Düşünmeyi sırtına almış bir canlı olan insan için, içerisi ve dışarısı her zaman sorunsallardan biri oldu. Kendini içeriye dahil etmek için uğraşan insanlar bazı alanların dışına çıkabilmek için savaş verdi; düşüncede, eylemde, duyguda… Birçok alanda insan iç ve dış konumlarında arada kalan çocuk oldu. İşte bu sorunsalı görsel hafızamızda kurgulayan bir video karşınızda: “The Doorway Shot!”

Hayat içerisi ve dışarısı olmak üzere her zaman insan perspektifinde ikiye ayrılır. Ya bir grubun içerisindesindir ya da dışarısındasındır. Ya sen içinde yaşadığın toplumun, milli karakterinin, dini yapısının ve ahlakının içerisindesindir ya da dışarısındasındır, yabancısındır ve hoş görülmezsin, hor görülürsün. Farklılıkların veya zıtlıkların getirdiği bu karmaşa içerisinde insan her zaman kendini bir yere orijin alarak konumlandırmaya çabalar. Bu orijin kaçmak istediği bir yer ise bu alanın dışına çıkmak ve dışarıda bir şeyler aramak ister. Öte yandan eğer konumlandırdığı orijin dönmek istediği bir yer ise kendini içeriye dahil etmek ister. İnsan ister, istedikçe de çatışmanın dünyasında kendi öz değerlendirmesinde boğulur.

Anladığı dilin dışarısında olana barbar denilmesi, kendi dininin kubbesi altında olmayana kafir denmesi, yatak odasında onun gibi olmayana hastalıklı bakılması gibi birçok örnek üzerinde duyabiliriz dışarının ayak seslerini. Bununla beraber dışarısının her zaman öteki olduğunu okuyabiliriz, çünkü dışarısı bir olasılıklar dünyasıdır; içerisi gibi değildir. İçerisi her zaman kutsal olandır, kapalı olandır. Bu yüzdendir ki kadın içeriye hapsedilmiştir. Kadın hanenin içerisinde kalmalıdır ki “temiz” kalmalıdır. Dışarının o bilinmezliğinde “başıboş” olmamalıdır yoksa temizliğinden geriye ne kalır? Dışarısı bilinmediği içindir ki kötüdür, ahlaksızdır, günahkardır.

Toplumun öğretileri ile şekillenen düşüncelerin içerisini allayıp pullayıp, ululaştırmasının yanında muhalif düşünce ortaya çıkmıştır. Bazı sesler gelmiştir dışarıdan, olasılıkların sesleri. İçeride bulunamayanın verdiği o macera ruhu ve arzunun arzulanışı ile insan dışarıya adımın atmıştır. Uzaya çıkmıştır, metafiziği sorgulamıştır, hemcinsine aşık olmuştur ya da sadece barbarı anlamaya başlamıştır. Ne olursa olsun bir “şeyleri” aramak için insanlık içeriyi terk etmiştir. Bu terk ediş bazen bir yolculuğa dönüşse de bazen de başka bir içeriye girmek için sadece bir araç olmuştur. Tüm bu bahsettiğim “soyutlaşan” olgular tek bir nesne üzerinden cisimleşti ve gözümüze gözümüze girdi; bir kapı olarak hiç konuşmadan her şeyi anlatabildi.

İçerisi Dışarısı Ayrımındaki Eşik: Kapı

Görsel hafızamızda hayatta her gördüğümüz şey bir yer kaplar. Bu kapladığı yer bir zincirleme reaksiyon ile ötekilerle geçtiği iletişim sonucu anıya, hafızaya dönüşür. Fakat bazen öyle nesneler vardır ki aidiyetlik hissettiği ve üstlendiği tüm sıfatların ötesinde bir anlam da taşır. Bizim bilinçdışı seviyemizde veya bilinç seviyemizde bu anlamı o bilmeden üstlenir, görev edinir. Buna en güzel örnek ise bir kapıdır. Kapı biraz değinmeye çabaladığım tüm bu içeriyi ve dışarıyı üstünde taşıyor çünkü eşikte bulunuyor. Kapının eşiğinde duran bir canlı ne içeridedir ne de dışarıdadır, sınırdadır. Bu sınır ne bir ihlal ne de bir aidiyetliktir.

Bu kapı eşiği, kapı aralığı içerisinin ve dışarısının kurallarından, gerekliliklerinden ayrılmış bir alandır. Hem her şeyin hem de hiçbir şeyin alanıdır. Her şey mümkündür, içeriye “girmek” veya dışarıya “çıkmak” (hangi perspektiften bakılıyorsa bu eylemler değişebilir) olasıdır fakat bununla beraber hiçbir şeyin alanıdır bu eşik. Çünkü eşikte durmak iki alana da ait olmamaktır, sıfatsız kalmak ivmenin sıfır noktasında olmasıdır. Bu perspektiften baktığımda kapı çok farklı bir motif benim için. Hele ki sinema tarihinde üzerine şiirler, eleştiriler yazılabilecek bir metafor.

Her şey John Ford’un The Searchers filmi ile başlıyor benim için. Ford‘un filmde kullandığı açılış ve kapanış sahnesi bu kapı eşiğindeki bir insanın güven ve güvensizlik arasında kalmışlığını resmediyor. Gitmenin ve kalmanın, güvende olmanın ve yeninin getirdiği heyecanın en güzel ayrımının yapıldığı bir film benim için The Searchers. Bu resmediş sinema tarihinde büyük bir etki yaratıyor ve tüm bu değişimler, seçimler ve ayrımlar için çoğu yönetmen kapı metaforunu kullanıyor. Eşik bir bitişi, başlangıcı ve o anın içinde her ikisini de barındıran bir kozmosa dönüşüyor.

Daha önce Malick ve Lynch üzerine hazırladığı videolar için yazmış olduğum yazılar ile kendisine hayran olmaya başladığım ve yaptığı işler ile beni heyecanlandıran Jacob T. Swinney beni yine düşünce selinin içine itti. Ford‘un bu unutulmaz eşik sahnelerinden yola çıkarak kapının gözüne yer veriyor, yapmış olduğu The Doorway Shot videosu ile. Yaklaşık iki dakikalık videoda birçok kült ve izlenmesi gereken filmi alıp Swinney karşımıza çıkarıyor. Fakat filmlerin hepsini eşiğin dünyasındaki içeri ve dışarısı sorunsalının potasında eriterek bir kolaj halinde önümüze koyuyor. Gitmenin ve kalmanın, başlanmanın ve bitirmenin tam sınırında olan kapı eşiğini sinema tarihindeki önemli rollerini görmek isterseniz videoyu izlemenizi kesinlikle tavsiye ediyorum. Videoda 18 adet filmden görseller kullanan Swinney bizi derin bir sinema tarihi yolculuğuna çıkarıyor. American Sniper, Kill Bill, No Country for Old Men, Once Upon a Time in the West, Saving Private Ryan ve There Will Be Blood gibi filmlerden sahne alan videoyu izlerken içerinin verdiği huzur ve olağanlık mı yoksa dışarının verdiği bilinmezlik heyecanı ve akan bir yaşam mı beni etkiliyor ben tam emin olamadım. Hep içeriden baktığımız bu karelerde aslında büyük bir paradoks yaşıyoruz. Evet o sahneye baktığımız çerçeve mekânın içerisinden oluyor fakat biz filmin dışarısındaki gözler olarak gerçekten de içeride oluyor muyuz?

Swinney‘in çalışmasını başarılı bulsam da ve beni düşünmeye itse de eksik bulduğum bir nokta var. O da şudur ki eşik kavramı sadece eşikten oluşmuyor, en azından benim perspektifime göre. Ford’un yolundan ve kapı motifinin sinema tarihindeki etkileri ve izlerinden takip etse de Swinney‘in bu patikanın dışına çıkmasını beklerdim, bir takipçisi olarak. İçerinin ve dışarının savaşında hem savaş alanı olup hem de tarafsız bölge olan; tüm bilinenlerin, öğrenilenlerin yıkıldığı eşik büyük bir metamorfoz. Eşiğin dünyasında olmasını gerektiğini düşündüğüm kapılar arasında; Matrix‘in telefonundan tutun da The Brand New Testament‘ın çamaşır makinesine kadar birçok aktör var. Aynı zamanda nesnelleşmeyen eşikler diye bir kategori yaparsam içerisinde en önemli örnek olarak Bergman‘ın The Sevent Seal filmindeki “yeryüzünden ayrılan” insanların ölümle beraber yaptıkları dansı göstermek isterim. Çünkü içeriden dışarıya geçişin ve tam eşikteyken yapılan bir ritüelin en güzel örneği değil de nedir ölümün dansı?

https://vimeo.com/groups/35mmandrisdamburs/videos/145742541

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi