Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 7468 [1] => 2692 [2] => 9698 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Politik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/politik/ ) )
Terra em Transe
1967 - Glauber Rocha
111
Brezilya
Senaryo Glauber Rocha
Oyuncular Jardel Filho, Paulo Autran, José Lewgoy
Gizem Çalışır
Bertolt Brecht’in yabancılaştırma efektinden büyük izler taşıyan Terra Em Transe, hem Glauber Rocha’nın hem de Cinema Novo’nun başyapıtlarından biri olarak, şiddetle ve büyük bir açlıkla önerilir!

Terra em Transe

‘Hunger for the absolute!’ (Mutlak için açlık!)

-Filmden-

 

Brezilya Sineması’nın tartışmasız en iyi yönetmenlerinden biri olan Glauber Rocha, 1960’lı yıllarda çektiği filmleriyle Dünya Sinema Tarihi’ne önemli bir sinema akımını bahşeden öncülerden biri oldu : Cinema Novo (Yeni Sinema).  Üslup olarak ‘Açlığın ya da Şiddetin Estetiği’ olarak tanımlanan Cinema Novo akımının Üçüncü Sinema’nın doğuşunu tetikleyen akım olduğunu belirtmemiz gerekir. Fakat genel bir yanılgının aksine Cinema Novo, Üçüncü Sinema’nın içerisinde yer almamaktadır. İdeolojik olarak Marksizm’den beslenen ve hem militan hem de politik tavırlı bir sinema olan Üçüncü Sinema’nın manifestosunu kaleme alan Fernando Solonas ve Octavio Getino Üçüncü Sinema’yı, proletaryanın ve ezilen ulusların sineması, tüm dünyayı kapsayıcı bir sinema hareketi olarak belirtmişlerdir. Tam olarak bu noktada, Üçüncü Sinema kavramının siyaset bilimindeki Üçüncü Dünya  ülkeleri kavramından farklı olduğunu dile getirerek, kendi kavramsallaştırmalarının açıklamasını ‘Üçüncü Sinemaya Doğru’ manifestolarında şu şekilde yaparlar: “ ‘Birinci Sinema’ Hollywood merkezli, ticari sinemadır. Birinci sinema bütün dünyadaki gösteri dünyasını kapsar, Üçüncü Dünya Ülkeleri dahil her tarafta ortaya çıkabilir. Birinci sinemada önemli olan ürün değeri ve elde ettiği ticari başarıdır. Seyirci memnuniyeti ve ticari başarı en önemli veri kaynağıdır.  ‘İkinci sinema’, Avrupa merkezli auteur sinemasıdır. Yabancılaştırmaya dayalı ikinci sinema da aynı şekilde Kuzey Amerika’da, Üçüncü Dünya ülkelerinde ve her yerde görülebilir. Latin Amerika’daki Cinema Novo hareketi gibi, temsilcileri de vardır. Bu sinema yönetmene bağlı bir sinemadır”(1) Buradan da anlaşılacağı üzere Cinema Novo, Fransız Yeni Dalgası ya da İtalyan Yeni Gerçekçiliği gibi ‘İkinci Sinema’nın içerisinde yer almaktadır. Üçüncü Sinema ise 1959 Küba Devrimi’nden etkilenerek, devrimci praksisin özüne uygun bir biçimde kuram ile uygulamayı birleştirmeye çalışmıştır. Halkın yapacağı devrimde en etkin araçlardan biri olacak olan sinema önemli bir silahtır. Bu yüzden de sinema -herkesin anlayabilmesi adına- söylemek istediği şeyi doğrudan söylemeli, metaforlardan, göndermelerden uzak durmalıdır.

Cinema Novo’yu, Üçüncü Sinema’nın dışında bırakan etkenlerden biri de işte bu doğrudan söylememe ve sıklıkla kullanılan göndermelerdir. Agresif bir anlatım diline sahip olan Cinema Novo, Brezilya Sineması’na has bir akım olarak gelişerek, Brezilya yakın tarihinin en büyük sorunları olan sosyal eşitsizlik, açlık, yoksulluk ve şiddet gibi konuları işler. Hatta sadece işlemekle kalmaz, açlığın ve şiddetin sinema yoluyla estetize edilmesinin devrimci bir uyanışa önderlik edeceğini savunur. Glauber Rocha bu durumu ‘Açlığın Estetiği’ adlı manifestosunda şu şekilde açıklar: “ Cinema Novo’dan öğrenilmesi gereken şudur, şiddetin estetiği ilkel olmaktan önce devrimcidir. Tam da burası başlangıç anıdır; sömürgecinin sömürgeleştirilenin farkına vardığı zaman. Yalnızca bu şiddetle yüz yüze geldiği zaman sömürgeci içine düştüğü korku ve dehşetle sömürdüğü kültürün direnme gücünü ve dayanıklılığını anlamaktadır. Sömürgeleştirilen silahlarına sarılmadıkça, o zaman köle olarak kalmaya devam eder; Fransızların Cezayirlilerin farkına varması için ilk polis ölmek zorundaydı.” (2)

Glauber Rocha’nın filmografisindeki en kişisel film olan Terra Em Transe ( Kendinden Geçmiş Ülke), aynı zamanda Cinema Novo akımının en belirgin bir şekilde gözlemlenebileceği filmdir. Terra Em Transe hayali bir ülkede (Eldorado) geçen, ama özünde 1964 yılı Brezilya politik tarihini hicveden yapısı ve agresif anlatım diliyle, hem Cannes Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünü hem de Locarno Film Festivali’nde Altın Leopar’ı kucaklamış vurucu bir filmdir. Glauber Rocha, Terra Em Transe filminde, 1964 yılında Brezilya’daki sol hükümeti askeri bir darbe ile devirerek devletin başına geçen Joao Goulart’ın, arkasına Amerikan desteğini de alarak, ülkeyi diktatörlükle yönetmesinin hiçbir direnişle karşılaşmadan nasıl yerleştiğini sorgular. Filmde adı geçen ülke olan Eldorado Brezilya’nın ta kendisidir ve karakterlerin isimlerinin çoğu da tarihteki siyasi kişilere göndermeler içermektedir. Eldorado’nun Alecrim şehrinin valisi olan Felipe Vieria, sağcı Porfirio Diaz liderliğinde gerçekleştirilen darbeyi reddeder. Filmin ana karakteri ve anlatısı olan Paolo Martins, Vieira ile yaşadığı öfkeli bir tartışmanın ardından Vieira’nın sekreteri olan Sara ile birlikte valilik sarayından kaçarken, polisin açtığı ateş sonucu ölümcül bir biçimde yaralanır. Paolo’nun zamanı tükenmeye başlarken o, hayatında kişisel ve siyasi yenilgiye yol açan olayları birer birer hatırlamaya başlar. Önce filmin sonuna dair bir giriş yapan Glauber Rocha, filmin esas hikayesini, bu sürece nasıl gelindiğini geriye dönüş (flashback) yoluyla vermeyi tercih etmiştir.

Anarşist bir gazeteci ve şair olan Paolo, dört yıl önce Diaz’ın şairliğini yaparken politik şiirin varlığını keşfederek Diaz’ın görüşlerinden uzaklaşmaya başlar. Komünist militan Sara ile birlikte, liberal popülist politikacı Vieira’nın valilik kampanyasında çalışmak için Alecrim’e gider. Kampanyayı kazanırlar, Vieira vali seçilir; ama Vieira’nın toprak sahiplerine karşı olan bağlılığı kampanya esnasında köylülere verdiği sözleri ve vaatleri gerçekleştirmesine engel olur. Vieira bunun karşılığında, haklarını aramak isteyen köylülerin üzerlerine polisi salmaktan da çekinmez. Bu süreç sonunda büyük bir hayal kırıklığına uğramış olan Paolo, kendini varoluşsal bir bulantı içinde alem hayatının içine bırakır.

Bir yanda politik idealleri diğer bir yanda uzun süredir birlikte çalıştığı yakın çevresi arasında kalan ve bocalayan Paolo’ya Sara önemli bir teklifte bulunur. Sara, Eldorado’nun en büyük medya kuruluşunda çalışan Paolo’dan, EXPLINT’in ( bu noktada EXPLINT Amerikan emperyalizmi olarak da okunabilir.) gücünü arkasına alan Diaz’ı yok etmek amacıyla bir televizyon programı düzenlemesini ister. Böylece bu program sayesinde Diaz’ın ülkeyi nasıl sömürge bir devlet haline getirdiği kanıtlanmış olacaktır. Paolo bu programı yapar ve Diaz’ın ihanetini de kamuoyu ile paylaşmış olur. Daha sonra Vieira’nın cumhurbaşkanlığı adaylığı konvoyuna katılan Paolo, popüler samba danslarıyla kutlama yapılan bir atmosferde Vieira’nın kampanyasına destek olur ve böylece baskıcı şiddet gölgelenir. Diaz’ın yer aldığı sağ ise, seçim yenilgisinden korktuğu için darbe hazırlıkları yapmaya başlar. Bu noktada bizi filmin başladığı yere geri getirir Glauber Rocha. Paolo’yu Vieira’ya silahlanma teklifi yaparken görürüz, Vieira ise bu teklifi reddeder. Darbeye karşı direnişe karşı olan Vieira’yı göstererek Sara’ya sorar Paolo:  “Gördün mü Sara? … Bizim liderimiz! …Bizim büyük liderimiz!” Daha sonra çapraz kurguda Paolo’nun ölüm anlarını ve Diaz’ın taç giyme törenini görürüz. Arkasından gelen son uzun planda ise Paolo elindeki tüfeği göğe doğru yükseltmişken gösterilir.

Film boyunca, gençliğinin tanrısı Porfirio Diaz ve lider olarak gördüğü demagog Vieira arasında gidip gelen Paolo’nun hikayesi Cervantes’in Don Kişot hikayesi ile büyük benzerlikler taşımaktadır: Sistematik hayal kırıklığı ve yıkılış. Rocha’nın yeni Don Kişot hikayesinin orijinalinden en büyük farkı ise taşıdığı politik anlamdır. Paolo artık tüm burjuva siyasi liderlerinden soğumuştur; ne Diaz gibi sağcı bir lider ne de Vieira gibi bir liberal (siyasi anlamda sol) insanlığın kurtuluşu olamaz. Yaşadığı hayal kırıklığı gazeteci arkadaşı Alvaro ve Alto ile Sara gibi komünist militanlar tarafından iki katına çıkartılır. Paolo, lidersizliğe inanan insanların ne demek istediğini esas bu noktada anlamaya başlar.

Brezilya siyasi ve kültürel tarihinden önemli izler taşıyan Terra Em Transe’de, döneminin politik gerçekliğini alegorik bir anlatımla vermeyi seçmiş olan Glauber Rocha, filmin ana diyalektiğini de sanat ve sosyal gerçeklik üzerinden kurar. Kanlı kosmos ve saf ruh, şiddet ve şefkat, siyaset ve şiir; hepsi Terra Em Transe’nin ana diyalektiğini oluşturur. Terra Em Transe’de sosyal şiddet, şefkat ile iç içe geçmiştir. Yönetmen Glauber Rocha bu durumu, Brezilyalı ünlü besteci Villa-Lobos’un hassas harmonilerinin üstüne makineli tüfek seslerini yerleştirerek verir. Ve bu tercih kesinlikle çok zekicedir. Cinema Novo’nun şiddet manifestosu Terra Em Transe’nin hem ruhuna hem de görsellerine işlemiştir. Hareketli kamera kullanımı, sert bir biçimde ve ilgisiz yerlerden yapılan kesmeler, sinemanın 180 derece kuralını bozan kamera açıları, gözümüzün içine içine bakarak konuşan karakterler, hemen hemen her sahnenin arka planında duyduğumuz silah sesleri, siyasi metaforlar, Yeni Dalga ve İtalyan Yeni Gerçekçilik akımlarına yapılan göndermeler… Bertolt Brecht’in yabancılaştırma efektinden büyük izler taşıyan Terra Em Transe, hem Glauber Rocha’nın hem de Cinema Novo’nun başyapıtlarından biri olarak, sıra dışı bir deneyim yaşamak isteyenlere ısrarla, şiddetle ve büyük bir açlıkla önerilir!

(1) Bu alıntı,  Doç. Dr. Battal Odabaş’ın İstanbul Üniversitesi – Radyo-TV Sinema Bölümü – Sinema Tarihi Ders Notlarından alınmıştır.

(2) Rocha Glauber, An Esthetic of Hunger, New Latin American Cinema içinde, editör; Michael T. Martin, s. 60. (çeviri: Zahit Atam).



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol