Ted Tally’nin aynı adlı romandan uyarladığı senaryo ile Jonathan Demme tarafından 1991 yılında beyazperdeye aktarılan The Silence of the Lambs/Kuzuların Sessizliği, Jodie Foster ve Anthony Hopkins’in muazzam yetenekleriyle harmanlanarak sinema tarihinin unutulmaz yapıtları arasında yerini aldı. Bu başyapıta özgünlük katan taraflarından biri ise, şüphesiz, barındırdığı psikanalitik diyaloglar!

Korku-gerilim türünün en iyi örneklerinden biri olarak kayda geçen The Silence of the Lambs, psikanalitik ögelere dayalı olay örgüsü ile birçok araştırmaya konu olmuştur. Çocukluk anılarından etkilenen bilinçdışının şimdiye yansımalarını araştıran ve Sigmund Freud tarafından ilk kez 1896 yılında kullanılan psikanaliz ve psikanalitik psikoterapi; The Silence of the Lambs filminde kendini yer yer açıkça gösterirken, yer yer de derinlere saklanmıştır. Bu izleri sürmek için kullanılabilecek en güzel yol ise, tabii ki psikanalitik diyaloglar!

Dr. Hannibal Lecter: Dahi Bir Psikiyatrist, Hüküm Giymiş Bir Seri Katil

Bir seri katil vakasını çözmek için FBI’ın akıl hocalığına başvurduğu Dr. Hannibal Lecter, hastalarını öldürüp etini yemekten hüküm giymiş bir psikiyatristtir. Kadınları öldürüp derisini soyan Buffalo Bill lakaplı seri katilin yakalanması için FBI, henüz eğitimini tamamlamamış bir ajanını Dr. Lecter’a akıl danışması için gönderir. Clarice Starling, psikanalitik dehasını insanları manipüle etmek için kullanmaktaki başarısını kanıtlamış olan Dr. Lecter ile konuşurken çok dikkatli olmak zorundadır. Ağzından çıkan her kelimenin Dr. Lecter’ın psikiyatrist kafasında muazzam bilgiler doğurabileceğinin farkındalığı ile Clarice, çözmenin kendisi için çok önemli olduğu bu seri katil vakası için Dr. Lecter’a ziyaretlere başlar. Lecter ise, daha ilk görüşmede Clarice’in giyimine bakıp bazı çıkarımlarda bulunarak Clarice’te ürperti uyandırır. Dr. Lecter’ın kendi çocukluğu ve psikanalitik dehası ile ilgili çok fazla bilginin verilmediği kurguda, Lecter sadece psikanalitik terapiyi yerine getiren aktör olarak yer alır.

Clarice Starling: Geçmişinden Gelen Kabuslarla Yaşayan Bir FBI Ajanı

Clarice’in hayatının yoğun bir çabadan ibaret olduğunu açılış sahnesinden anlamak hiç de zor değil. Zorlu bir antrenman sonrası bir seri katil vakası için görevlendirildiğini öğrenen Clarice, beklediğinin farkında olmadığı bir fırsat olan vaka ile ilgili araştırmasına başlar. Araştırmasının kaynağı, bir seri katilin zihnine en hızlı girebilecek olan Dr. Lecter’dır. Clarice bu vakada, azılı bir seri katili azılı bir diğer seri katilin desteği ile yakalamaya çalışırken, kendisi ile ilgili bilinçdışı etkenlerin farkına varır ve hedeflediği çözülme ile kendi hayatının da bloke olmuş alanlarını çözme yolunda ilerler. Bu araştırmadaki en büyük motivasyonunun ne olduğunu da kendisine Dr. Lecter söyler: Çocukluk anılarının kabuslarına son vermek. En güçlü motivasyonu bu olsa da, Buffalo Bill’i başka kurbanlar yaratmaktan alıkoyma hedefiyle Dr. Lecter ile diyalog halinde olması Clarice’e başka bir şey daha verecektir: Kadınlığını! Film boyunca erkeklerin bakışlarını farklı ortamlarda üzerine toplayan, erkek egemen topluluğun içinde bir kadın olarak yer alan Clarice; kadınlığının bastırılmış duygularını da bilinçdışından çağırır.

the-silence-of-the-lambs-filmloverss-1

Dr. Lecter ve Clarice Starling’in Psikanalitik Diyalogları

Öldürdüğü kadınların derisini yüzen Buffalo Bill’in ne yapmaya çalıştığını, Clarice ancak Dr. Lecter ile girdiği diyaloglardaki ipuçları ile anlar. Katil, olduğu haliyle nefret ettiği kendisini bir kadına dönüştürmeye çalışmaktadır. Onun istediği şeye bürünmesine izin vermeyen sisteme, Freud’un psikanaliz teorisinde “introjeksiyon” – diğer adıyla “içselleştirme” – olarak anılan savunma mekanizmasıyla cevap verir ve bu savunma mekanizmasını beslemek için dehşet saçan bir yol seçer. Tamamen bir kadına dönüşmek için, kadın derisinden yapılan bir elbiseye ihtiyaç duyduğunu düşünmektedir. Katilin cinayet işlediği sıradaki bilinçdışı motivasyonunu, Clarice’e ilk kuralın basitlik olduğunu söyleyen Dr. Lecter açığa çıkarır. Clarice’i katilin ne yaptığından çok neden yaptığını düşünmeye iten Lecter, katilin bu kadınları öldürmekle elde ettiği çıkarı Clarice’e sorgulatarak bir başlangıç noktası buldurur. Dr. Lecter’ı haklı çıkarırcasına, katilin kurbanlarının boğazına yerleştirdiği bir çeşit kelebek kozası da tüm dehşetin uğrunda gerçekleştirildiği şeye işaret eder: Dönüşüm. Kurban ettiği kadınların boğazına yerleştirdiği bu koza, katilin kendi dönüşümünün de simgesidir. Tüm kurgunun resmine bakıldığında ise, sadece katilin değil, Clarice’in de. Katili ve esir aldığı son kurbanını bulmak, Clarice’in geçmişiyle hesabını kapatmasının anahtarıdır.

Kesilmeyi beklerken çığlıklarına şahit olduğu kuzuları kurtaramayış, Clarice’te sürekli bir kendinden tatmin olmama durumu doğurmuştur. Geçmişteki bu yarasıyla başa çıkmak için bulduğu yol ise, yine Freud’un psikanalitik teorisinde “sublimasyon” ya da “yer değiştirme” olarak geçen, tepkinin topluma daha faydalı olacak şekilde dışa vurulması şeklinde kendini gösteren savunma mekanizmasıdır. Clarice’i FBI ajanı olmaya iten, dehşet saçan katillerin eline düşen kurbanları kurtarma motivasyonudur. Bu anlamda kendini doğurmakla  ilgilenen Clarice; bunu fark eden Lecter ile bir anlaşma yapmak zorunda kalacaktır: Katil hakkında alacağı bilgilere karşılık kendi hayatı ile ilgili vereceği bilgiler! “Catherine’i kurtarırsan, kuzuların çığlıklarının da kesileceğini düşünüyorsun, değil mi?” diyen Dr. Lecter, Clarice’in çocukluk travmasının bugününe yansımasını ne kadar net görebildiğini açıkça gösterirken, Clarice’in kendi kadınlığı ile ilgili ilişkisini de ölçmekten geri durmaz. “Jack Crawford’ın seni arzuladığını düşünüyor musun?” sorusuna bununla ilgilenmediği şeklinde cevap veren Clarice, aslında Lecter’a yetecek bir cevap vermiş olur. Ona bu konuda rol model olabilecek bir annenin olmayışı ve cinsel kimliğini kazanmaya başlayacağı zaman en büyük destekçisi olan babasının ölmesi ile başlayan travma, Clarice’in küçükken gücü yetmeyip de kurtaramadığı kuzuların yerine koyduğu kurbanları kurtarmak için kadınlığını daha da derinlere itmesi ile güçlenir. Freud’un “bastırma” olarak adlandırdığı bu savunma mekanizması, vaka çözüldükçe Clarice’e güçlüklerin üstesinden gelmek için kadınlığını bastırmak zorunda olmadığını da öğretir. Film boyunca ancak satır aralarında okunabilen bu çözülme, filme esin kaynağı olan kitapta daha açıktır.

The Silence of the Lambs’ten yansıyan psikanalitik teori izlerinin burada anlatılanlarla sınırlı olmadığı kesin. Bir korku filmi olarak bu kadar derin psikanalitik ögeler barındırıyor olması da, bu başyapıtı türünün diğer örnekleri arasında parlatan en önemli unsurlardan birisi. Çocukluk tecrübelerinin bugünkü deneyimlerle başa çıkma şeklini nasıl etkilediğiyle ilgilenen psikanalitik psikoterapi, sinemadaki en güzel çıkışlarından birisini bu yapım ile yaparken, konunun ana karakteri Clarice üzerinden de bir örneklem sunuyor. Clarice’in bu vakanın çözülmesiyle kabuslarından kurtulup kurtulmadığı ise, cevapsız kalan sorulardan birisi olarak zihinlerde yerini aldı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi