Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 1 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Çıplak Öpüş
The Naked Kiss
1964 - Samuel Fuller
90
ABD
Senaryo Samuel Fuller
Oyuncular Constance Towers, Anthony Eisley, Michael Dante
Utku Ögetürk
The Naked Kiss, Hitchcock filmlerini anımsatan senaryosuyla şaşırtan, başarılı oyunculuklar ve müzik kullanımıyla seyircinin bir dakika bile sıkılmasına izin vermeyerek hikayeye odaklanmayı kolaylaştıran başarılı bir film.

The Naked Kiss

Fransız Yeni Dalgası dendiği zaman akla ilk gelen isimlerden Jean-Luc Godard gerçekleştirdiği birçok söyleşide sinemasını en beğendiği isimler arasında Samuel Fuller’i gösterir. Fuller ve sinemasına – daha ziyade sinemaya bakış açısına – büyük hayranlık besleyen Godard, hem Fuller’a olan hayranlığını göstermek hem de meslektaşına saygı duruşunda bulunmak amacıyla Pierrot le fou’da yönetmene bir sahnede ufak da olsa bir rol verir. Bu sahnede Pierrot (Jean – Paul Belmondo) Fuller’ın yanına yaklaşır ve yüz yıllardır sorulan o meşhur soruyu Fuller’a yöneltir “Sinema nedir?”, Fuller’ın cevabı ise sinemasını tek bir cümlede özetlemeye yeter “Sinema, bir savaş alanıdır. Sinema aşk, nefret, aksiyon, şiddet ve ölümdür. Bir kelime ile özetleyecek olursam sinema: duygudur.”

İkinci Dünya Savaşı’nın izleri, dönemin Amerikan sinemasını ve filmlerini de derinden etkilemiştir. Savaş süresince cephede görev alan ve ilk filmi I Shot Jesse James (1949)’i savaştan döner dönmez çeken Fuller ise savaştan en çok etkilenen ve bu durumu filmlerine yansıtan yönetmenlerin başında gelir. Filmlerinde şiddete çokça yer veren ve bunu kendine özgü anlatı biçimiyle sunan yönetmenin filmografisine göz gezdirdiğimizde savaş filmlerinin öne çıktığını görürüz. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışan ve yönetmenin başyapıtı olarak görülen The Big Red One (1980) yönetmenin sineması için gösterilecek en başarılı örnektir. Ancak, Fuller’ın filmografisinde ışıldayan ve yönetmenin çektiği filmlerden türleri itibariyle ayrı bir yerde bulunan Shock Corridor (1963) ve The Naked Kiss oldukça önemlidir. Bugün, Tozlu Raflar bölümünde bu iki filmden The Naked Kiss’i inceleyeceğim. Bu incelemeyi yaparken, yazımın odak noktasına filmin kilit sahnelerini yerleştireceğim için sürpriz bozanlarla karşılaşabileceğinizi önemle belirtmek isterim.

Filmin konusuna kısaca bir göz atacak olursak Kelly (Constance Towers), fahişelik yaparak hayatını sürdüren bir kadındır. Daha fazla fahişelik yapmak istemeyen Kelly, yeni bir kasabaya taşınır ve geçmişini geride bırakarak çocukların tedavi gördüğü bir hastanede hemşire olarak çalışmaya başlar. Kelly geçmişini geride bırakmış kasabanın zenginlerinden Grant (Michael Dante) ile evlenmek üzeridir ancak geçmişinin Kelly’nin peşini bırakmaya niyeti yoktur.

Giriş Bölümü

The Naked Kiss, çekildiği yıl göz önüne alındığında (1964) son derece sıra dışı ve bir o kadar da etkileyici bir sekansla açılır. Filmin giriş bölümü adını verebileceğimiz açılış sekansında bir kadın elindeki cüzdanla bir adamı tokatlayarak bayıltır ve cebinde kendine ait olduğunu belirttiği 75 Amerikan dolarını alarak adamdan uzaklaşır. Odadan çıkmadan hemen önce kavga sırasında çıkan peruğunu takar, birçok kadının yer aldığı fotoğrafların asılı olduğu yerden kendi fotoğrafını alır, yırtar ve odadan çıkar. Seyirciyi hem şok eden hem de arka planda çalan müzikle filme erkenden ısınmasını sağlayan bu sekans filmin düğümünün çözülmesinin ardından değerini arttıran bir sahnedir. Ancak, sekansı tek başına değerlendirdiğimizde çizdiği güçlü kadın portresi son derece önemlidir.

Gelişme Bölümü I: Fahişelik

Açılış sekansının ardından iki yıl sonraya, gelişme olarak tanımlayabileceğimiz ikinci bölüme geçeriz. Karakterimizin açılış sahnesinde yaşadığı travmanın ardından ikinci bölümün ilk sahnesi Kelly’nin hayatını değiştirecek, filmin gidişatında önemli rol oynayacaktır. Yeni bir kasabaya yerleşen Kelly kasabanın baş komiseri Griff (Anthony Eisley) ile tanışır ve ikili ucuz bir otel odasında birlikte olur. İkili arasında geçen konuşmalar 60’lı yıllarda toplumun kadına bakış açısı hakkında cesur ifadeler barındırır. Baş komiser bir fahişe ile rahatlıkla birlikte olabilirken, fahişenin kendi görev aldığı kasabada çalışmasına izin veremeyeceğini söyler; çalışabileceği kasaba dışında bir mekan önerir. Bu mekanı önermesindeki asıl sebep, kadına iyilik yapmak değil canı istediği zaman gidip onu görebilmektir. Nitekim, önerdiği mekan Griff’in gönderdiği kadınlarla dolup taşmaktadır. Böylelikle Griff hem kendi sorumluluğu olan kasabada fuhuşa izin vermemekte hem de gönlünü dilediği gibi eğlendirebilmektedir. Oysa seyircinin ve komiserin gözünde ucuz bir fahişe olan Kelly, şiirden, müzikten, sanattan bahsederken komiser Griff tüm bu konuşmayı “müzik kulağım” yok diye geçiştirecek kadar cahildir.

Gelişme Bölümü II: Pedofili

Filmin en kilit sahnesi hiç kuşku yok ki Grant’in küçük kızlara ilgi duyan bir sapık olduğunu öğrendiğimiz sahnedir. Ne yazık ki bu sahne iyi çekilememiş bir sahnedir. Bunun sebebi ise yardıma muhtaç çocuklara yardım ettiği bilinen Grant’ın evinde bir kız çocuğu olması ve Kelly’nin gelmesiyle birlikte şarkı söyleyerek evden çıkmasının seyirci açısından hiçbir anlam ifade etmemesidir. Grant’ın bulunduğu konum ve entellektüel kimliği son derece iyi yazılmıştır ve seyirci bunu Grant’e konduramaz. Toplum da seyirci gibidir. Grant’ın zengin ve kültürlü oluşu her şeyden önemlidir ve böyle bir hastalığı olduğuna kimse inanmak istemez. Kelly gibi bir fahişenin parasını alabilmek için Grant’ı öldürmesine herkes inanacaktır. Çünkü o toplum gözünde sadece fahişedir. Bu sebeple komiser Kelly’nin Grant’ı parası için öldürdüğüne inanır, inandırır. Oysa bu sahne seyircide hiçbir kuşku bırakmayacak şekilde çekilmelidir. Seyirci o sahnede tokat yemeli, gerçeğin ortaya çıkması için Kelly ile birlikte heyecanlanmalıdır. Fakat dönemin şartları göz önüne alındığında Samuel Fuller’in bu sahneyi daha cesur bir şekilde çekmiş olmasını bekleyemeyiz. Nitekim yukarıda The Naked Kiss’in birçok açıdan cesur bir film olduğundan bahsetmiştim; film dünyada pedofiliyi konu alarak vizyona girebilen ilk filmdir.

Sonuç Bölümü

Son sahnede düğümün çözülmesi oldukça uzun bir zaman alır. Çünkü yukarıda bahsettiğim üzere seyirci yetersiz bir sahne ile de olsa yaşanan olayın gerçek yüzünü gördüğü için Grant’ın ölmesinden herhangi bir vicdan azabı çekmezken, toplum ve polis en kolay yolu seçerek; fahişeye inanmak yerine onun suçlu olduğuna inanmayı tercih eder. Yönetmen, filmini mutlu sonla bitirmeyi planladığı için son sahneyi bir nev-i topluma ders vermek amacıyla alternatif bir sonla bitirir – en azından ben o şekilde düşünüyorum – ancak gerçek hayatta hikayeler çoğu zaman Kelly’nin hikayesinde olduğu kadar güzel bitmez.

Düğümün çözüldüğü son sahnenin ardından yazının başında belirttiğim açılış sekansına dönecek olursak, bu sahne ile birlikte Kelly’nin önceden de fahişelik yaptığını ve filmin açılış sekansında gördüğümüz karakterin kendisini pazarladığını, Kelly’nin ise sadece hakkını aradığını anlamış oluruz. Açılış sekansında Kelly’i kel olarak görmemizin arkasında da yine aynı karakterin var olduğunu anlarız. Burada filmin en sonunda başa dönüp baktığımızda Fuller’ın açılış sekansından tüm soruların cevabını bulduğu final sahnesine kadar Kelly karakterini ve seyircinin yaşadığı vicdan muhasebesini ince ince işlediğini görürüz. Filmin sonuna geldiğimizde Kelly ile ilgili tüm şüpheleri bir kenara bırakır, çürümeye yüz tutmuş toplumu ve toplumun bir parçası olan kendimizi sorgulamaya başlarız.

The Naked Kiss’te Samuel Fuller, kendi eserlerini hatta kendisini filmin belirli bölümlerine yerleştirmeyi ihmal etmemiş. Efsanevi açılış sekansında Kelly’nin peruğunun düştüğü sahnede, Kelly’nin peruğunu çeken yönetmenin kendisidir. Bir saniyeliğine o sahneyi durduracak olursanız, yere düşenin güneş gözlüklü Fuller olduğunu göreceksiniz. Kelly’nin Griff ile tanıştığı ve bir parkta oturduğu sahnede Kelly’nin elinde Fuller’in yazdığı The Dark Page isimli kitabı, şehrin girişinde ise Fuller’ın bir önceki filmi Shock Corridor’u görürüz. Shock Corridor aynı zamanda Fuller’in The Naked Kiss ile birlikte uzun yıllar İngiltere’de vizyona girmesi kabul edilmeyen iki filminden bir diğeridir.

The Naked Kiss, Hitchcock filmlerini anımsatan senaryosuyla şaşırtan, başarılı oyunculuklar ve müzik kullanımıyla seyircinin bir dakika bile sıkılmasına izin vermeyerek hikayeye odaklanmayı kolaylaştıran başarılı bir film. Düşük bütçesi ve çekildiği dönemin koşulları sebebiyle derdini anlatırken zorlansa da sinefilim diyen herkesin mutlaka arşivinde bulunması gerekiyor.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol