Bu filmi yazmaya karar verdiğimde de tedirgindim, yazarken de tedirginim aslında. Baba (The Godfather) serisini izlemeyenler olsa da bilmeyen kimseyle henüz karşılaşmadım. İzleyenler içinde de beğenmeyen, hatta izlediği en iyi filmler listesine koymayan kişi sayısı oldukça az. Tedirginliğimin sebebi de bu. Baba filmi bu kadar önemli bir yapımken, eleştirisi sıradan bir eleştiri olmamalı. Bu düşünce yüzünden bundan önce birkaç kez bu filme eleştiri yazmak istesem de vazgeçtiğim oldu. Ancak kronoloji takıntım yüzünden artık bu yazıyı yazmanın vakti geldi. Ne demek istediğimi size şöyle açıklayayım. Daha önce yazdığım Esrar Bitti (The Panic in the Niddle Park) yazısında Al Pacino’nun başrolde oynadığı ilk filmin Esrar Bitti filmi olduğunu yazmıştım. Sizlere bu büyük oyuncunun tüm filmlerini anlatmayı çok istediğimden ve az önce de bahsettiğim gibi kronoloji takıntım olduğundan Al Pacino’nun bu filmden yalnızca bir sene sonra ikinci kez başrolde bizlerle buluştuğu film olan Baba filmini yazmak kaçınılmaz oldu. Bu girişten de anlayacağınız üzere yazım Baba filmini anlatmak üzerine kurulu olsa da aslında Al Pacino filmografisi eleştirilerime eklenmiş yeni bir halka olacak.

Baba (The Godfather), Mario Puzo’nun aynı adlı kitabından uyarlama. Filmde, Amerika’da yaşayan bir İtalyan mafya ailesinin çevresinde gelişen olayları izleyecek, onları yakından tanıyacağız. Babasına karşı gelen, onun işinden, onun yanından uzaklaşmak için orduya katılan, ailenin en küçük oğlu Michael Corleone, ailesinin düştüğü zor durumdan onları kurtarmak için sevmediği işin başına geçer. Sadece işin başına geçmekle de kalmaz üzerindeki bütün sorumlulukların altından kalkmayı başarır. Al Pacino da kendisine güvenmeyen insanlara rağmen bu rolün altından kalkmayı başarır. Üstelik oyunculuk başarısının yanı sıra o artık bir fenomendir. Michael Corleone ismi sinema dünyasının unutulmaz karakterleri arasına büyük hatta çok büyük harflerle yazılmıştır.

Filmin diğer en önemli karakteri ise Don Vito Corleone. Düğün sahnesiyle başlayan filmde görürüz ki Don Vito Corleone sadece mafya babası değil, ailesini de kucaklayan bir babadır. Oğlu olmadan fotoğraf çektirmeyi bile kabul etmeyen Don Vito’yu canlandıran isim ise Marlon Brando. Mario Puzo’nun hayallerindeki Don Vito nasıldı bilmiyorum ama Marlon Brando’nun oyunculuğundan sonra eminim ki Puzo’nun hayallerindeki karakter bile değişime uğramıştır. Baba serisinin bu kadar çok sevilmesinde en büyük pay sahibi kuşkusuz Brando’dur. Bu filmle ilgili en önemli Marlon Brando anısı ise film sonrasından, Oscar töreninden olsa gerek. 1973 yılında düzenlenen törende “En İyi Erkek Oyuncu” dalında ödül alan, daha doğrusu ödülü almayan Marlon Brando, kendisinin yerine Kızılderili bir kızı ödül törenine yollamıştı. Ödülü reddetmek ve Kızılderili katliamını eleştirmek adına yaptığı bu hareketle Amerikalılar tarafından pek hoş karşılanmasa da, ben ve benim gibi bütün Kızılderili dostlarını fazlasıyla memnun etmiştir.

James Caan, Robert Duvall gibi önemli isimler bu filmde yer alsa da her zaman Al Pacino ve Marlon Brandon’nun gerisinde kalacakları kesin. Yine de bu ikili filmin önemli dönüm noktalarında kendilerini göstermişler, Corleone ailesinin gerçekten birer üyesi olmuş gibi başarılı bir oyunculuk sergilemişlerdi.

Serinin bu ilk filminde Michael’ın kendini kanıtlaması ve mafya babası olma süreci anlatılırken, ikinci filmde Don Vito Corleone’nin gençliğine yapılan dönüşlerle seri bir adım daha ileri taşınmıştı. Serinin ikinci filmi ile ilgili yazı ise araya birkaç tane farklı Al Pacino filmi girdikten sonra sizlerle olacak. Al Pacino’nun filmleri ile onun gençliğine dönmek ve oyunculuğunu yeniden keşfetmek fazlasıyla heyecanlı. Üstelik şimdi oynadığı bazı kötü yapımlarla kıyasladığımda hepsi birbirinden güzel, izlemeye değer Al Pacino filmlerinden izlemediğiniz varsa çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Daha fazla kaçırmamak için şimdiden izlemeye başlayın derim. İyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi