2011 George Clooney yılı olmaya aday. Nedenini de çok düşünmeye gerek yok  sanırım(bkz. Önceki yazımız) Bir dönem  kadınların  –belki hala çoğunun- yüreklerini hoplatan jön rollerle karşımıza çıkan deneyimli oyuncu yıllar geçtikçe orta yaş aile babası rollere alışmamız gerektiğinin sinyalini vermeye başladı. 

Sade, hatta tek düze sayılabilecek konusuyla American Dream’e göndermelerle dolu film için fazla dram yapmadan bir ailenin başından geçenlerini anlatıyor diyebiliriz. Kaui Hart Hemmings’in aynı isimli romanından uyarlanan film aile ilişkilerinden de esinlenerek hayatını yeniden yorumlayan sıradan bir adamın hikayesini kendine özgü bir şekilde betimliyor. Karar vermek ve verememek arasındaki çizgide gidip gelen Hawaiili toprak zengini Matt King,  karısının başına gelen talihsiz bir bot kazasıyla yaşadığı hayatın çok da mükemmel olmadığını anlar. Ergenlik çağında olan iki kızıyla ilişkisini yeniden gözden geçirmek zorunda kalan Matt’in tek derdi ne yazık ki sadece bunlar değildir. Kazanın ardından ortaya çıkan sırlarla da yüzleşmek zorundadır. 

Matt filmin ironik havasını şu cümlesiyle özetliyor: “ Ana Karada yaşayan arkadaşlarım Hawaii’de yaşadığım için sürekli tatil havasını sürdüğüm bir Cennet’te olduğumu düşünüyorlar. Burada zamanımızı hep yatarak ya da etrafta kalçalarımızı sallayıp boynumuzda çiçeklerle gelenleri karşılayarak geçirdiğimize dair fikirleri var. Nasıl bu kadar düşüncesiz olabiliyorlar? Sanki burada yaşayanların kopuk aile bağları yok ya da yakalandıkları kanserler daha az ölümcül, geçirdikleri kalp krizleri daha acısız oluyormuş gibi konuşuyorlar…” 

Hawaii’nin renkli atmosferinde geçen film bu renkliliği her bir noktaya taşımaya gayret göstermiş. Rengarenk açılı doğa ve peyzaj görüntüleri, şirket ciddiyetlerinin hatta ölümlerin bile farklı renklerle anlatıldığı sahneler yönetmenin başarısı olarak değerlendirilebilir. 69. Altın Küre ödülleri başta olmak üzere bir çok farklı festivalden ödülle dönen film, Oscar için de olumlu sinyaller veriyor. Altın Küre’de “en iyi film” ve “en iyi erkek oyuncu” ödüllerini alan yapım için beklentinizi çok fazla yüksek tutmamanızı tavsiye ederim. Böyle diyorum çünkü bizde genelde iyi film denildiğinde oradan oraya atlayan zıplayan, entrika yumağı içinde debelenen karakterlere aşina seyircilerimiz “eee bu kadar ödül neyine?” diye düşünebilir. Ama aslında bu noktada George Clooney’nin ve hikayenin dingin, saf ve naif tarzı bizi bu fikirden uzaklaştırıyor. Duygularını, acısını ve hatta sevgisini gösteremeyen karakterimiz Matt’i canlandıran Clooney gerçekten oyunculuktaki ustalığını bir kez daha kanıtlamış. 

Ülkemizde 3 Şubat’ta vizyona girecek film, aldığı ödüllerle kendisini merakla bekleyen bir kitleye çoktan sahip oldu. Oscar ödüllerinden de boş dönmeyeceğini düşündüğümüz yapım, 2012 yılında izlenmeliler listesinde yer alıyor. 

İyi seyirler… 

Filmden birkaç detay: 

  •   Yazar Kaui Hart Hemmings’in de filmde görüldüğü küçük bir rolü bulunuyor.
  •  Yönetmen Alexander Payne ile ilgili daha fazla film izlemek isteyenlere önerimiz 2002 yılında  yönetmenliği yaptığı  Jack Nicholson’ın rol aldığı “About Schmidt”.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi