The BFG – The Big Friendly Giant Steven Spielberg tarafından çekilmiş dostluğun, birbirini tanımayla beraber gelen sevgiyle büyümesini ve bütün yüreği sarmasını anlatan bir film. Steven Spielberg en son 1982 yılında E.T. the Extra-Terrestrial filminde senarist Melissa Mathison ile çalışmıştı ve ortaya bir jenerasyon için ve aslında zamansız olarak içerisinde bir çocuğu barındıran herkes için farklı bir noktada duran muazzam bir dostluk filmi yaratmışdı. İnsanlığın karanlık yüzüyle beraber bir şekilde umudun da var olduğunu gösterdikleri film E.T.’de bir çocuğun kalbinin bir yabancıya değmesini anlatmışlardı. Bu kalplerin birleşmesiyle beraber izleyici bir daha yakalayamayacağı bir sıcaklık içerisinde göz yaşlarını saklamamıştı. Şimdi yeniden Spielberg ve Mathison bir araya geldi ve The BFG ile 34 yıl aradan sonra E.T.’nin göz yaşartan sevgisini yeniden yaratmaya ve karanlık dünyada izleyici için bir mum ışığı yakmaya başladı. Büyük arkadaş canlısı dev olan, ‘big friendly giant’ımız BFG Londra sokaklarında gizlenerek geceleri gezmektedir. Gizlenmenin en güzel halini yansıtan BFG bazen bir lambanın ışığının gölgesiyle devasa vücudunu gizler bazen de büyük olmanın getirdiği avantajı kullanarak bir ağaç gibi sessiz ve ulu durabilir. BFG’nin gizlendiği ve sokaklarda gezindiği gecenin paralelinde filmde bir başka hikaye ile daha karşılaşırız. Uğursuz saatler olan -daha sonra çocukların kaybolmasıyla ilişkilendirilen- gece üçte uyanık olan yetim Sophie, yetimhanenin güvenli olduğundan emin olduktan sonra ve evdeki çocukların rahat uyuduğundan emin olduktan sonra kitaplarına döner. Ancak kaderin kesiştirdiği gecede Sophie’nin kitabına dönmesi hiçbir zaman gerçekleşmez ve o gece Sophie BFG’yi şehirde gezerken görür. BFG bir insan tarafından görüldüğü  ve insanlar tarafından E.T. gibi yakalanıp bir objeye dönüştürülmek istemediği için Sophie’nin kimseyle konuşmasına izin vermeden o an onu kaçır ve uzak diyarlara bir yolculuğa çıkarır. Bu yolculuk sonunda varılan nokta Devler Diyarı’dır ve bu diyarda artık Sophie bir tutsak-misafirdir. BFG adından da anlaşıldığı gibi arkadaş canlısı bir devdir, vejeteryandır, kitap okumayı sever, baloncukların ters tarafa doğru gittiği gazoza aşıktır ve en büyük tutkusu Rüyalar Diyarı’ndan rüyalar yakalamak ve bunları geceleri insanlara üflemektir. Bu uğraşlar içerisinde Sophie yenmemek için elinden geleni yaparken aslında korkması gerekenin BFG’den daha da büyük olan ve insan fasulyeleri (human being yerine BFG’nin human beans demesinden kaynaklı) yiyen diğer devler olduğunu öğrenir. Diğer korkutucu devlerin Londra’ya saldıracaklarını öğrenmeleri üzerine Sophie ve BFG bir plan üzerine el ele (el parmağa) verirler ve günü kurtarmaya çabalarlar. Bu macerayla beraber The BFG 10 yaşındaki bir kız ile dünya kadar yaşlı bir devin güldüren, hüzünlü, sıcak dostluğunu anlatan ama yetişkinlerin kafasında soru işareti bırakıp ve çocukları da yolculukta kaybetme riski taşıyan bir yapım olarak izleyici karşısına çıkıyor.

Rüyalar Kadar Karmaşık ve Masumiyet Kadar Duygusal: The BFG

Roald Dahl tarafından yazılmış olan Big Friendly Giant ya da The BFG çocuk kitabından uyarlanan filmde Dahl’ın yarattığı evrenin kapıları birebir diyebileceğimiz bir paralellik içerisinde yaratılıyor Spielberg ve Mathison tarafından. Dahl’ın yazmış olduğu kitaplar arasında yer alan The Gremlins, Charlie and the Chocolate Factory, Matilda, James and the Giant Peach, The Witches ve Fantastic Mr Fox hem animasyon olarak hem de sinema filmi olarak izleyici ile buluştu. Ancak aralarından hiçbiri Dahl’ın dünyasını yansıtmadı. Dahl’ın dünyasındaki çocuk dünyasının getirmiş olduğu renklerin yanında her zaman yer alan karanlığı hiçbir film tam anlamıyla yansıtamadı. Bir istisna olarak gösterebileceğim 1971 yılı yapımı Mel Stuart yapımı Willy Wonka & the Chocolate Factory, Dahl evrenini yansıtabildi ancak filmin en önemli özelliği arasında Dahl’ın da senaryo ekibinde yer alıyor olmasıydı. Ünlü çocuk kitabı yazarı ve insanın korkutucu iç güdüleriyle beraber dünyanın hayal gücü altındaki renklerini muazzam bir şekilde yansıtan Dahl’ın The BFG romanından uyarlanan film yukarıda bahsettiğim bütün zinciri kıran bir noktada duruyor çünkü Spielberg ve Mathison Dahl’ın dünyasını başarılı bir şekilde yansıtıyorlar. Devlerin dünyasında hayal gücü ile gelen renklerin ve şekillerin yumuşaklığının altında yatan korkutucu gerçeklikler ve dünyanın kuralları filmde her zaman yer alıyor ve her kahkahanın ve her hüznün yanında çocuksu bakışın naifliği ile beraber gelen bir ürkütücü rüzgar oluyor.

BFG (mükemmel performansı ile Mark Rylance) ne kadar büyük bir dev olsa da aslında o da yabancılaşış bir kitlenin içerisindeki farklılığı temsil ediyor. Ve onun yalnız kalbi başka bir yalnız kalbi duyuyor. Önceden de duymuş olduğu bu ufak kalbin benzerini tekrar duymak aslında BFG için büyük bir şans oluyor. Sophie (Ruby Barnhill) yalnız bir kalbe sahip yine yabancılaşmış bir kitlenin içinde farklı olan biri. Bu iki ötekilerin içerisinde ötekileştirilmiş yalnız kalp – bir cüce dev ve gece uyuyamayan garip yetim kız – bir araya geldiklerinde en derin duygularını paylaşıyorlar ve dilin, anlaşmanın ötesinde birbirlerinin rüyalarını görmek gibi, sevgilerini hissetmek gibi ve arzularını duymak gibi en derin mahremiyetlerini paylaşarak yalnız kalplerini filmde birbirleriyle dindiriyorlar. Bu yolculuk içerisinde izleyici kahkahalar atarken bir yanda gözünden akmaya hazırlanan göz yaşının farkına varıp kendini toparlıyor. Tüm bu duygu skalası içerisinde The BFG uzun zamandır yaşatılmayan bir deneyimin yaşatılması için kendini yaratmış gibi duruyor.

Hissettirdikleri, görselliği, oyunculukları, kitabın atmosferinden kopmadan yarattığı evren ve bir çocuğun yalnız kalbinin sessiz çığlıkları ile bir devin sessiz konuşmaları duymasının büyüsü içerisinde ilerleyen film izlerken bir yetişkin olarak sizi sarmalıyor ancak günümüz modernite çocuklarının sabırsızlığında bu büyü atmosferi ne kadar onları yakalayan bir masal olur büyük bir soru işareti oluşturuyor. E.T.’nin jenerasyonuyla beraber içinde her zaman çocuk ruhunu taşıyanlar için E.T.’nin yarattığı evren her konuda gerçekçi-farklı olduğu için beyazperdenin ışıkla buluştuğu anda film izleyiciyi içine sonsuza kadar hapsetmişti. Ancak The BFG bunu ‘her şeyi görmüş ve duymuş’ yeni nesil için yapabilecek mi, büyük bir gizem taşıyor. The BFG dediğim gibi yetişkini sarmalıyor ve duyguların denizinde yüzdürüyor ve hatta filmde olduğu gibi bir suyun içine atarak başka bir evrenin kapısından geçmesini sağlıyor. Ancak deneyimin ve artık masalların gerçek olmadığını bilen yetişkinler için duyguların da inanılırlığı gelip geçici olduğu için film sonrası yetişkinin kirlenmiş, sınırlara mahkum olmuş, hayal gücünü kaybetmiş ve korkmuş zihni sorgulamaya başlıyor. The BFG gibi bir devin monarşi önünde diz çökmesi gerçekten de gerekli miydi, bir dev neden insanın yaratmış olduğu bir devletin ve siyasetin hizmetinde olmalı ki? Ya da gerçekten de militarizm her şeyin çözümü mü? Yaşadığımız yasakların ve ihlallerin toplumunda çocuk zihni sorgusuz sualsiz birilerin yaşamlarına ihlal edilmesini ve bunu askeriye ile ‘güçlü’ bir şekilde yapılmasını görmeli midir? Kendini her şeyden üstün gören insan masasında başka canlıları çiğ veya pişirmiş bir şekilde yerken kendisinin yenilme tehlikesi olduğunda gücü eline alması ve bir çocuğun rüyasında bile devlet başkanını görüyor olması artık insanın iliklerine güç arzusunun ve devlet, asker gibi eril hükmetme kurumlarının işlediğini mi gösteriyor? Bir dev ile bir kızın dostu birçok soruyu doğuruyor, rüyaların renkleri içerisinde sarıyı arayan her izleyici her yaşam her daim kırmızı ile karşılaşıyor gibi duruyor.

The BFG - The Big Friendly Giant Steven Spielberg tarafından çekilmiş dostluğun, birbirini tanımayla beraber gelen sevgiyle büyümesini ve bütün yüreği sarmasını anlatan bir film. Steven Spielberg en son 1982 yılında E.T. the Extra-Terrestrial filminde senarist Melissa Mathison ile çalışmıştı ve ortaya bir jenerasyon için ve aslında zamansız olarak içerisinde bir çocuğu barındıran herkes için farklı bir noktada duran muazzam bir dostluk filmi yaratmışdı. İnsanlığın karanlık yüzüyle beraber bir şekilde umudun da var olduğunu gösterdikleri film E.T.'de bir çocuğun kalbinin bir yabancıya değmesini anlatmışlardı. Bu kalplerin birleşmesiyle beraber izleyici bir daha yakalayamayacağı bir sıcaklık içerisinde göz yaşlarını saklamamıştı. Şimdi yeniden Spielberg ve Mathison bir araya geldi ve The BFG ile 34 yıl aradan sonra E.T.'nin göz yaşartan sevgisini yeniden yaratmaya ve karanlık dünyada izleyici için bir mum ışığı yakmaya başladı. Büyük arkadaş canlısı dev olan, 'big friendly giant'ımız BFG Londra sokaklarında gizlenerek geceleri gezmektedir. Gizlenmenin en güzel halini yansıtan BFG bazen bir lambanın ışığının gölgesiyle devasa vücudunu gizler bazen de büyük olmanın getirdiği avantajı kullanarak bir ağaç gibi sessiz ve ulu durabilir. BFG'nin gizlendiği ve sokaklarda gezindiği gecenin paralelinde filmde bir başka hikaye ile daha karşılaşırız. Uğursuz saatler olan -daha sonra çocukların kaybolmasıyla ilişkilendirilen- gece üçte uyanık olan yetim Sophie, yetimhanenin güvenli olduğundan emin olduktan sonra ve evdeki çocukların rahat uyuduğundan emin olduktan sonra kitaplarına döner. Ancak kaderin kesiştirdiği gecede Sophie'nin kitabına dönmesi hiçbir zaman gerçekleşmez ve o gece Sophie BFG'yi şehirde gezerken görür. BFG bir insan tarafından görüldüğü  ve insanlar tarafından E.T. gibi yakalanıp bir objeye dönüştürülmek istemediği için Sophie'nin kimseyle konuşmasına izin vermeden o an onu kaçır ve uzak diyarlara bir yolculuğa çıkarır. Bu yolculuk sonunda varılan nokta Devler Diyarı'dır ve bu diyarda artık Sophie bir tutsak-misafirdir. BFG adından da anlaşıldığı gibi arkadaş canlısı bir devdir, vejeteryandır, kitap okumayı sever, baloncukların ters tarafa doğru gittiği gazoza aşıktır ve en büyük tutkusu Rüyalar Diyarı'ndan rüyalar yakalamak ve bunları geceleri insanlara üflemektir. Bu uğraşlar içerisinde Sophie yenmemek için elinden geleni yaparken aslında korkması gerekenin BFG'den daha da büyük olan ve insan fasulyeleri (human being yerine BFG'nin human beans demesinden kaynaklı) yiyen diğer devler olduğunu öğrenir. Diğer korkutucu devlerin Londra'ya saldıracaklarını öğrenmeleri üzerine Sophie ve BFG bir plan üzerine el ele (el parmağa) verirler ve günü kurtarmaya çabalarlar. Bu macerayla beraber The BFG 10 yaşındaki bir kız ile dünya kadar yaşlı bir devin güldüren, hüzünlü, sıcak dostluğunu anlatan ama yetişkinlerin kafasında soru işareti bırakıp ve çocukları da yolculukta kaybetme riski taşıyan bir yapım olarak izleyici karşısına çıkıyor. Rüyalar Kadar Karmaşık ve Masumiyet Kadar Duygusal: The BFG Roald Dahl tarafından yazılmış olan Big Friendly Giant ya da The BFG çocuk kitabından uyarlanan filmde Dahl'ın yarattığı evrenin kapıları birebir diyebileceğimiz bir paralellik içerisinde yaratılıyor Spielberg ve Mathison tarafından. Dahl'ın yazmış olduğu kitaplar arasında yer alan The Gremlins, Charlie and the Chocolate Factory, Matilda, James and the Giant Peach, The Witches ve Fantastic Mr Fox hem animasyon olarak hem de sinema filmi olarak izleyici ile buluştu. Ancak aralarından hiçbiri Dahl'ın dünyasını yansıtmadı. Dahl'ın dünyasındaki çocuk dünyasının getirmiş olduğu renklerin yanında her zaman yer alan karanlığı hiçbir film tam anlamıyla yansıtamadı. Bir…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

70

The BFG 10 yaşındaki bir kız ile dünya kadar yaşlı bir devin güldüren, hüzünlü, sıcak dostluğunu anlatan ama yetişkinlerin kafasında soru işareti bırakıp ve çocukları da yolculukta kaybetme riski taşıyan bir yapım.

Kullanıcı Puanları: 3.19 ( 5 votes)
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi