Al Pacino denince aklınıza gelen filmler hangisidir sorusunun cevabı, başta The Godfather olmak üzere, Scarface, Scent of a Woman, The Devil’s Advocate filmleri olacaktır sanırım. Ancak Al Pacino’nun başrolde olduğu ilk film “The Panic in Needle Park” çoğu insanın aklına gelmez. Henüz Don Michael Corleone olarak karşımıza çıkmadan bir sene önce uyuşturucu bağımlısı bir genç rolüyle tanıdık Alfred James Pacino’yu. Bu tanışma ona önemli bir kariyer sağladı elbette. Bu filmdeki oyunculuğuyla “The Godfather” serisine adım attı.

Film sadece Al Pacino’dan ibaret değil tabi ancak kariyeri için bu kadar önemli bir filmi anlattığım bir yazıya onunla başlamamak da olmazdı. Film Needle Park’ta (İğne Parkında) bir dönem uyuşturucu bulunamamasıyla başlayan kriz süreci ve bu krizden etkilenen uyuşturucu bağımlısı bir genç etrafında şekilleniyor. Bobby rolünde izlediğimiz Al Pacino kariyerinin en iyi performansını sergilemiyor elbette ancak ilk başrolü için çok başarılı olduğunu da söyleyebiliriz. Kendisini fark etmemizi sağlayacak bir oyunculuk ve karizmaya sahip. Ağzındaki sakızdan, eroinsiz kaldığı zamanki sersemliğine kadar her hareketi rolüne uygun, abartı değil. Ancak söylediğim gibi film sadece ondan ibaret de değil. Bobby’nin sevgilisi Helen rolündeki Kitty Winn’in oyunculuğu da Al Pacino kadar hatta belki ondan daha çok göze batıyor. Winn’in de ilk başrol deneyimi olmasına rağmen rolünün altından hakkıyla kalkıyor. “Requiem for a Dream” kadar iç karartıcı anlatmasa da “The Panic in Needle Park” filmi de uyuşturucu bağımlılığını başarılı bir şekilde anlatıyor. Bağımlılığın en zor yanlarını ve sonuçlarını anlatıyor belki ama bunları anlatırken bir aşk hikayesi çıkarıyor karşımıza. Önemli olan da o aşk hikayesi oluyor sonunda. Ne Bobby’nin ne Helen’in bağımlılığına takılıyoruz. İki aşığın hikayesini derinden etkilenerek izliyoruz.

James Mills’in aynı adlı romanından uyarlanan “The Panic in Needle Park” filminde büyük bir iş çıkaran bir diğer isim yönetmen Jerry Schatzberg’e bu film sinema dünyasının kapılarını açtı. Daha sonra “Scarecrow” filmiyle de adından söz ettirdi. Ancak en başarılı dönemi bu yapımların olduğu dönemdi. Sonrasında adını pek sık duyuramadı.

1971 yapımı filmin en güzel yanlarından birisiyse sadece kendi dönemine ait bir yapım olmaması. Film 2012 yılında da aynı senaryoyla çekilebilir ve izleyenlerde iyi bir etki bırakabilirdi. Tabi o zaman Al Pacino ve Kitty Winn gibi iki harika oyuncuyu izleme zevkinden mahrum kalırdık ancak senaryo dönemselliği açısından hiç sorgulanmazdı. Başarılı filmlerin en büyük özelliklerinden birisi de bu aslında. İçinde bulunduğumuz zamanın ötesinde, hangi dönem izlenirse izlensin seyirciyi etki altında bırakabilmeleri.

Genç Al Pacino’yu her haliyle karizmatik olan bu adamı başroldeki ilk filmiyle izlemeniz ve yine yeniden çok sevmeniz adına izlenesi bir yapım. İyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi