Ne zaman ‘ırkçılık’a değinen bir film izlesem ya da bir kitap okusam insanlığımdan utanırım. Her ne kadar günümüzde çok azalsa da insanların ten rengi yüzünden aşağılanması, ikinci hatta üçüncü sınıf canlı muamelesi görmesi insanlık değildir çünkü. Şu an bu yazdıklarım çoğunuza anlamsız gelebilir. Ancak sırf ten rengi diğerlerinden daha koyu olduğu için yemek yediği kaşığın bir daha hiçbir beyaz tenli tarafından kullanılmadığı, dokunduğu kitabın bir daha sadece kendilerine ait kütüphanelerde kendi renginde olan insanlara verildiği, her an hastalık bulaştıracakmış gibi beyazlarla aynı tuvaletlere girilmesine izin verilmediği ancak iç güzelliklerine bakılmayan ve bizden zerre farksız nefes alan bu insanların yaşadıkları dram aslında çok da geride kalmadı. 

Kathryn Stockett’ın aynı isimli kitabından uyarlanan ve dilimize “Duyguların Rengi” olarak çevrilen “The Help” tam da bunları anlatıyor hem izleyiciye hem okuruna. 1960’lı yıllarda geçen film belki türünün en iyi örneği değil, ancak yine de çok etkileyici. Etkileyici olmasının en önemli sebeplerinden birisi de Octavia Spencer ve başrol oyuncusu Viola Davis’in övgüye değer performansları. Atalarının yaşadıkları bedenlerine genetik olarak aktarıldı mı yoksa o zaman çekilen acıların çığlıkları ruhlarında iz mi bıraktı bilemiyorum ama iki siyahi oyuncu da her sahnede rol yapmıyor adeta senaryoyu yaşıyorlar. 

Senaryonun aksayan yönleri de var ne yazık ki. Mesela karakterlerin çok uçlarda tasarlanması. Yani iyi roldeki bir karakter her yönüyle çok iyi bir insanken, kötü roldeki bir karakter de kendisinden nefret ettirecek kadar kötü. Bu yanıyla çocuklara iyiyi ve kötüyü anlatan masallardaki o basit temaya benzese de konunun akıcı olması ve birkaç bölüm dışında “bu sahne de bitsin artık” demenize fırsat tanımaması, aksayan yönlerin üzerine bir yara bandı gibi kapanıp yaralanmış senaryoyu tedavi ediyor. 

Oyuncu kökenli Tate Taylor’ın yönetmen koltuğundaki üçüncü filmi “The Help” renkli sahneleri ve zamanının temasına iyi uyum sağlamasıyla Taylor’ın yönetmenlik hanesine artı bir puan ekliyor. 

84. Akademi Ödülleri’nde üç dalda dört adaylığa sahip olan film güçlü rakiplerinin elinden “En İyi Film” ödülünü alabilecek gibi durmasa da “En İyi Kadın Oyuncu” ve “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” dallarında daha iddialı. Her ne olursa olsun bu film hiçbir ödül alamasa da dünyayı ve insanlığı sorgulamanız adına izlenmeyi sonuna kadar hak ediyor. 

İyi Seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi