Hayatlarımızda hepimiz bariz değişikliklere uğrarız. Belirli dönüm noktaları ile bu değişimler bazen belirgin olurken bazen tam aksine geçmişe şöyle bir dönüp bakmadan değiştiğimizi anlayamayız. Girdiğimiz yeni bir arkadaş ortamı, taşınma, bir insanın kaybı, yeni bir iş/okul vb. durumlar yaşanan veya yaşanacak değişimin temel durumlarıdır çoğu zaman. Zaten olaylara baktığınızda sizin değişiminizi tetikleyen şeyin yine hayatınızda gerçekleşen bir yenilik/farklılık olduğunu göreceksinizdir. Nicolas Winding Refn tarafından yönetilen The Neon Demon işte tam bu tarz olaylarla ilerleyen bir değişim hikayesi. Değişen karakter olarak karşımıza çıkan kişi ise değişimin en belirgin hissedildiği dönemlerden biri olan ergenlik-yetişkinlik arası yaş grubundan olan ve Elle Fanning’in hayat verdiği Jesse. Peki bu iki saate yakın filmde başrolümüz Jesse nasıl bir değişime uğruyor?

Öncellikle bu değişime kaynak olan durumları anlamak en doğrusu olacak Jesse’nin değişimini anlamak için. Filmin başında Jesse’nin hayallerin gerçek olduğu şehir Los Angeles’a tam da bu amaçla geldiğini öğreniyoruz ve hayatını düzene sokmak için bir iş arayışında olduğunu. Filmde de yüzümüze sürekli sert bir şekilde vurula vurula iğrençliği gözümüze sokulan moda/mankenlik sektörünü seçiyor Jesse iş için. Ancak Jesse, Sarah (Abbey Lee) ve Gigi (Bella Heathcote) gibi moda sektörünün acımasızlığına kaldırabilecek kadar dirençli değildir. Karşısındakilere içten davranan ve güzel olduğu için adeta özür dilemek zorunda kaldığını hisseden bir Jesse vardır ilk başta karşımızda. Jesse her ne kadar sektörün en büyük gerekliliklerinden biri olan baskınlığa sahip olmasa da annesinin değişiyle güzel olduğu için tehlikelidir ve bu gücün farkına yavaş yavaş varır. İlk bakışta Jesse’yi canlandıran Elle Fanning size güzel gözükmeyebilir ancak doğallığı kesinlikle inkar edilemez. Gigi ve Sarah gibi yapay güzellikler moda sektörünün zaten kalabalık bir kesimini oluştururlar. Bu ikili gibi olanlar sadece baskınlıklarıyla ayakta kalırlar ancak Jesse, güzel olmaktan çok doğaldır ve onu mükemmelleştiren hatta film içerisinde ilahlaştıran da bu durumdur. Jesse o kadar saftır ki yine de sektörde hızlı bir şekilde yükselir. Filmin imalarına göre ise moda sektörünün içinde böyle bir durum imkansızdır, bir kadın herhangi bir şey vaat etmeden defilelerde ve fotoğraf çekimlerinde kendine yer bulamamaktadır. Jesse böylece ‘’rakiplerinden’’ üstün olduğunun farkına varır, o hepsinden güzeldir ve bulunmaz bir mücevher gibidir. Film boyunca gördüğümüz Jesse’in odasına giren aslan, ilk profesyonel fotoğraf çekiminin çıplak olması, Dean’e (Karl Glusman) karşı tavırları, Sarah ile tuvalette yaşadıkları ve defilede son çıktığı dillere destan sahne Jesse’in değişiminin aşamaları olarak görülebilir. Aslan Jesse’in içine girmeye başlayan ‘’şeytanın’’ ilk emaresiyken, çıplak fotoğraf çekimi moda sektörünün oyuncağı olmaya başlamasını gösterir bizlere. Sarah ile yaşadığı yaralanma sahnesi ile şeytan içine girerken, her şeyi bariz bir şekilde gördüğümüz neon defile sahnesi ise bambaşka bir andır bu değişim hikayesinin içinde.

The Neon Demon: 3 Duygunun Sebep Olduğu Değişim

the-neon-demon-filmloverss

Natasha Baier’in muazzam görüntü yönetmenliği ve Cliff Martinez’in elektronik ağırlıklı ve filmin ruhunu izleyiciye geçirmekte oldukça başarılı olan müzikleri ile neon defile sahnesi filmin en dikkat çekici ve en önemli sahnesi haline gelir. Sahnede ünlü modacı Sarno’nun defilesini kapatmak için podyumda olan Jesse, film boyunca içinde büyüyen kibir ve kendini beğenmişlik duygularına tamamıyla teslim olur. Jesse’i podyumda yalnız başına görürüz bu sahnede. Bir piramidin içindedir ve karşısında mavi neon renginde toplam 4’e bölünmüş bir üçgen görmektedir.  Bu üçgenlerin üçü aynı boyuttayken ortada olan diğerlerinden büyüktür. Bu üçgeni farklı şekillerde yorumlamak pekala mümkün. Ortadaki büyük üçgeni Jesse olarak kabul edersek, etrafındaki küçük üçgenler Jesse’i ele geçiren 3 duygu olan kibir, hırs ve şehvet duygularını temsil eder. Aynı zamanda bu üç küçük üçgeni Jesse’in tanıştığı üç kişi olan Ruby, Sarah ve Gigi olarak yorumlamak pekala mümkün. Filmin ilerleyen anlarında göreceğimiz üzere Ruby şehveti, Sarah hırsı ve son olarak Gigi kibri temsil eder. Jesse bu üçgenlere yaklaştıkça değişimin son evresi yüzünde görülür, o artık sektörün gerekliliklerini yerine getirmeye hazır bir piyondur. Değişim tamamlandığında Refn bizlere bunu bariz bir şekilde gösterir ve daha ılıman bir renk olan mavi renk, kendini kırmızıya bırakır. Jesse böylece kendini bahsi geçen duygulara tamamıyla kaptırır ancak bu teslim oluşun bedelleri olacaktır.

Jesse geçirdiği değişimin etkisiyle sonuçları görmeye başlar. Kaldığı küçük motel odası onu korkutur. Geldiği bu büyük şehirde ve hiç bilmediği sektörde kendisine iyi davranan tek kişi olan Ruby’yi arayarak onun yanına kaçar. Jesse değişimi reddetmeye başlamıştır. Jesse’nin gittiği ve film boyunca iyilik timsali olarak dikkatimizi çeken Ruby, bizlere öyle olmadığını kanıtlar. Aslında o da Jesse’den faydalanmak isteyen ve moda sektörünün standart parçalarından birisidir. Ruby’nin şehvet duygusunu temsiline rahatsız edici bir nekrofili sahnesi ile tanık oluruz. Ruby’yi reddedip şehvet duygusunun etkisinden kurtulan Jesse, halen kibir ve hırsın etkisi altındadır, kendini mükemmel ve yenilmez olarak görmektedir. Jesse’den istediğini alamayan Ruby, Sarah ve Gigi’nin önlerindeki son engel olmayı bırakır ve bu üç kadın (duygu) Jesse’nin ölümüne sebep olurlar, güzelliği ve mükemmelliği Jesse’nin sonu olur. Jesse’nin ölümü ve sonrasında olanlar bilinen ilk kadın seri katil olan kanlı kontes Elizabeth Bathory ile benzerlik gösterir. Bathory genç ve güzel kalabilmek için bakireleri öldürür ve kanlarında yıkanırdı. Tıpkı filmde Sarah, Gigi ve Ruby’nin yaptığı gibi. Bu cinayetin ardından Gigi ve Ruby kendilerini öldürürken Sarah bambaşka bir yola sapar. Yaptıkları kan banyosunun faydasını görmesiyle birlikte Sarah, arkadaşı Gigi’nin kustuğu Jesse’nin gözünü de hiç düşünmeden yer. Çünkü Jesse’nin kanında yıkanmak onun adına işleri düzeltmiştir ve The Neon Demon bu akılda kalıcı finalle sona erer.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi