Büyüme öyküleri (coming of age), sinemanın her zaman ilgi çekici konularından biri olmuştur. Özellikle çocuklara da hitap eden yapılarıyla animasyon filmler, bu alt türe yıllar içerisinde katkı sağlamayı başarmıştır. Başrollerinde yer alan çocuk ya da genç karakterler aracılığıyla The Lion King, Grave of The Fireflies, Spirited Away, Persepolis gibi farklı ülkelerde ve kültürlerde üretilen filmlerin, konuyu ele almakta ne denli başarılı olduklarına şüphe yok. Bu hafta vizyona girecek olan Disney-Pixar ortaklığının son filmi Ters Yüz – Inside Out da yukarıda belirttiğim başyapıtların arasında anılmak adına iddialı bir aday olarak karşımıza çıkıyor.

2001’de yönettiği Monsters Inc. ile dikkatleri çeken, 2009’da ise Up ile Oscar heykelini kucaklayan Pete Docter, filmin yönetmenliğini Ronaldo del Carmen ile paylaşıyor. Up, Ratatouille ve Brave gibi animasyonların storyboardlarını hazırlayan del Carmen’in bu ilk yönetmenlik deneyimi, filmdeki sınırsız hayal dünyasının nasıl yaratıldığı konusunda izleyicilere bir fikir verebilir. Çünkü aynı anda birbirine bağlı iki anlatıyı ele alan film, fikir ve görsellik açısından oldukça doğru tercihlerle ilerliyor.

Film; Riley isimli bir kızın doğumuyla başlıyor. Bizler de Riley’nin beyninin içine girerek Neşe, Üzüntü, Tiksinti, Korku ve Öfke isimli karakterlerle tanışıyoruz. Riley’i çocukluğu boyunca yönlendiren; bir bakıma onun dünyayla olan ilişkisini yöneten beşlimiz, küçük kızın mutlu bir çocukluk geçirmesini sağlıyorlar. Fakat Riley, ailesiyle birlikte Minnesota’dan San Francisco’ya taşınınca karakterlerimizi zor günler bekliyor; zira bu yeni yaşam pek genç kızın hayal ettiği gibi gelişmiyor. Onun mutluluğunu sağlamak için Neşe ile Üzüntü arasında başlayan mücadele, zamanla ikilinin ortak hareket etmesi zorunluluğunu getiriyor.

Filmin birbiriyle bağlı iki farklı anlatısı, Riley’nin kafasının içinde olanlar ile onun çevresinde olanlar şeklinde oluşturuluyor. Genç kızın çevresine yönelik verdiği olumlu-olumsuz tepkileri yöneten beşli, birbirinden tamamen alakasız tiplemelerden oluşsa da Neşe, bir katalizör görevi görüyor ve her olumsuzluğu, olumlu bir bakış açısıyla aşmaya çalışıyor. Film bu esnada beynin ve hafızanın çalışma prensipleri konusunda da yaratıcı fikirler üretiyor. Örneğin “Akıl Adaları” denilen bölgelerde aile ve arkadaşlık ilişkileri düzenlenirken Riley’i çok etkileyen anlar da çekirdek anı olarak kaydediliyor. Yani bir bakıma çekirdek anıların artırılması ve adaların korunmasına yönelik bir çalışma söz konusu oluyor.

Beynin içinde yaratılan dünyanın içine girdikçe ortaya atılan fikirler, oldukça ilginç biçimlerde uygulamaya konuyor. Örneğin; rüya yapım merkezi, Hollywood’u ve televizyon sistemini ti’ye alan bir yapıya sahipken hayali arkadaş Bing Bong ve Bulut Ülkesi, düşünce treni, silinen anılar çöplüğü gibi kavramlar da birbirine hem bağlı hem de bağımsız yeni dünyalar yaratıyor. Animasyon kalitesi olarak film, herhangi bir Disney-Pixar filminden bir farkı olmasa da uzun zamandır rastlamadığımız derecede komplike bir senaryo ile karşılaşıyoruz. Çünkü sınırların pek olmadığı bu dünyada yaratıcılık ve düşünce gücü de had safhaya ulaşıyor. Örneğin filmdeki renk kullanımı, karakterin hislerine göre değişim gösteriyor ya da öfke hakim olduğunda görüntü flulaşıyor. Yapımı beş yılı bulan filmin neden bu kadar uzun sürede hazırlandığının cevabını da bir bakıma almış oluyoruz.

Ters Yüz’de Riley, henüz ergenlik öncesi bir dönemde. Anne ve baba ile kurulan bağın henüz güçlü olduğu, çocuğun kendisini onlardan ayrı göremediği bir dönem anlatılıyor. Ailenin Minnesota’dan San Francisco’ya taşınması, bu bağın ilk büyük darbeyi alması ile sonuçlanıyor. Eric Berne’nin ortaya attığı transaksiyonel analiz kavramı açısından bakarsak; çocuk ego’dan yetişkin ego’ya geçişin sancıları, “içinde var olunan gerçekliğin kabullenilmesi” gerçeği bir gerilim yaratıyor. Önceden bahsettiğim neşe ile üzüntü duyguları arasındaki mücadele de bu gerilimin aşılmasında belirleyici oluyor. Neşe ile üzüntünün apayrı duygular mı olduğu; yoksa tamamen iç içe mi yer aldıkları ve birbirlerinden mi beslendikleri soruları merkeze oturuyor. Kısacası beynin içerisinde yaratılan dünya, çok daha mest edici bir hale geliyor. Fakat filmin zayıf noktasını ele alacaksak, o da bu geçiş sürecinin oldukça klişe boyutlarda ele alınması. Yeni bir şehre taşınan Riley; tam da beklediğimiz gibi yeni arkadaşlıklar kurmakta zorlanıyor, evden kaçmayı düşünüyor vb. Art arda gelen felaketler silsilesi, bir noktadan sonra yorucu bir hal alıyor. Bu açıdan bakıldığında sanki –filmde de göz kırpıldığı şekliyle- ergenlik dönemi ele alınsa, daha ilginç sonuçlar elde edilebilirmiş gibi görünüyor. En azından karakterin kendi içerisinde daha tutarsız -iyi anlamda- ve daha üç boyutlu olarak yaratılması sağlanabilirdi. Bu şekliyle filmde dış dünyaya yansıyan duygusal ilişkiler ağına karşın beynin içindeki duygusal ilişkiler daha etkileyici bir hal alıyor. Aksiyon ve komedi de hiç hız kesmiyor. Her ne kadar kalıplaşmış toplumsal cinsiyet rollerini eleştirmek gibi bir derdi olmasa da anne-baba karakterinin kafalarının içine girildiği sahneler, tam bir kahkaha tufanına yol açıyor. Bu noktada filmin Türkçe dublajının başarısına da dikkat çekmek lazım. Başta Üzüntü’yü seslendiren Gupse Özay olmak üzere tüm ekip, bu zorlu görevi başarıyla yerine getirmiş ve filmin ruhunu aktarmayı bilmişler.

Başarılı bir büyüme hikayesi olmasının yanı sıra parlak bir fikri başarıyla beyazperdeye yansıtan Ters Yüz’ün, büyük oynayan ve hedeflerine ulaşan bir animasyon olduğunu söyleyebilirim. Büyük ihtimal gelecek yıl Oscar yarışında adını sık sık duyacağız. Yine de kendi adıma filmi, Up ve Toy Story gibi Pixar animasyonlarının bir adım gerisine koymayı yeğlerim çünkü Ters Yüz, bu örneklere göre sırtını biraz kolaycılığa dayamış.

*Not: Filmden önce Lav isimli yedi dakikalık bir kısa animasyon gösteriliyor. Filmden çok uzun bir klibe benzediğini ve fazla bir şey vadetmediğini belirteyim.

Büyüme öyküleri (coming of age), sinemanın her zaman ilgi çekici konularından biri olmuştur. Özellikle çocuklara da hitap eden yapılarıyla animasyon filmler, bu alt türe yıllar içerisinde katkı sağlamayı başarmıştır. Başrollerinde yer alan çocuk ya da genç karakterler aracılığıyla The Lion King, Grave of The Fireflies, Spirited Away, Persepolis gibi farklı ülkelerde ve kültürlerde üretilen filmlerin, konuyu ele almakta ne denli başarılı olduklarına şüphe yok. Bu hafta vizyona girecek olan Disney-Pixar ortaklığının son filmi Ters Yüz – Inside Out da yukarıda belirttiğim başyapıtların arasında anılmak adına iddialı bir aday olarak karşımıza çıkıyor. 2001’de yönettiği Monsters Inc. ile dikkatleri çeken, 2009’da ise Up ile Oscar heykelini kucaklayan Pete Docter, filmin yönetmenliğini Ronaldo del Carmen ile paylaşıyor. Up, Ratatouille ve Brave gibi animasyonların storyboardlarını hazırlayan del Carmen’in bu ilk yönetmenlik deneyimi, filmdeki sınırsız hayal dünyasının nasıl yaratıldığı konusunda izleyicilere bir fikir verebilir. Çünkü aynı anda birbirine bağlı iki anlatıyı ele alan film, fikir ve görsellik açısından oldukça doğru tercihlerle ilerliyor. Film; Riley isimli bir kızın doğumuyla başlıyor. Bizler de Riley’nin beyninin içine girerek Neşe, Üzüntü, Tiksinti, Korku ve Öfke isimli karakterlerle tanışıyoruz. Riley’i çocukluğu boyunca yönlendiren; bir bakıma onun dünyayla olan ilişkisini yöneten beşlimiz, küçük kızın mutlu bir çocukluk geçirmesini sağlıyorlar. Fakat Riley, ailesiyle birlikte Minnesota’dan San Francisco’ya taşınınca karakterlerimizi zor günler bekliyor; zira bu yeni yaşam pek genç kızın hayal ettiği gibi gelişmiyor. Onun mutluluğunu sağlamak için Neşe ile Üzüntü arasında başlayan mücadele, zamanla ikilinin ortak hareket etmesi zorunluluğunu getiriyor. Filmin birbiriyle bağlı iki farklı anlatısı, Riley’nin kafasının içinde olanlar ile onun çevresinde olanlar şeklinde oluşturuluyor. Genç kızın çevresine yönelik verdiği olumlu-olumsuz tepkileri yöneten beşli, birbirinden tamamen alakasız tiplemelerden oluşsa da Neşe, bir katalizör görevi görüyor ve her olumsuzluğu, olumlu bir bakış açısıyla aşmaya çalışıyor. Film bu esnada beynin ve hafızanın çalışma prensipleri konusunda da yaratıcı fikirler üretiyor. Örneğin “Akıl Adaları” denilen bölgelerde aile ve arkadaşlık ilişkileri düzenlenirken Riley’i çok etkileyen anlar da çekirdek anı olarak kaydediliyor. Yani bir bakıma çekirdek anıların artırılması ve adaların korunmasına yönelik bir çalışma söz konusu oluyor. Beynin içinde yaratılan dünyanın içine girdikçe ortaya atılan fikirler, oldukça ilginç biçimlerde uygulamaya konuyor. Örneğin; rüya yapım merkezi, Hollywood’u ve televizyon sistemini ti’ye alan bir yapıya sahipken hayali arkadaş Bing Bong ve Bulut Ülkesi, düşünce treni, silinen anılar çöplüğü gibi kavramlar da birbirine hem bağlı hem de bağımsız yeni dünyalar yaratıyor. Animasyon kalitesi olarak film, herhangi bir Disney-Pixar filminden bir farkı olmasa da uzun zamandır rastlamadığımız derecede komplike bir senaryo ile karşılaşıyoruz. Çünkü sınırların pek olmadığı bu dünyada yaratıcılık ve düşünce gücü de had safhaya ulaşıyor. Örneğin filmdeki renk kullanımı, karakterin hislerine göre değişim gösteriyor ya da öfke hakim olduğunda görüntü flulaşıyor. Yapımı beş yılı bulan filmin neden bu kadar uzun sürede hazırlandığının cevabını da bir bakıma almış oluyoruz. Ters Yüz'de Riley, henüz ergenlik öncesi bir dönemde. Anne ve baba ile kurulan bağın henüz güçlü olduğu, çocuğun kendisini onlardan ayrı göremediği bir dönem anlatılıyor. Ailenin Minnesota’dan San Francisco’ya taşınması, bu bağın ilk büyük darbeyi alması ile sonuçlanıyor. Eric Berne’nin ortaya attığı transaksiyonel analiz kavramı açısından bakarsak; çocuk ego’dan yetişkin ego’ya geçişin sancıları,…

Yazar Puanı

Puan - 78%

78%

Başarılı bir büyüme hikayesi olmasının yanı sıra parlak bir fikri başarıyla beyazperdeye yansıtan Ters Yüz’ün, büyük oynayan ve hedeflerine ulaşan bir animasyon olduğunu söyleyebilirim.

Kullanıcı Puanları: 3.58 ( 9 votes)
78
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi