Sen Kimsin” eleştirisiyle komedi filmlerini sorgulayan Utku benim de bu konu üzerinde yeniden düşünmemi sağladı. Sahip olduğumuz değerlerin kıymetini bilmeyip özendiğimiz birçok konuda olduğu gibi sinema ve televizyon dünyamızdaki yapımlarda da özgünlükten uzaklaştıkça yapaylaşıyoruz. Dram türündeki filmlerde çok hissedilmeyen bu durum romantik veya komedi türündeki filmlerde fazlasıyla hissediliyor. Farklı bir kültürün güldüğü ve çok komik bulduğu bir yapım bizim insanımızı yeterince etkilemeyebiliyor. Aynı zamanda kapalı bir yapıya sahip toplumumuzun yaşadığı aşkla, uyarlama filmlerle bize sunulan aşk arasında derin uçurumlar olabiliyor. Son zamanlarda vizyona giren, beyazperdede seyircisiyle buluşan bu iki türdeki birçok Türk filmi hem aldığı tepkilere hem gişe hasılatlarına bakıldığında başarısız oldu diyebiliriz. 

Eski Türk filmlerinin hala bu kadar çok sevilmesinin nedenlerinden birisi de belki budur. Kendi hikayelerimizi, sokağa çıktığımızda karşılaşabileceğimiz insanları ekranda görmek aidiyet duygumuzu daha çok arttırıyor. Eski filmlerdeki büyük ustaların yerinin dolmaması, Münir Özkul, Şener Şen, Kemal Sunal ya da Adile Naşit gibi oyunculara hala hasret duymamız bu sebeplerden olsa gerek. 

Özellikle bir dönem sinemamıza damga vuran Kemal Sunal’ın filmleri hala aynı zevkle izleniyor ve yeni nesillere aktarılıyor. Usta oyuncu da dünyaca ünlü bir diğer usta Charlie Chaplin gibi filmlerini izlerken kahkahalar atmamızı sağlayıp aynı filmlerin içinde bizi fazlasıyla duygulandırabiliyor. Yaşadığı dünyaya karşı duyarsız olamayan Kemal Sunal özellikle son dönem filmlerinde eğlendirdiği kadar birçok toplumsal konuya da başarıyla değiniyor. Öyle ki Charlie Chaplin’in bazı filmlerinin uyarlamalarında da rol alan oyuncu o filmleri öyle bizden hale getiriyor ki özgün hallerinden bambaşka filmler olarak algılamamızı sağlayabiliyor ve eleştirdiğim yapay uyarlamaların yanında başarılı bir uyarlamanın nasıl olması gerektiğini de göstermiş oluyor. 

“Garip” isimli film bu uyarlamalardan bir tanesi. Ancak benim burada size anlatmak istediğim, uyarlamanın yapıldığı “The Kid” filmi ve başta “The Kid” olmak üzere birçok başyapıta imza atan Charlie Chaplin olacak. 

Sevgilisi yüzüstü bırakınca çocuğuna bakamayacağını düşünen Edna onu mutlu olması ve zenginlik içinde yaşaması için lüks bir arabanın içine bırakır. Ancak arabanın sahiplerinin çocuğu bulmaya fırsatları olmadan araba hırsızlarca çalınır. Arabadaki çocuğu fark eden hırsızlar yoksul bir mahalleye çocuğu bırakırlar. Çocuğu bulan serserimiz ona sahip çıkar ve onu büyütür. Artık çocuğun babası ve en iyi arkadaşı kendisidir. Yaşadıkları zorluklar, para kazanma mücadeleleri ve birbirlerine duydukları sevgi oyunculukları ile birleşince derinden etkilendiğimiz bir yapım haline gelir. Filmin devamını anlatmak yerine biraz da usta oyuncu Charlie Chaplin’den bahsetmek istiyorum. 

İngiliz oyuncu, büyük usta Charlie Chaplin. Aynı zamanda senarist, yapımcı ve yönetmen. Günümüzde soyunduğu için kendisini sanatçı sanan birçok kişiye nazaran sanatçı kelimesinin içini tam anlamıyla dolduran insanlardan. Küçük yaşta annesiz ve babasız kalıp yetimhanede yaşayan, sonrasında kardeşleriyle sahne hayatına başlayan Charles Spencer Chaplin turne için gittiği Amerika’da kısa sürede ünlenip adını sinema dünyasına duyurmuş, haftada iki film çeker hale gelmişti. Bu filmlerin çoğunda canlandırdığı “The Tramp” (Serseri) karakteri çok sevildi. Chaplin; sempatik, sakar ve sevimli serserimizin başına gelenlerin yanı sıra arka planda bize çok şey anlatmayı amaçlıyordu. Dönemin fakir halkının yaşantısını, hızla büyüyen ancak aynı zamanda insanları yeni bir kölelik sistemine sokan üretim sistemini, yeni dünya düzenini gözler önüne seren Chaplin, çok ünlendiği Amerika’da tepki toplamaya da başlamıştı. Amerikan vatandaşlığını kabul etmeyen, “The Great Dictator” filmiyle Amerika’nın barış içinde olduğu Almanya’yı ve Hitler’i sert şekilde eleştiren sanatçı için tamtamlar çalmaya başlamıştı. 1952 yılında ülkeyi terk ettiğinde geri dönüş hakkının Amerikan Adalet Bakanlığı tarafından sorgulanacağını öğrenince bu haktan kendisi vazgeçmiş ve İsviçre’ye yerleşmişti. Bu olaydan yıllar sonra Akademi üyeleri tarafından kendisine verilen Oscar özel ödülünü almak için gidene kadar Amerika’ya ayak basmadı. Charlie Chaplin ile ilgili en acıklı olay ise herkes tarafından çok fazla bilinmeyen 1978 yılında cesedinin fidye için kaçırılması olayıdır. Hırsızlar girişimlerinde başarılı olamamış ve yaklaşık iki ay sonra Chaplin’in bedeni Geneva Gölü’nden çıkartılıp tekrar mezarına yerleştirilmiştir. 

“The Kid” filmini anlatma hevesiyle başladığım yazı başta Charlie Chaplin olmak üzere ustalara saygı yazısına dönüştüğünden bugün ne izlesem diye düşünürken bize başvurmuş, bu yazıyı da bir film eleştirisi beklentisiyle okuyan takipçilerimize yazının küçük bir kısmında değindiğim film yeterli gelmediyse bu video filmi bir an önce izlemek istemeniz için yeterli olacaktır. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi