İlk iki bölümü 1, üçüncü bölümü ise 8 Mart’ta yayınlanan The Last Man on Earth, isminden de anlaşılacağı üzere (Dünyadaki Son İnsan) post-apokaliptik türde bir hikaye sunuyor. Fakat, dizi türdeşlerinden ayrılarak bu hikayeyi olabilecek en komik biçimde yansıtıyor. Daha çok bir arkadaş grubunun “Dünya’da en son ben kalsam ne yapardım?” sohbetinden yola çıkmış izlenimi veren dizi, yenilikçi duruşuyla dikkat çekse de fazla Amerikan esprileri, gereksiz dram ögeleriyle kısa süresine rağmen zaman zaman sıkıcılıktan kurtulamıyor.

Yazının devamı dizinin ilk üç bölümü hakkında spoiler içermektedir.

“Virüsten bir yıl sonra” altyazısıyla açılan ve bir daha bu konu hakkında herhangi bir detay vermeyen The Last Man on Earth, geçici işlerde çalışan Phil Miller’ın tüm A.B.D’yi dolaşarak hayatta kalan diğer insanları aramasıyla açılıyor. Bu aramalar herhangi bir sonuç vermezken Miller, yalnız kaldığı dünyanın tadını çıkarmaya, en pahalı evde oturmaya, süpermarketlerden dilediğince alış-veriş yapmaya başlıyor. Başlarda oldukça eğlenceli gözüken bu durum, tahmin edileceği üzere ilerleyen günlerde Miller için oldukça sıkıcı bir hal alıyor. Özellikle, seks ihtiyacını giderememek Miller için oldukça zor bir durum olurken bu durum için Tanrı ile koyu sohbetlere girmekten de çekinmiyor. Durumu anlayan ve en azından bir kadın için Tanrı ile pazarlık eden Miller yer yer serzenişte bulunmayı da ihmal etmiyor. Zira, dizinin ilk bölümünü göz önüne alacak olursak en komik sahnelerin de yine bu sahneler olduğunu söyleyebiliriz. Ek olarak ise Tom Hanks’in rol aldığı Cast Away’e yapılan göndermeler ve bu filmden ilham alınarak oluşturulan mizansen oldukça hoş.

Dizinin en önemli avantajı kendisini ciddiye almıyor olması. Bu sebeple bazı sahneler yaratıcılıktan yoksun olsa da seyirciyi güldürebiliyor. Üçüncü bölümün son sahnesine kadar kadın karakterin bu kadar erken diziye dahil edilmesi bana yanlış bir tercih gibi geldi. Çünkü, Carol karakterinin, Phil’in hayatına girmesi yan hikayeler açmış olsa da gereksizce uzatılan duygusal sahneler oldukça zorlama duruyor. Lakin, üçüncü bölümün sonunda üçüncü bir karakterin diziye dahil edilmesi birçok açıdan diziyi renklendirebilir diye düşünüyorum. Eklemekte fayda var; Will Forte’un canlandırdığı karakter oldukça başarılı yazılmış lakin, Kristen Schaal’ın canlandırdığı Carol’un diziye dahil olmasıyla Miller’ın pabucunun dama atıldığını söyleyebilirim.

Yukarıda da bahsettiğim gibi The Last Man on Earth, ilk bakışta I am Legend, 28 Days Later gibi filmler ile benzer bir açılışa sahip olsa da, prömiyerini bu yılki Sundance Film Festivali’nde yapan ve kişisel olarak merakla beklediğim filmler listemin başında bulunan Z for Zachariah ile oldukça benzer bir konuya sahip. 2015 yapımı iki projenin çıkış noktaları büyük ölçüde benzerlik taşırken Z for Zachariah’ın dram, The Last Man on Earth’in komedi olması dışında görünen tek fark dizide Miller’ın üçüncü bölüm itibariyle iki kadın arasında kalacağı ön görülürken, Z for Zachariah’da Dünya’da son kalan insan Ann Burden iki adam arasında kalıyor.

Lego Movie’nin yönetmenleri Phil Lord ve Christopher Miller’ın hem yönetmen hem de yapımcı olarak dahil olduğu projenin ana karakteri “Phil Miller”ın ismi de bu iki yönetmenden geliyor. Dizinin yaratıcısı olan ve aynı zamanda Phil Miller’ı canlandıran Will Forte ile yakın arkadaş olan ikili senaryo aşamasında da Forte’a oldukça yardımcı olmuşlar. Nasıl ki; Family Guy sonrası Seth Macfarlene’nin yer aldığı projelerdeki espriler tanıdık geliyorsa, The Lego Movie sonrası bu ikilinin yer aldığı projelerdeki mizah anlayışı da tanıdık gelecek izlenimi veriyor.

Özetle; henüz ilk üç bölümü yayınlanan dizi için olumlu veya olumsuz yorum yapmak çok da mümkün değil. Yine de genel olarak değerlendirdiğimde diziye birkaç bölüm daha şans vermek gerekiyor diye düşünüyorum.

[youtube width=”600″ height=”350″ video_id=”ZmHZLjL_tVY”]

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi