Sinemasını şaşırtıcı sonlar üzerine kurmuş David Fincher’ın filmleri yalnızlığın farklı ama temelde benzer şekillerini ortaya koymayı başarır. David Fincher’ın gerilim sinemasına Seven ile kendi üslubunu katmasıyla, tadına doyulmaz bir seyir zevki tatmıştık. Seven’dan sonra çektiği üçüncü uzun metraj filmi olan The Game, yönetmenin kendi sinematografisini yavaş yavaş inşa ettiği ve bunu yaparken dönemin trendlerini de kullandığı bir filmdi. Fincher’ın sinemasını oluşturan elementlerin bir araya gelmesinde ve gittikçe karakteristik bir hale gelmesinde önemli yeri olan The Game, uzun süresine rağmen gerilimini bir an bile kaybetmeyen özel filmlerden bir tanesi. Karakter filmi olması gereği hikayesinin özelinde çok fazla kırılma noktası barındıran The Game, yönetmenin kontrolünden çıkmaya oldukça müsaitti. Ancak, Fincher’ın kontrolü bırakmayan yapısıyla bu tehlike bertaraf ediliyor.

The Game: David Fincher’dan Yalnızlık Temsilleri

Fincher’ın sinemasından konuştuğumuz zaman, yeni filmlerinin öncekilerden bir ya da birkaç konuda daha önde olduğunu görürüz. Her filmiyle kendi zihnindeki sinema anlayışını genişleten ve yapabileceklerini sık sık geliştiren bir yönetmen olarak karşımıza çıkmasından dolayı The Game, filmografisinin biraz gerilerinde kalır. Karakterizasyonu ortaya koyma konusundaki ustalığı ise, ilk filmlerinde bile üst seviyelerde olduğu bir konu olarak görülebilir. Muhteşem bir karakter temsili sunan The Game de Nicholas karakterinin yaşadıklarından ziyade tamamen David Fincher tarafından yalnızlığının teknik detaylarla nasıl vurgulandığını inceleyelim.

Öncelikle David Fincher The Game filminde, kalabalıklar içinde yalnızlık temasına sık sık başvurmasının yanı sıra Nicholas’ı çoğunlukla yalnız başına çerçevelemiştir. Bu yalnızlığa ek olarak geometrik bir durumdan da bahsetmek gerekir. Otobanda dahi karakterin gittiği yol geliş ve gidiş olmak üzere simetrik bir biçimde ikiye bölünür. Nicholas’ın seçtiği yol tümüyle bomboşken yan tarafta trafik akmaktadır.

Yanı sıra, kardeşi ile yemek yediği sahnenin çekimleri oldukça şaşırtıcı bir biçimde kurgulanmıştır. Hem çekim açıları hem lens seçimleri hem de renk ve kostüm nosyonlarının ortaya çıkardığı yegane tema yalnızlık olarak göze çarpar. Conrad, bulunduğu yerde arka plan ile uyum içerisinde ve soft bir ışıkla aydınlatılmış yüzünün eşliğinde yer yer medium yer yer medium close up shotlarla görselleştirilirken Nicholas arka plandan tamamen ayrışan bir renkle geniş açı bir lensle wide shot kullanılarak çekilir. Tüm bunların üzerinde yine kendisiyle taban tabana zıt renk giymiş bir grup insan arkasına diziler ve Nicholas tüm bu ayrışan haliyle kabalık içinde yalnız bir karakter olarak göze çarpar. The Game filminde yer alan yalnızlığın ayrıntılı bir biçimde incelendiği videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi