies, filmin sonunu açık bırakmayı tercih ediyor ve izleyiciyi tek bir soruyla baş başa bırakıyor: “Bernie Madoff gerçekten bir sosyopat mı?”

Kullanıcı Puanları: 3.98 ( 6 votes)
70

Amerika Birleşik Devletleri, 20. yüzyılın başından bugünlere kadar dünya ekonomisinin kalbinin attığı en önemli ülkelerden biri olarak kabul edilir. Üniversitelerde vaka çalışmaları yapılır, Amerikan piyasasını etkileyen tüm tarihi ve politik olaylar incelenir, aynı zamanda da dünyanın gidişatına etki edip etmeyeceği tartışılır. Bu denli geniş etki alanına sahip Amerikan Ekonomisi, tarihinde dönüm noktası diyebileceğimiz Büyük Buhran gibi birçok krizi atlatabilmeyi başarmış, bu başarısını da filmlere konu ederek tüm dünyaya göğsünü gererek göstermekten çekinmemiştir. Ancak bu başarı hikayelerinin yanı sıra dünya çapında ses getiren ekonomik skandallar da Hollywood filmlerinin arka planında ya da merkezinde yerini almıştır, almaya devam etmektedir.

1920’de -Büyük Buhran’dan önce- Charles Ponzi isimli İtalyan iş adamı Amerikan tarihinin o dönemki dolandırıcılık skandalına imza atmış, Amerikan piyasasında adından oldukça bahsettirmiştir. Ponzi Oyunu ya da Ponzi Düzeni olarak geçen dolandırıcılık sisteminde, o dönemdeki yatırımcılar posta pullarını kullanarak arbitraj kârı elde ettiklerine inandırılmıştır. Ancak ortada gerçek bir kâr yoktur. Her yatırımcıya başka yatırımcıdan aldıkları para verilmiştir. Bu şekilde çok kısa sürede zengin olan Ponzi, Amerikan piyasasına bomba gibi düşmüş, ancak yaptığı dolandırıcılık ortaya çıkınca hapis cezası almış, hapisten çıkarılınca fakir bir hayat sürmüş ve hayatına öylelikle veda etmiştir. Usta yönetmen Barry Levinson’ın son HBO TV filmi The Wizard of Lies, Amerikan tarihinin en büyük sahtekarlık olayı Ponzi Oyunu’ndan feyz alarak 65 Milyar Dolar borçlanan Amerikan tarihinin en büyük yolsuzluk davasının sahibi finans ve borsa devi Bernie L. Madoff’un gerçek hikayesini anlatıyor.

Yönetmen Barry Levinson’un, Sleepers, Wag the Dog ve What Just Happened filmlerinden sonra dördüncü kez, filmin başrolünü üstelenen Robert De Niro ile bu filmde bir araya geliyor. Bernie Madoff’un eşi Ruth Madoff’u ise tüm zarafet ve doğal oyunculuğuyla Michelle Pfeiffer canlandırıyor. 2008 yılının Aralık ayında Wallstreet efsanesi Bernie Madoff’un, birlikte çalıştığı aile bireylerine tüm imparatorluğunun yalan olduğunu itiraf etmesiyle başlayan The Wizard Of Lies, Bernie’nin yargı süreci esnasında Madoff ailesinin yaşadıklarını, geçmişlerindeki mutlu günlere pencere açarak mercek altına alıyor.

Ailesine suçunu itiraf ettikten sonra Bernie, polise teslim olur ve yargı süreci başlar. Oğulları tarafından reddedilen Bernie’ye tek destekçi 50 yıllık eşi Ruth’tan başkası değildir. Yargı süreci sadece hukuk sürecinden ibaret olmamakla birlikte, aile içerisindeki hesaplaşmaların da ortaya çıkmasına neden olur. 150 yıl hapse mahkûm edildikten sonra Ruth, Bernie tarafından tüm parası batırılan kardeşine sığınır. Büyük oğlu Mark insanların kendileri hakkındaki suçlamalarına ve nefretine dayanamaz, kendi asar. İlk oğlunun ölümünden sonra Bernie’ye 50 yıllık eşi Ruth da arkasını dönmek zorunda kalır çünkü hem “nefret edilmeye dayanamamaktadır” hem de küçük oğlu Andrew ile tekrar görüşebilmesinin tek şartı Bernie’yi artık bir daha görmemesidir. Ağabeyinin ölümünden 4 sene sonra da Andrew kanserden hayata veda eder. Tek ziyaretçisi Ruth’u kaybettikten sonra Bernie’yi, NewYork Times yazarı Diana Henriques ziyaret eder ve onunla ilk kez röportaj yapar. Henriques’in kendisini bizzat canlandırdığı rolünde, Bernie’ye pişmanlığını itiraf ettirmeye çalıştığını görürüz. Filmin başında suçunu kabul eden bir borsa duayenini ancak nelere sebep olduğunu anlamamak için bahaneler üreten bir adam görürüz. Bernie, suçunu itiraf edip kabul etmesiyle her şeyin biteceğini sanır. Ancak film tüm ailesinin hayatının bundan sonra mahvolmasıyla başka yöne doğru yol alır.

The Wizard of Lies: Suçu Kabul Etmenin İnanılmaz Ağırlığı

New York Times yazarı Diana B. Henriques’in kitabından uyarlanan, senaryosunu Sam Levins, Samuel Baum ve John Burnham Schwartz’ın yazdığı bu film için üstün bir karakter çalışması desek yalan olmaz. Robert De Niro, ailesi dahil binlerce insanın parasını çalan Bernie’ye hayat verirken, karakteri hiçbir şekilde kendinden ödün vermeyen tavrıyla, soğukkanlı ve kendinden emin bir kişi olarak karşımıza çıkartıyor. Yönetmen, hiçbir şekilde Bernie’ye sempati duymamızı sağlayacak dramatik bir yapı sunmaz iken filmin dramatik ögelerini diğer aile üyeleri üzerinden vermeyi tercih ediyor. Kurguyu da renk kullanımı, kadraj içi kadraj çekimleri, yakın planlar ve yaşananlarının huzursuzluğunu çok iyi veren müzikleri ile ince ince işleyerek sağlam bir sinematografi sunuyor.

Bernie, dolandırıcılık yapmanın kötü olduğunu itiraf etse de ona gelen müşterilerinin zenginliğine zenginlik katmak için geldiklerini ve bir katil gibi muamele görmemesi gerektiğini filmde birkaç kez sakin ve kendinden emin bir tavırla dile getiriyor. Bu da filmi izlerken aklınıza “İnsanları öldürmek için illa katil olmaya gerek yok.” klişesini ister istemez getiriyor. Binlerce insanın ev paralarının ve hayat güvencelerinin gitmesine sebep olan bu dolandırıcılık vakası, “insanların hayatlarına yaşayan bir ölü olarak devam etmek zorunda kaldıklarını” izleyicinin gözüne sürekli sokuyor. Ancak bu zorlama ima, yönetmen tarafından Bernie’nin kendi cezasını verdiği halüsinasyon sekansında klişeden uzaklaşmayı başarıyor. Daha fazla nefrete dayanamayan Ruth ile birlikte ilaç içip intihar etmek isteyen Bernie, ilaçların etkisiyle halüsinasyon görmeye başlar. Evin içi adeta cehennem ateşi gibi yanmaya başlar, bir anda tüm gazeteciler Bernie’nin üzerine gelerek günahlarının hesabını sorarlar. Aralarında bulunan kurbanlardan bir tanesi onu silahla ateş ederek vurur, ardından gelen her silah patlama sesi ve flaşla diğer kurbanların yüzü ortaya çıkar. Böylelikle kurbanlar, Bernie’nin cezasını basının yardımıyla vermiş olur. Bu iddialı sinematografik yaklaşımın yanı sıra senaryo için aynı şeyleri maalesef söyleyemeyeceğim. Filmin ismini “Yalan Sihirbazı” olarak düz bir şekilde çevirdiğimizde, yönetmenin bu yalan imparatorluğunun arkasında yatan insan aklını anlatmasını beklerken, daha çok bir yalanın zengin bir aileyi nasıl mahvettiğini anlattığını söyleyebiliriz. Ruth’un nasıl kendi çevresinden dışlandığına, oğullarının basın tarafından nasıl hedef haline getirilerek depresyona girdiğine ve Amerikan rüyasının nasıl bozulduğuna daha çok odaklanıyor diyebiliriz. Böylelikle “The Wizard of Lies”, güçlü karakter anlatımı olan bir aile dramasına dönüşmekten bir nebze de olsa kendini alamıyor.

Diyaloglarında bazı aksaklıklar olsa da suçunu kabul eden bir adamın içindeki inanılmaz inkârı güçlü bir sinematografiyle bize sunan The Wizard of Lies, filmin sonunu açık bırakmayı tercih ediyor ve izleyiciyi tek bir soruyla baş başa bırakıyor: “Bernie Madoff gerçekten bir sosyopat mı?”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi