Ezra Miller ve Michael Angarano, The Stanford Prison Experiment filmi ve bu vesileyle insan doğasının karanlık tarafı hakkında konuştular. Kendi içinizdeki canavarla onlar vesilesiyle yüzleşmeye ne dersiniz?

Standford Üniversitesi‘nde yapılmış olan deneyi illa duymuşsunuzdur. Dr. Philip Zimbardo‘nun 1971’de yürüttüğü deneyde rastgele öğrenciler, hapishane deneyinde gardiyan veya mahkum olarak seçilir. Çok uzun zaman geçmeden, 14 gün sürmesi planlanan deneyde simüle edilen durum kısa sürede gerçeğe dönmüştür. Yedinci günün sonunda işler kontrolden çıktığı için deney sonlandırılır. Çünkü gardiyanlar psikolojik ve fiziksel şiddete başvururken, Zimbardo da deneyin bir parçası haline gelmiş ve tüm bunlara göz yummuştur.

Aradan geçen yıllara karşın popüleritesini ve korkutuculuğunu koruyan bu deneyin eninde sonunda filme dönüşmesi beklenen bir şeydi, Kyle Patrick Alvarez yönetmenliğinde de gerçek olmuş oldu. Indiewire da deneydeki bir gardiyana hayat veren Michael Angarano ve bir mahkuma hayat veren Ezra Miller‘la röportaj yapmıştı, biz de sizler için röportajı türkçeleştirdik.

The Stanford Prison Experiment’ın ilk fragmanına ve film hakkında daha detaylı bilgilere bu linkten ulaşabilisiniz.

Ezra Miller ve Michael Angarano’yla The Stanford Prison Experiment Röportajı

Neden en nihayetinde ikonik bir deneyin dramatize edilmiş hali olan bu filmde yer almak istediniz?

Ezra Miller: Bu deneyin yarattığı dalgalanma günümüzde devam ediyor. Herhangi bir psikoloji sınıfının giriş dersi haline gelmiş durumda. Zimbardo’nun çalışmasından pek çok gerçek sosyal olayın okumasında faydalanılıyor. Hala amaca uygun olduğu kanaatindeyim… Öndekinden bile daha amaca uyun bir duruma gelmiş olabilir keza şu an Amerika en çok insanı hapiste tutan ülke konumunda. Aynı zamanda bireyleri suçlamaktansa bu konu hakkında düşünüp, sistemin problemleri üzerine kafa yormanın da zamanının geldiği kanaatindeyim. Tüm bunların yanında muazzam bir senaryosu vardı ve bu oyunculuk meydan okumasının [sho-lange diye çakma bir kelime kullanılmış] bi parçası olmak istedim

Michael Angarano: Genç erkekler için gerçekten de sağlam bir oyunculuk meydan okuması

Mesleki terminolojiye hakim olmayanlar için, sho-lange ne demek onu bir alalım mı?

Miller: Çakma-fransızca telafuzuyla meydan okuma. Beyoncé’nin kardeşi Solange Knowles’ın adındaki gibi.

[Gülüşmeler] Tüm bu meydan okumacaları bir kenara atacak olursak, hikayede sizi çeken şey neydi?

Angarano: Yani hep etraftaydı. Senaryoyu ilk kez 8 yıl önce, bu işte düşünülemeyecek kadar gençken okumuştum. O zaman bambaşka bir yönetmen ve oyuncu kadrosu söz konusuydu. Bana o zamandan beri, hatta Zimbardo’nun dediği gibi 25 yıldır bu iş varmış gibi geliyor. O kadar uzun zamandır zaten bu filmi yapmaya çalışıyorlar. Bu da demek oluyor ki hikaye yalnızca sosyal psikolojiyle alakalı ilk niyetine değil, oyunculara, senaristlere ve yönetmenlere de erişmiş vaziyette. Çok iyi bir konusu var ve kendini bir aktörün hayali olarak hissettirecek nitelikleri de bünyesinde barındırıyor.

Miller: Michael, müsaadenle devam sorusunu ben sorayım. The Stanford Prison Experiment filminin ilerlemesine mani olduğunu düşünüyor musun, keza 9 yaşında senaryoyu okuyup da filmin ertelenmesi için çok sıkı bir dilek tutmuşa benziyorsun.

Angarano: Kesinlikle mümkün.

Miller: O zaman suçlu sensin ve sana teşekkürlerimi sunarım canım arkadaşım.

Şüphesiz ki bu filmin çıkış zamanlaması manidar, Michael Brown ve Eric Garner’ın ölümleriyle beraber cezai hukuk sistemi yeniden tartışmaya açılmış vaziyette. Bu film ve bu deney hakkında düşünmek insanları bu son olaylarla alakalı nasıl etkiler dersiniz?

Miller: Kesinlikle belirtebilirim ki, tam da bu zamana gelmesi bir amaç uğrunaymış gibi duruyor. Ferguson’daki ayaklanmalar esnasında filmi çekiyorduk ve Michael Brown’un ölümünün ardından yapılan eylemler, örgütlenmeler ve haberler gündemdeydi. Oldukça çılgıncaydı. Nicolas Braun’un karakterinin, benim karakterimi çizgiyi aştı diye suratını yumrukladığı sahneyi asla unutamayacağım. Bütün gün çekimde olduğumuzu anımsıyorum. Sert bir sahneydi. Yanlışlıkla hakikaten de yüzüme yumruk yedim, ve sanırım kullanılan da bu sahneydi. Kaldığım minik hotel formundaki sığınağıma o akşam gittim ve hangisiydi, Rachel Maddow’un programıydı sanırım, canlı olarak hemen hemen aynı sahneyi Ferguson sokaklarında izledim. Zimbardo’nun bu deneyle ortaya koymak istediği, korkunç bir şey olduğunda, bir insanın başka bir insana zarar verdiği bir trajedi  yaşandığında, parmak gösterip de bireyler suçlamaya meyilli olduğumuzdu. Zannediyorum ki tüm bu insanların ölümleri etrafında şekillenen bu haraketleri içeren sıkıntının büyük bir kısmı sistem sorunsalıyla alakalı. Biz de tıpkı Zimbardo’nun Standford Psikoloji Departmanı’nın bodrumda yaptığı deneydeki gibi bir durum yarattık. Bu beyazlık konusunda aşağılık kompleksli, ırkçı, emperyalist vaziyeti yarattık. Şimdi de bu güç yapılarıyla yaşıyoruz. Ne zaman ki biri bu yapılardan birini, şiddet içeren bir biçimde kullansa, hepimizin ödü kopuyor. Gerçek şu ki, ortak olarak yaratmış olduğumuz bu toplumda üzerimize düşen sorumluluk da komünal.
standford experiment-filmloverss
Ama yine de kendimizi bireysel sorumluluk taşımaktan aklayamayız, öyle değil mi?Angarano: Bu deneyin ilginç yanı, ki deneyi bir mikro evren ve benzer durumların bir metaforu olarak görmeli, gardiyanların hiçbirinin diğer gardiyanlarla açıkça konuşmuyor olması. İçlerinde beraber olduğu insanların lehine veya aleyhine konuşacak kadar cesur bir kişi bile yok. Mahkumlarınsa egoist, gururlu bir duruşu var, şey konusunda…
 

Miller: …haklı konumda olma konusunda.

Angarano: Bu çocuklar aynı zamanda Vietnam protestocusuydu, bir kısmı öyleydi. Bu sisteme ve koruma mekanizmalarına kızgındılar. Sanıyorum ki bazı sosyal vak’alarda hissettiğimiz baskı aynı şekilde işlemiyor yalnızca, onlara verdiğimiz tepkiler de aynı şekilde oluyorlar. Zimbardo’nun kendisinin bile gardiyanları durdurması gereken zamandan çok daha uzun süre durdurmamış olması deneyi bu denli ilgi çekici kılan şeylerden biri. Kimse onları durdurmamış. Kimse hiçbir şey yapmamış.

Miller: Bence bu sorunun cevabı çok önemli. En nihayetinde, bireysel mesuliyet potansiyelinin olduğu yer, bireylerin baskı sistemlerine, gördükleri anda, görür görmez baş kaldırmaları, direnmeleri gereken yer.

Muhalif olacak güç sizde var mı peki?

Angarano: Öyle olduğunu düşünebiliriz gibi geliyor ama bu deneyden öğrendiğimiz şey, aslında bu konuda emin olamayacağımız.

Miller: Baş kaldıran, sesini çıkartan insanlar var. Yahudi Soykırımı’nı düşünüyorum mesela. Sayılamayacak kadar çok Almanyalı, askerler, resmi görevliler duruma baş kaldırdı ve öldürüldüler. Sayısız insan. Sanırım şu noktaya varıyoruz, herkesin hayatını tanımlayan notalar var, ve kendimizin aslında ne olduğunu anlama şansı yakalıyoruz. Bu deneyin bulduğu önemli şeylerden biri kimliğimizin uydurmaca olduğu. İçinde şiddet yer alan gerçek bir durumda, olduğunu varsaydığımız iç mekanizmalarımız yok oluveriyor.

Bu deneyde, 24 saatin sonunda, yalnızca bir rakam haline geliyorsun. Toplumsal yapılardan sıyrılıyorsun.

Angarano: Evet. İşin ilginç yanı, tüm bunlar hakkaten izlenimini yarattığı kadar derin şeyler. Bilinçsiz ego kadar derinlere gidiyor. Bütün kimlik formlarını yitiriyorsunuz. Gardiyanlar kimliklerini yitiriyor çünkü gözleri bağlı ve üniformaları var. Mahkumlar kimliklerini yitiriyor çünkü numaralarla çağrılıyorlar, mahkum kıyafetleri ve kafalarında bereleri var. Herkes bireysellikten sıyrılmış vaziyette. Birbirimizle iletişim kurma biçimlerimiz, günlük hayata dair medeni bilgilerimiz tümüyle yok olmuş durumda. Zaman alısı yok. Dışarısı aydınlık mı karanlık mı, gündüz mü gece mi bilmiyorlar.

Dönüm noktalarından bahsettiniz. Kendi hayatınızda öyle bir an anımsıyor musunuz?

Miller: Aman tanrım, ben dönüm noktaları içinde yüzüyorum. Her sabah döne döne uyanıyorum [gülüşmeler]

Angarano: Ne zaman ki dışarıda bir yürüyüş olsa, dışarıda çok fazla yürüyüş olsa da, onun küçük bir dönüşüm eylemliliği olduğunu hissediyorum. Dönüm noktası dediğimiz şey de budur. Bunlardan çok daha fazlasının olduğu bir zamanda yaşadığımız için Kent State vesilesiyle zamanında Los Angeles isyanları sırasında yaşananlar gibi büyük bir etki yaratmıyormuş gibi duruyorlar. Bir yandan cesaret veriyor ama bir yandan da sinir bozucu Bizim jeneasyon daha ne yapabilir ki? Bizim jenerasyonumuzda bir güç noksanlığı var gibi duruyor. Ne hippiyiz, ne de punk rock’ımız var.

Miller: Biz hippiyiz Michael! Punk rock’ımız da var! Görmüyor musun?

Angarano: Esas bizde olmayan şey, kültürel devrim.

Miller: Katılmıyorum. Hele ki Amerika’daki siyahi topluluklara, gençlere, ve bu kültüreden gelen sanata bakınca: To Pimp a Butterfly veya A$AP’ın yeni albümüne mesela. Temsil ettikleri pekala radikal, eski bir ideolojiyi savunuyor. Jenerasyonun büyük bir kısmının tüketimin içinde yüzdüğü ve telefonun ışığından gözlerinin kör olduğunu, çok daha fazlasını savunabilecekleri konusunda haklısın.  Benim dönüm noktalarım hep s*çtığım ve darmaduman olduğum ve doğru şeyi yapmadığım ya da aile içi şiddete müdahil olmadığım veya bunun gibi zamanlar. Çünkü başarısız oldum. İnsanlar böyle öğrenir, bu şekilde bir sonraki dönüm noktası hakkında düşümeye başlarız ve bugün ve o zaman arasında farklı ne yapacağımızı kararlaştırırız.

Muhtemelen “The Flash” olmak senin için bambaşka bir dönüm noktası olacak. O iş nasıl gidiyor?

Miller: “Yeni Flash kim olacak” tartışmaları sırasında denizdeki kum tanesi olmayı çok sevdim ben.

Angarano: Yani her şey senin kontrolünün dışındaydı diyorsun.

Miller: Evet, yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Zaten nasıl oldu da Flash oldum hiç anlamadım. Benim anladığım kadarıyla, genellikle birinin böyle bir şey için kimyasallarda dolu bir sepette yıldırıma maruz kalması veya ağır bir buharı soluma falan lazım. [Gülüşmeler] Bana da zannımca öyle bir şey oldu. Biraz daha soyut bir biçimde.

Peki Michael, senin için sırada ne var?

Angarano: The Knick’in ikinci sezonu. Ayrıca da bir film yönettim ve insanların bir an evvel izlemesi için sabırsızlanıyorum.

Miller: Ben filmin baya sağlam olduğunu duydum valla.

Angarano: Henüz bitiriyoruz. İsmi de Avenues. Nick Braun, Ari Graynor, Adelaide Clemens ve Juno Temple filmde oynuyor. Abisinin ölümünün bir ay sonrasında 25. yaşgününü kutlayan bir adam hakkında. Biraz dram, biraz komedi. İkisi birden. Umarım yakınlardaki bir festivale yakın bir zamanda katılır.

Miller: Uzaklardaki çok iyi bir festivale de olabilir tabii.

Uzak bir yerde ama çok daha iyi bir mekandaki bir düğün gibi

Miller: Aynen, sırf onu izlemek için gitmeye değecek kadar güzel bir yerde.

İkiniz de büyürken oyunculuk yapıyordunuz. Öyle bir çocukluğun avantajları ve dezavantajları neler?

Miller: Sanıyorum ki avantajlar dezavantajları dövüyor. Muhteşem bir şey olduğunu düşünüyorum, toplumda inanılmaz nadir sayıdaki insana uygun görülen güzel bir hakka sahip oluyorsunuz. Bir çocuk, çok güçlü bir canlıdır, bunu unutmamak lazım. Hayatınızla ilgili niyetinizi açığa vurur vurmaz “Tamam olur. Yapalım. Kulağa hoş geliyor” tepkisini almanız pekala nadir bir durum. Çoğu çocuk “Bunu yapmak istiyorum” dediği zaman “Tamam ama bunun gerçekçiliği hakkında hiç düşündün mü?” tepkisini alıyor.

Angarano: Veya tam tersi, çocuk “Bunu yapmak istemiyorum” diyor herkes “Yapacaksın ve çok da seveceksin” diye üzerine yürüyor ki bu da çok talihsiz bir durum. İkimiz de bu iki durumdan birinde olmadık, ki bu da bizi gerçekten şanslı yapar.

Miller: Bir çocuğun yapmak istediği şeyi yaratıcı veya heyecanlı bir biçimde yapabilmesi inanılmaz bir ayrıcalık. Eğer ki kaynaklar sağlanırsa, çocuk muazzam şeylere muktadir oluyor. Umarım bu fırsat daha çok insanın karşısına çıkar. Oldukça eğlenceli. Her çocuk bir sanatçıdır. Çocukken hepimiz, yaratıcı güçle temas halindeyiz, istisnasız hepimiz. Hepimiz oyuncuyuz. Herkes oyuncuktan biri olmayı başarabiliyor. Hepimiz [Jean-Michel] Basquiat tarzı çılgın resimler yapabiliyoruz. Pek çok insan bunların gerçek olmadığını ve hayatlarının ileride böyle olmayacağını söyleyip duruyor. Pek çok çocuk yetersiz olduklarını veya koşulların yetersiz olduğunu bu yüzden de kendi şahsi hayallerini kovalayamayacaklarını öğreniyor. Ben çok minnettarım o yüzden.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi