Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Rüzgar Bizi Sürükleyecek
The Wind Will Carry Us
1999 - Abbas Kiarostami
118
İran
Senaryo Abbas Kiarostami
Oyuncular Behzad Dorani, Noghre Asadi, Roushan Karam Elmi
Gizem Çalışır
Füruğ’un dizeleriyle birlikte okunduğunda engin anlamlara açılan bir kapı, kamerayla yazılmış bir şiir, karanlığın içindeki aydınlığı aydınlığın içindeki karanlıkla besleyen bir masal.

The Wind Will Carry Us

küçücük gecemde benim,
ne yazık rüzgârın yapraklarla buluşması var
küçücük gecemde benim yıkım korkusu var

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
bakıyorum elgince ben bu mutluluğa
bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun

dinle
karanlığın esintisini duyuyor musun?
şimdi bir şeyler geçiyor geceden
ay kızıldır ve allak bullak
ve her an yıkılma korkusundaki bu damda
bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali
yağış anını bekliyorlar

bir an
ve sonrasında hiç.
bu pencerenin arkasında gece titremede
ve yeryüzü giderek durmada
bu pencerenin arkasında bir bilinmez
seni ve beni merak ediyor
ey baştan aşağı yeşil!
yakıcı anılar gibi ellerini,
bırak benim aşık ellerime
ve dudaklarını
varlığın sıcak duygusunu benim sevdalı dudaklarımın okşayışına
bırak rüzgâr bizi sürükleyecek
rüzgâr bizi sürükleyecek.

Füruğ Ferruhzad – Rüzgar Bizi Sürükleyecek

The Wind Will Carry Us; yukarıdaki dizelerin sahibi İranlı şair ve yönetmen Füruğ Ferruhzad’ın Rüzgar Bizi Sürükleyecek başlıklı şiiriyle aynı ismi taşıyan, 1999 yapımı bir Abbas Kiarostami filmi. Yaşam ve ölümün bir aradalığını şiirsel bir saflıkla aktaran The Wind Will Carry Us; İran Yeni Dalga Sineması’nın sembolik anlatım yapısının en bariz biçimde görülebileceği filmlerden biri. Fakat filme geçmeden önce Abbas Kiarostami’ye ve sinemasına etki eden faktörlere bir göz atmak gerekir.

İran Sineması’nda 1969 yılında Dariush Mehrjui’nin Gav (İnek) isimli filmiyle başlayan İran Yeni Dalga akımı; şiirsel bir sinema dili ve sembolik bir anlatımla, siyasi ve felsefi yönleri daha baskın olan sanat filmlerini ifade eder. İran Yeni Dalgası’nın ortaya çıkmasını ve yükselmesini sağlayan dönemin politik ve kültürel hareketleriydi. Özellikle 1953 yılında yaşanan siyasi darbenin ardından edebiyat ve en çok da şiir alanında hakim olan romantik hava 1960’lı yıllarda doruğa ulaşarak İran şiiri için bir dönüm noktası teşkil eder. Semboller ve metaforik anlatımlarla güçlenen İran şiirini kendine örnek alan İran Yeni Dalga Sineması uluslararası arenada da kendine önemli bir konum sağlar. Bu sebeple İran Yeni Dalgası’nı şiirsel anlatım biçimi ve sembollerden ayrı düşünmemek gerekir. Bu akımın öncü yönetmenleri arasında yer alan Füruğ Ferruhzad, Sohrab Şahit Sales, Behram Beyzayi ve Perviz Kimyavi; günümüzde etkinliğini halen sürdüren İran Yeni Dalgası’nın en önemli yönetmenlerinden Abbas Kiarostami, Jafar Panahi, Mohsen Makhmalbaf, Bahman Ghobadi ve Asghar Farhadi üzerinde etkileri yoğun biçimde hissedilen isimlerdir.

İçimize umut tohumları eken bir yönetmen 

1970 yılından bu yana yapmış olduğu filmlerle İran Sineması’nın uluslararası alanda tanınmasını ve kabul görmesini sağlayan en önemli isim, hiç şüphesiz Abbas Kiarostami’dir. Eserlerinde hem mahalli hem de evrensel bir dil kullanmayı başarmış bir sinemacı olan Kiarostami birçok sinema eleştirmeni tarafından yaşayan en başarılı film yönetmenlerinden biri olarak ilan edilmiştir. Genelde sıradan insanların sıradan hikayelerini anlatmayı seçen Kiarostami bu doğallığı umut tohumları yeşertmek adına kullanır. Bu noktada Fransız yönetmen Jean Luc Godard ile ilişkilendirilen Kiarostami; Godard’ın anlamını yitirmiş, sahte bir hayatın aldatıcılığını yansıtmak ve sonunda hiçbir umudun var olmadığını belirtmek için kullandığı sözsel ve görsel imgelerini tersine çevirerek Doğu’nun bitmek tükenmek bilmez mücadele geleneği ile birleştirir. Kiarostami’nin hiçlik duygusu uyandıran imgelerinin Godard’ın imgelerinden farkı; sonunda bir umut ışığına bağlanmasıdır. Filmlerinde hakikati arama kaygısı güttüğünü dile getiren Kiarostami, mutlu yaşamın var olduğunun kanıtlarını aramakta ve insan dediğimiz varlığın henüz ölmediğine dair içimize umut tohumları serpmektedir. Bu meseleyi, hemen her filminde çocuk kahramanlar kullanarak ve hem diyaloglarında hem de film isimlerinde ve temalarında İran şiirinden – özellikle Ömer Hayyam ve Füruğ Ferruhzad- faydalanarak ortaya koyması da dikkat çekicidir.

Şiir sinema ile buluşunca…

Abbas Kiarostami’nin, 1990 yılında İran’ın Köker köyünde yaşanan ve çok sayıda kişinin hayatını yitirmesine sebep olan büyük depremin ardından çektiği ve sinema eleştirmenleri tarafından Köker Üçlemesi olarak adlandırılan (Kiarostami’nin hiçbir zaman üçleme olarak kabul etmediğini de not düşelim.)  filmleri Arkadaşımın Evi Nerede? (1987), Ve Yaşam Sürüyor (1992) ve Zeytin Ağaçları Altında (1994); yaşam ve ölüm temalarının birbiri içine geçtiği ve Kiarostami Sineması’nın ana meselelerini ortaya koyan ilk örneklerdir. 1997 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülüyle taçlandırılan filmi Kirazın Tadı ise yaşamın ve yaşamanın değerini sorgulatan yapısıyla Kiarostami Sineması’nın mihenk taşlarından biri haline gelir.

Araba içi diyalog sahnelerinin çok yoğun olduğu, kırsal bir bölgede geçen ve yine küçük bir çocuğa yüklenen umut vurgusuyla perçinlenen The Wind Will Carry Us – Rüzgar Bizi Sürükleyecek; geleneksel ve ritüel olan ile modern arasında yaşanan çatışmayı ve kentli ile köylü bakış açılarındaki farklılığı ortaya koyan yapısıyla dikkatleri üzerine çeker. Kiarostami’ye Venedik Film Festivali’nde Büyük Jüri Özel Ödülü kazandıran The Wind Will Carry Us; Füruğ Ferruhzad ve Ömer Hayyam’ın yaşam ve ölüme dair şiirlerinden de yoğun biçimde beslenir. İran Yeni Dalgası’nın ve Kiarostami Sineması’nın vazgeçilmez unsurlarından biri olan sembolik anlatım, The Wind Will Carry Us’ı şiirsel sinemanın doruk noktalarından biri haline getirir.

Rüzgar bizi sürüklüyor. Peki ama nereye? 

Henüz filmin en başında geçen diyalogun içindeki tünel sembolüyle karanlık ve aydınlığı birbiri içine geçiren Kiarostami, tüm film boyunca karanlığı ışık ile besleyerek yaşama doğru bir yolculuğa çıkmamıza sebep oluyor. Ayrı ayrı her sahnesinden türlü anlamlar çıkarabileceğimiz The Wind Will Carry Us, filmin geneline yayılan ve sürekli tekrarlanan sembollerle birlikte düşünülerek değerlendirilmesi gereken bir film. Bu sebeple filmin tek bir konusu olduğunu söylemek pek mümkün değil. İran’da bir Kürt köyüne gelen Behzad ve meslektaşları yatalak bir kadının ölümünü beklemek ve bu ölümün ardından gerçekleşecek olan ağıt ritüelini görüntülemek amacıyla bu köye geliyorlar. Esasında gazeteci olan Behzad ve meslektaşlarının (Onları film boyunca hiç görmüyoruz, fakat konuşmalarına şahit oluyoruz.) gerçek mesleğini bilmeyen ve onları mühendis olarak nitelendiren köy sakinleri, Behzad’ı ve meslektaşlarını büyük bir hoşgörü ve misafirperverlikle ağırlıyor. Kiarostami’nin film boyunca kurduğu beklentilerin dışında gelişen olaylar; ölümü beklediğimiz ve hiçbir şeyin değişmediğini düşündüğümüz yaşantılarımızda aslında beklenenlerin dışında ne çok şeyin gerçekleştiğini ortaya koyuyor.

Sembolik ve şiirsel anlatıma yön veren ve sürekli tekrarlanan imgeler The Wind Will Carry Us’ın taşıyıcı unsurları olarak dikkat çekiyor. Yuvarlanan elma, yuvarlanan futbol topu, filmin başındaki tünel diyalogu ile anlam kazanan bir tepede derin bir tünel kazmaya çalışan Yusuf karakteri, Behzad’ın sürekli bir taze süt arayışı, aradığı sütü karanlık bir bodrumda buluşu, iletişim kurabilmek adına Behzad’ın sürekli tepeye çıkmak zorunda kalışı, Behzad’ın meslektaşlarının sürekli çilek yemeğe gitmeleri, Eski Mısır’da yeniden doğuşu simgeleyen bir bok böceği ve yuvarladığı nesne, küçük Farzad’ın sürekli derslerine çalışma hali ve ters çevrilen bir kaplumbağa bu sembolik anlatımın hem sürekli tekrarlanan hem de yoğun şiirsel bir anlatım içeren güçlü unsurları olarak önem arz ediyor. Aynı şekilde diyalogların içinde de kendine yer bulan bu şiirsel anlatım sürekli bir arayışın, bir umut isteğinin ve yeniden doğuşun ince ince işlendiği bir başyapıta dönüşüyor.

The Wind Will Carry Us; Füruğ’un dizeleriyle birlikte okunduğunda engin anlamlara açılan bir kapı, kamerayla yazılmış bir şiir, karanlığın içindeki aydınlığı aydınlığın içindeki karanlıkla besleyen bir masal. Kısacası; rüzgar bizi sürüklüyor. Peki ama nereye?



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol