Uyarlama filmlerin zorluğuna neredeyse tüm yazarlarımız değinmiştir. Gerçekten de zordur, çekimi zordur, beğendirmesi zordur… zordur da zordur. Bu önyargılardan da bir nebze olsun kurtulmak adına kitabını okumadığım uyarlamaları izlemek hep daha çok keyif verir bana.  Çünkü işin sinema boyutuna, hikayenin derinliğine daha çok dikkat edebilirim. “Hunger Games” (Açlık Oyunları) ülkemizde tüm Dünya’yla aynı zamanda dün vizyona girdi. 2012’nin merakla beklenen yapımlarından biriydi. 2008 yılında Suzanne Collins tarafından yazılan Underland Chronicles üçlemesinin ilki olarak satışa sunulduğunda best seller listesinde en yukarılara kadar yükselen kitaba karşı “Çıtır Edebiyat” ön yargımdan okumamıştım. Twilight serisinin popülerliği ile artan türün buna benzer bir şey olduğu izlenimiyle kendimce tavır koyduğumu itiraf etmeliyim.

Gelecek zamanda Capitol şehri adı verilen bir şehirde geçen bilim kurgu hikaye başından sonuna kadar oldukça sürükleyici. Geçmişte Capitol şehrine karşı ayaklanan ve büyük zararlar veren 12 bölge için barışın ardından hem ödül hem de ceza niteliğinde bir yarışma düzenleniyor. Her bölgeden seçilen bir kız bir erkek türlü hilelerle dolu ormana bırakılarak içlerinden sadece 1 kişinin hayatta kalmasına izin veriliyor.  Bu zalimce tavır aynı zamanda Capitol şehrinin ne kadar “cömert” olduğunu da gösteriyor. Kendilerine yıllarca yaşatılan zulmü her zaman hatırlamak ama bir kişinin hayatta kalmasına izin vererek onun hayatını da bağışlamak.

“Hunger Games”in oyuncu kadrosu oldukça geniş. Başrolde “X-Men First Class” ve “Winter’s Bone” filmleriyle adından sıkça söz ettiren Jennifer Lawrence’ı izliyoruz.  Jennifer’a birçok genç oyuncunun yanı sıra bir dönem “White Can’t Jump” filmiyle herkesin hayranlığını kazanan Woody Harrelson, renkli karakteri ile Elizabeth Banks ve usta oyuncu Stanley Tucci eşlik ediyor.

Alt okumalarla derin anlamlara bağlanan bilimkurgu türündeki filmde, kendinden önceki ustalara birçok gönderme var. Capitol şehrindeki sahneleri ilk defa gördüğümde aklıma gelen ilk şey Ursula Le Guin’den “Mülksüzler” oldu. Aynı şekilde iki farklı gezegen, biri tamamen sefil ama komün düzende yaşayan diğeri ise mücevherat ve pırlantalarla zenginliğin tadına varan kapitalist hatta emperyalist bir toplum.  Yazar Collins’in Le Guin’den etkilendiği fazlasıyla aşikar. Bir diğer nokta ise kaynağını masallardan alan hikaye. Fazla detay vermeyeceğim ama izlediğinizde siz de Hansel ve Gretel hikayesini mutlaka anacaksınız.

Yer yer kendi toplumunun siyaseti ve popüler kültürüne öz eleştiri yapan Amerikan yapımı film 142 dakika sürüyor. Kitabını okumadığım için genel izlenimim serinin devamının çekileceği düşünülerek sahnelerin uzatılmış olduğu yönünde oldu. Yani hikayeyi tamamen anlatmak adına detaylara fazlasıyla yer verilirken ufak noktaların atlandığını itiraf etmeliyim. Bu yüzden kitabı okumamış izleyicilere şimdiden tavsiyem biraz kitaba dair araştırma yaparak izlemeleri. Savaşın nasıl başladığı, olayların çıkış noktası, bu iki farklı şehrin arasındaki husumet gibi önemli noktalar atlanmış.

Özetle söylemek gerekirse tüm detaylara rağmen filmden çıktığınızda güzel vakit geçirmiş oluyorsunuz, hatta bir adım daha ileri gidip benim gibi kitaplarını alıp okumak için de harekete geçebiliyorsunuz…

İyi seyirler…

Filmden Bir Detay: 

  • Jennifer Lawrence’ın canlandırdığı rol için düşünülen ilk isim Holywood’un yükselen değeri Chloe Grace Moretz olmuş. Kendisinin bu filme çok yakışabileceğini belirtmek isterim ama kısmet değilmiş.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi