Kristin Scott Thomas, Patricia Clarkson, Timothy Spall, Cillian Murphy, Emily Mortimer, Bruno Ganz ve Cherry Jones’tan oluşan muazzam bir oyuncu kadrosuyla yola çıkan Sally Potter, son filmi The Party’de; yalanlarla dolu hayatlarımızı ameliyat masasına yatırıp delik deşik ettiği bir vodville karşımızda! Orlando’da Tilda Swinton’a hayatının en büyük rollerinden birini bahşeden; Ginger&Rosa’da iki genç kızın yaşamlarını mercek altına alan İngiliz yönetmen Sally Potter, tek mekanda geçen 70 dakikalık siyah-beyaz filmi The Party’de, ağzına geleni söylemekten çekinmeyen güçlü bir ulus-devlet taşlamasına imza atarken bir anda frene basıyor. Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde gerçekleştiren ve ülkemizde ilk olarak Filmekimi vesilesiyle gösterim şansı bulan The Party; Londra’da yaşayan orta sınıf mensubu bir arkadaş grubunun kutlama yapmak için bir araya geldikleri partide aniden gelişen ve su yüzüne çıkmak zorunda kalan gerçeklerle baş etme/edememe süreçlerini ekrana taşıyor. 5 yıllık suskunluğunun ardından The Party’de, tam da Brexit gibi bir skandal sonrasında, hayli şık bir burjuva ikiyüzlülüğü portresi çizen Potter; içler acısı durumdaki insanlık hallerimizi bir nevi mikrokozmos oluşturarak suratlarımıza çarpmayı tercih etmiş. Kutlama yapmak için bir araya gelen yedi arkadaşın şaraplar eşliğinde başlayan sohbetleri itiraflar geldikçe sakladıkları yüzlerin açığa çıkmasına ve taktıkları maskelerin düşmesine sebep olurken, bu pek terbiyeli güruhun içinde bastırılan şiddet meyli de açığa çıkacaktır. Esasında The Party’nin derdi apaçık ortada: İkiyüzlülüğünüzle yüzleşin! İddia ettiğimiz ya da bir tür pazarlama stratejisi olarak sunduğumuz kişiyle gerçekte olduğumuz kişi aynı mı gerçekten? The Party: Dar Alanda Sert Paslaşmalar  Janet (Kristen Scott Thomas), İngiltere’nin gölge kabinesine sağlık bakanı olarak atanması şerefine evinde bir davet verme hazırlıkları yaparken; kocası Bill (Timothy Spall) salonda elinde şarap bardağıyla sessizce oturmuş misafirleri beklemektedir. Ama Bill’in içine kapanık ve endişeli tavrı az sonra tatsız bir şeylerin olacağını ve fırtınalar kopacağını sezdirmek için yeterlidir. Sonra kapı çalmaya ve davetli misafirler tek tek gelmeye başladıkça, onların da hayatlarında aldığı yeni kararlar, korkular, öğrendikleri sırlar açığa çıkacak ve parti ortamı her karakterin kendi gösterisini sergilediği bir meydan muharebesine dönüşecektir. İdeolojik dünya görüşünün hemen her tür –izm’lerinin dar bir tek mekanda savaşa tutuştuğu The Party, prangalanan ve bastırılan ruh hallerini çarpıcı bir gerçeklikle yansıtması bakımından oldukça değerli bir düzlemde ilerliyor. ‘Bebekler’ bekleyen eşcinsel bir çiftten ölümcül hastalığa yakalanan bir akademisyene, feminist bir sağlık bakanından borsa simsarı bir bankacıya, susmayan bir realistten yaşam koçluğu da yapan bir aromaterapiste her telden karakterin bir araya gelip kendi borusunu öttürmeye çalıştığı The Party; kara komediye sivrilen anlatısı ve siyah-beyaz estetiğiyle izleyicisini de bu politik atmosferin içine sokmaya çabalıyor, çoğunlukla başarılı da oluyor; fakat kendi kurduğu aşırılık tuzaklarından da kaçamıyor. Zira bir noktadan sonra devreye giren kişisel problemler, absürtlük sınırının aşılmasına ve alaycılığa davetiye çıkarırken basitleşmeye başlayan diyaloglar anlatının politik bütünlüğünü de sarsıyor. Yönetmenin amacı yalnızca sarkastik bir anlatı düzlemi kurmak olsa bu alaycı ton kabul edilebilir bir tercih olabilecekken; filmin kendi çıkış noktasıyla çatışmaya giren tavrı ya da daha açık bir tabirle politik eleştiriyi de eleştirmeye girişen hamlesi kendi ayağına sıkmasına sebep oluyor. The Party; Kristin Scott Thomas, Patricia Clarkson, Timothy Spall, Cillian Murphy, Emily Mortimer, Bruno Ganz ve Cherry Jones’un birbirlerine pas atıp, pas verdikleri bir oyunculuk resitaline dönüşüyor dönüşmesine…

Yazar Puanı

puan - 65%

65%

Sally Potter, tek mekanda geçen 70 dakikalık siyah-beyaz filmi The Party’de, ağzına geleni söylemekten çekinmeyen güçlü bir ulus-devlet taşlamasına imza atarken bir anda frene basıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.53 ( 2 votes)
65

Kristin Scott Thomas, Patricia Clarkson, Timothy Spall, Cillian Murphy, Emily Mortimer, Bruno Ganz ve Cherry Jones’tan oluşan muazzam bir oyuncu kadrosuyla yola çıkan Sally Potter, son filmi The Party’de; yalanlarla dolu hayatlarımızı ameliyat masasına yatırıp delik deşik ettiği bir vodville karşımızda! Orlando’da Tilda Swinton’a hayatının en büyük rollerinden birini bahşeden; Ginger&Rosa’da iki genç kızın yaşamlarını mercek altına alan İngiliz yönetmen Sally Potter, tek mekanda geçen 70 dakikalık siyah-beyaz filmi The Party’de, ağzına geleni söylemekten çekinmeyen güçlü bir ulus-devlet taşlamasına imza atarken bir anda frene basıyor.

Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde gerçekleştiren ve ülkemizde ilk olarak Filmekimi vesilesiyle gösterim şansı bulan The Party; Londra’da yaşayan orta sınıf mensubu bir arkadaş grubunun kutlama yapmak için bir araya geldikleri partide aniden gelişen ve su yüzüne çıkmak zorunda kalan gerçeklerle baş etme/edememe süreçlerini ekrana taşıyor. 5 yıllık suskunluğunun ardından The Party’de, tam da Brexit gibi bir skandal sonrasında, hayli şık bir burjuva ikiyüzlülüğü portresi çizen Potter; içler acısı durumdaki insanlık hallerimizi bir nevi mikrokozmos oluşturarak suratlarımıza çarpmayı tercih etmiş. Kutlama yapmak için bir araya gelen yedi arkadaşın şaraplar eşliğinde başlayan sohbetleri itiraflar geldikçe sakladıkları yüzlerin açığa çıkmasına ve taktıkları maskelerin düşmesine sebep olurken, bu pek terbiyeli güruhun içinde bastırılan şiddet meyli de açığa çıkacaktır. Esasında The Party’nin derdi apaçık ortada: İkiyüzlülüğünüzle yüzleşin! İddia ettiğimiz ya da bir tür pazarlama stratejisi olarak sunduğumuz kişiyle gerçekte olduğumuz kişi aynı mı gerçekten?

The Party: Dar Alanda Sert Paslaşmalar 

Janet (Kristen Scott Thomas), İngiltere’nin gölge kabinesine sağlık bakanı olarak atanması şerefine evinde bir davet verme hazırlıkları yaparken; kocası Bill (Timothy Spall) salonda elinde şarap bardağıyla sessizce oturmuş misafirleri beklemektedir. Ama Bill’in içine kapanık ve endişeli tavrı az sonra tatsız bir şeylerin olacağını ve fırtınalar kopacağını sezdirmek için yeterlidir. Sonra kapı çalmaya ve davetli misafirler tek tek gelmeye başladıkça, onların da hayatlarında aldığı yeni kararlar, korkular, öğrendikleri sırlar açığa çıkacak ve parti ortamı her karakterin kendi gösterisini sergilediği bir meydan muharebesine dönüşecektir. İdeolojik dünya görüşünün hemen her tür –izm’lerinin dar bir tek mekanda savaşa tutuştuğu The Party, prangalanan ve bastırılan ruh hallerini çarpıcı bir gerçeklikle yansıtması bakımından oldukça değerli bir düzlemde ilerliyor.

‘Bebekler’ bekleyen eşcinsel bir çiftten ölümcül hastalığa yakalanan bir akademisyene, feminist bir sağlık bakanından borsa simsarı bir bankacıya, susmayan bir realistten yaşam koçluğu da yapan bir aromaterapiste her telden karakterin bir araya gelip kendi borusunu öttürmeye çalıştığı The Party; kara komediye sivrilen anlatısı ve siyah-beyaz estetiğiyle izleyicisini de bu politik atmosferin içine sokmaya çabalıyor, çoğunlukla başarılı da oluyor; fakat kendi kurduğu aşırılık tuzaklarından da kaçamıyor. Zira bir noktadan sonra devreye giren kişisel problemler, absürtlük sınırının aşılmasına ve alaycılığa davetiye çıkarırken basitleşmeye başlayan diyaloglar anlatının politik bütünlüğünü de sarsıyor. Yönetmenin amacı yalnızca sarkastik bir anlatı düzlemi kurmak olsa bu alaycı ton kabul edilebilir bir tercih olabilecekken; filmin kendi çıkış noktasıyla çatışmaya giren tavrı ya da daha açık bir tabirle politik eleştiriyi de eleştirmeye girişen hamlesi kendi ayağına sıkmasına sebep oluyor.

The Party; Kristin Scott Thomas, Patricia Clarkson, Timothy Spall, Cillian Murphy, Emily Mortimer, Bruno Ganz ve Cherry Jones’un birbirlerine pas atıp, pas verdikleri bir oyunculuk resitaline dönüşüyor dönüşmesine fakat aynı şeyi Sally Potter’ın yönetmenliği için söylemek ne yazık ki zor. Örneğin, Potter’ın yakın çekimlerle vermek istediği sıkışmışlık hissiyatı bazı şeylerin altının kalın çizgilerle çizilmesine ve yönetmenin anlatmak istediği meseleyi, anlaşıldığından emin olana kadar anlatmak istediğine kanıt teşkil etse de; tek mekanı kullanma becerisinin zayıflığı birçok şeyi oldubittiye getirerek sinemasal ritmi de sekteye uğratıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi