Beyazperde efsanelerini yeniden ele almak çoğu zaman hayal kırıklığı yaratır. Çünkü filmin ilk halini seven hayranları, filmi değerli kılan detayları yeniden çevrimlerde arayıp da bulamayınca genellikle tatmin olamazlar. Bu konuda da her seferinde haklı çıkmaları tesadüf değil elbette. Terminator, bu konuda istisnai bir yere sahip diyebiliriz artık. 2009’da vizyona giren ve seriye büyük haksızlık eden Terminator Salvation ile oldukça büyük bir başarısızlık yaşanmıştı. Başrollerinde Christian Bale ve Sam Worthington ikilisinin yer aldığı Terminator Salvation, yeni bir hikaye yaratmaya çalışırken Kyle Reese’i bir kenara atmış ve ortaya bağlamından kopuk bir hikaye koymuştu. Ne eskiye göndermeler yapıyordu -CGI Arnold’u saymazsak- ne de yeni bir seriye başlangıç olabilecek niteliklere sahipti. Fakat, Terminator Genisys yeni bir seri için oldukça başarılı bir giriş olmuş. Buram buram nostalji kokan sahneleri bir yana, yenilikleriyle de tatmin edici bir atmosfere sahip. Kesinlikle yaşlı ama antika değil!

Terminator Genisys ile yeniden 12 Mayıs 1984’e dönüyoruz. Ama bu defa işlerin bildiğimizden farklı olduğunu anlamamız uzun sürmüyor. Skynet’in 2029 yılında uğradığı bozgun sonrasında; geçmişe T800 model bir yok edici göndermesinin ardından, John Connor (Jason Clarke) da annesi Sarah Connor’u (Emilia Clarke) kurtarması için Kyle Reese’i (Jai Courney) 1984’e gönderir. Buraya kadar orijinal Terminator hikayesinden farklı bir noktaya parmak basmayan Terminator Genisys, sürpriz bir karakterle bütün rotasını değiştiriyor.

Salvation’un safi aksiyon kaygılı ve serinin mantığından uzak anlatımı bir yana, Genisys serinin gerçek hayranlarına da bir tutam nostalji vermekten geri kalmıyor. 1984 model T800’ün pırıl pırıl haline karşılık olarak, yıllanmış ve yaşlanmış T800’ün kavgası, Genisys’in nasıl bir film olduğu konusunda genel bir fikir veriyor. Terminator’ün 1984’te izleyici karşısına çıkan ilk filmiyle önümüze koyduğu fikir zamanının çok ötesindeydi. Fakat, aradan geçen otuzu aşkın yılın ardından artık etkileyici bir tarafı kalmadı elbette. Yönetmen Alan Taylor da bu durumun farkında olacak ki, filminin ana fikrini bu alt metin üstüne kurgulamamış. Günümüze daha yakın bir anlatımla, ara sıra karşılaştırma yapma niyetiyle hareket etmiş. Ayrıca, günümüzün klişeleşmiş fikirlerini de kendi içinde güzelce temellerini atmış. Bununla birlikte, bilimkurgunun altın çağının klasiklerinden olan bu serinin üç filmini, çeşitli yönleriyle bir araya getirmiş. Bazı yerlerde bu anlatımın biraz zorlamayla ilerlediğini görmek mümkün ancak, filmin genelinde bir standart tutturulduğunu söyleyebiliriz. Nostaljinin güçlü etkisini adeta bir silah gibi kullanan Taylor, gerçek Terminator hayranlarını ön yargılara kurban etmeden filmin içine çekmeyi amaçlamış diye tahmin etmek yanlış olmaz.

Genisys’in başta göze çarpmayan yenilikçi tavrının, nostaljik unsurlarıyla uyumu takdire şayan. Ama diğer yandan, zaman ve mekan açısından bir çok değişkene sahip olmasından ötürü, Terminator’ün fazlasıyla dikkatli olması gereken anlar olabiliyor. Zaman yolculuklarının olduğu hikayelerde geleceğin değişeceği endişesi hakimken, Genisys ile geçmişin de değişiminden söz ediyoruz. Fragmanda da gördüğümüz üzere Sarah Connor artık bildiğimiz o savunmasız garson değil. Bu zamansal düzlemde yer yer sıkıntılar olması gayet normal. Ancak, Terminator bu zaman denklemini sunarken hiçbir zaman büyük vaatlerde bulunmadı. Küçük aksilikleri göz ardı ettiğimizde de, olay örgüsünde büyük boşluklar bulunmadığını söylemek doğru olur.

Terminator Genisys’in oyuncu kadrosu ilk duyurulduğundan beri herkesin aklında bir soru vardı: Emilia Clarke, nasıl bir Sarah Connor olacak? Bu soru bir süre daha sorulmaya devam edecek gibi duruyor. Çünkü Emilia Clarke’ın oyunculuğu, izleyenleri kolay kolay tatmin edebilecek türden değil. Şu anda sahip olduğu popülaritenin belli bir tatmin yaratma konusunda avantajı olacaktır elbette ama, Terminator izleyicisinin gözünde geçer not alabileceğine emin değilim. Bu konuda Sarah Connor’ın da kişilik olarak doğru tasarlanmadığını eklemek gerek. Bütün suç Emilia Clarke’da olmamakla birlikte; vasat karakter tasarımı ile vasat oyunculuk bir araya gelince vasatın altında bir performans izlemek zorunda kalıyoruz. Jai Courtney’in de önceki performanslarına bakarak, ne uzadığını ne de kısaldığını söylemek en doğrusu olur. Emilia Clarke ve Courtney’in aksine, Jason Clarke tatmin edici bir John Connor performansı ortaya koyuyor. Kendisinin distopik evrenlere karşı oldukça şaşırtıcı bir yatkınlığı var. Tabii ki, eğer söz konusu Terminator ise Arnold Schwarzenegger’den bahsetmemek olmaz. Filme bütün ağırlığını ve karizmasını katan Schwarzenegger, bununla birlikte önemli bir rol de üstleniyor. Onu beyazperdede gördüğümüzde beklenti içine girmemiz şaşırtıcı bir durum değil.

Terminator: Genisys, yeni bir üçleme başlatma konusunda başarılı bir işe imza atmış. Karakterler üstünde yapılan değişiklikler birçok kişiyi rahatsız edecek olsa da, bu değişikliklerin film içinde bir merkeze oturduğunu söyleyebiliriz. Yenilikler konusunda fazlasıyla cesur davranan yönetmen Alan Taylor, bunun karşılığını alacak gibi duruyor. Jenerik aktıktan sonra yer alan sahneyle devam filmi için küçük bir tahminde bulunmak mümkün ancak, artık işler hiç de bildiğimiz gibi değil.

Beyazperde efsanelerini yeniden ele almak çoğu zaman hayal kırıklığı yaratır. Çünkü filmin ilk halini seven hayranları, filmi değerli kılan detayları yeniden çevrimlerde arayıp da bulamayınca genellikle tatmin olamazlar. Bu konuda da her seferinde haklı çıkmaları tesadüf değil elbette. Terminator, bu konuda istisnai bir yere sahip diyebiliriz artık. 2009’da vizyona giren ve seriye büyük haksızlık eden Terminator Salvation ile oldukça büyük bir başarısızlık yaşanmıştı. Başrollerinde Christian Bale ve Sam Worthington ikilisinin yer aldığı Terminator Salvation, yeni bir hikaye yaratmaya çalışırken Kyle Reese’i bir kenara atmış ve ortaya bağlamından kopuk bir hikaye koymuştu. Ne eskiye göndermeler yapıyordu -CGI Arnold'u saymazsak- ne de yeni bir seriye başlangıç olabilecek niteliklere sahipti. Fakat, Terminator Genisys yeni bir seri için oldukça başarılı bir giriş olmuş. Buram buram nostalji kokan sahneleri bir yana, yenilikleriyle de tatmin edici bir atmosfere sahip. Kesinlikle yaşlı ama antika değil! Terminator Genisys ile yeniden 12 Mayıs 1984’e dönüyoruz. Ama bu defa işlerin bildiğimizden farklı olduğunu anlamamız uzun sürmüyor. Skynet’in 2029 yılında uğradığı bozgun sonrasında; geçmişe T800 model bir yok edici göndermesinin ardından, John Connor (Jason Clarke) da annesi Sarah Connor’u (Emilia Clarke) kurtarması için Kyle Reese’i (Jai Courney) 1984’e gönderir. Buraya kadar orijinal Terminator hikayesinden farklı bir noktaya parmak basmayan Terminator Genisys, sürpriz bir karakterle bütün rotasını değiştiriyor. Salvation’un safi aksiyon kaygılı ve serinin mantığından uzak anlatımı bir yana, Genisys serinin gerçek hayranlarına da bir tutam nostalji vermekten geri kalmıyor. 1984 model T800’ün pırıl pırıl haline karşılık olarak, yıllanmış ve yaşlanmış T800’ün kavgası, Genisys’in nasıl bir film olduğu konusunda genel bir fikir veriyor. Terminator’ün 1984’te izleyici karşısına çıkan ilk filmiyle önümüze koyduğu fikir zamanının çok ötesindeydi. Fakat, aradan geçen otuzu aşkın yılın ardından artık etkileyici bir tarafı kalmadı elbette. Yönetmen Alan Taylor da bu durumun farkında olacak ki, filminin ana fikrini bu alt metin üstüne kurgulamamış. Günümüze daha yakın bir anlatımla, ara sıra karşılaştırma yapma niyetiyle hareket etmiş. Ayrıca, günümüzün klişeleşmiş fikirlerini de kendi içinde güzelce temellerini atmış. Bununla birlikte, bilimkurgunun altın çağının klasiklerinden olan bu serinin üç filmini, çeşitli yönleriyle bir araya getirmiş. Bazı yerlerde bu anlatımın biraz zorlamayla ilerlediğini görmek mümkün ancak, filmin genelinde bir standart tutturulduğunu söyleyebiliriz. Nostaljinin güçlü etkisini adeta bir silah gibi kullanan Taylor, gerçek Terminator hayranlarını ön yargılara kurban etmeden filmin içine çekmeyi amaçlamış diye tahmin etmek yanlış olmaz. Genisys’in başta göze çarpmayan yenilikçi tavrının, nostaljik unsurlarıyla uyumu takdire şayan. Ama diğer yandan, zaman ve mekan açısından bir çok değişkene sahip olmasından ötürü, Terminator’ün fazlasıyla dikkatli olması gereken anlar olabiliyor. Zaman yolculuklarının olduğu hikayelerde geleceğin değişeceği endişesi hakimken, Genisys ile geçmişin de değişiminden söz ediyoruz. Fragmanda da gördüğümüz üzere Sarah Connor artık bildiğimiz o savunmasız garson değil. Bu zamansal düzlemde yer yer sıkıntılar olması gayet normal. Ancak, Terminator bu zaman denklemini sunarken hiçbir zaman büyük vaatlerde bulunmadı. Küçük aksilikleri göz ardı ettiğimizde de, olay örgüsünde büyük boşluklar bulunmadığını söylemek doğru olur. Terminator Genisys’in oyuncu kadrosu ilk duyurulduğundan beri herkesin aklında bir soru vardı: Emilia Clarke, nasıl bir Sarah Connor olacak? Bu soru bir süre daha sorulmaya devam edecek gibi duruyor. Çünkü Emilia Clarke’ın oyunculuğu, izleyenleri kolay kolay tatmin edebilecek türden…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

70

Yenilikler konusunda fazlasıyla cesur davranan yönetmen Alan Taylor, bunun karşılığını alacak gibi duruyor.

Kullanıcı Puanları: 4.32 ( 3 votes)
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi