Fırtınanın gelmeden önce yaratmış olduğu sağır eden derin sessizliği ile başlayan Yeşim Ustaoğlu’nun son filmi Tereddüt, iki kadının çığlıklarında yıkanıyor ve boğuluyor. Ustaoğlu tarafından senaryosu yazılmış ve yönetmenliği yapılmış olan film, farklı geçmişlerin gölgesinde ama aynı kabusun içerisinde yaşayan iki kadının hikayesini anlatıyor. Funda Eryiğit tarafından canlandırılan Şehnaz karakteri modern algıların içerisinde kendine etiketler bütünü bulabilecek olan bir kadındır. Şehirli bir kadındır ve özgürlüğü ile maddi-manevi bir alan içerisinde kendi söylem alanını oluşturmuştur. İstanbul’da modern toplumun yansıması olan modern dairesinin içinde partneri ile bir hayat geçirirken işi gereği şehir dışındaki bir hastaneye giderek mesleğini yerine getirir. Psikiyatrist olan Şehnaz yuva dediği aitlik alanına uzak kaldığı zamanlarda partneri Cem (Mehmet Kurtuluş) ile Skype üzerinden seks yapar ve bedeni üzerindeki hazsal özgürlüğü yaşar. Bu modern hayatın içerisinde yaşayan kadın temsilinin yanında beyazperdede izleyici başka bir temsil alanına daha dahil edilir. Bu alanın sınırları ise geleneksellik ve öğretilerin katılığı ile çizilmiştir. Bu alanda yer alan kadın ise Ecem Uzun tarafından muazzam bir performan ile dile ve bedene getirilen Elmas’tır. Elmas henüz 15 veya 16 yaşında bir gençtir ancak aynı zamanda da köleleştirilmiş bir kadının suretidir. Elmas ailesi tarafından kendinden oldukça yaşlı bir adam (Serkan Keskin) ile evlendirilmiş ve bir eve hapsedilmiş bir kadındır. Bu hapis içerisinde hem kocasının seks kölesi iken hem evin hizmetçisi ve mahkumu aynı zamanda da kocasının annesine (Sema Poyraz) bakan bir bakıcıdır. Evin içerisinde sadece nefes alabildiği ve bu nefesi de sigara dumanı ile takas ettiği yer olan balkon ise Elmas için kurtarılmış bölge olan tek yerdir. Bu bölgenin fırtına ile kesiştiği gün ise hikayenin iki kadını için kesişmenin, bir olmanın ve parçalanmanın vakti gelir.

Görüntü yönetmeni Michael Hammon tarafından izleyicinin ruhuna işlenen gri atmosfer ile filmin akışkanlığı, kendi manifestosunu yazmayı başarmış gibi görünüyor. Çünkü havanın griliğini yansıtan suların karanlığı, izleyici içerisinde büyük bir fırtınaya neden oluyor; fırtınadan iki kadının doğmasına olanak sağlıyor. Filmin ana ekseninde yer alan Şehnaz ve Elmas suyun içerisinde yüzen iki ruh olarak karşımıza çıkıyor. Şehnaz modern kadın algısının bir ürünü olduğu için seks, alkol, dış görünüş gibi toplumsal eril duvarını aşabilmiş özgür bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Bu özgür kadının ruhunu temsil eden su ise kayalara vuran ve kayaları hareket ettirmeyi istercesine kabaran, büyüyen dalgalar olarak karşımıza çıkıyor. Bununla beraber ataerkil düzenin ve eril hegemonyanın şiddetine maruz kalmış ve içeri hapsedilmiş kadının temsili olan Elmas’ın ruhunu yansıtan su ise asla görmediğimiz ama sesini duyduğumuz, varlığını hissettiğimiz yağmur olarak karşımıza çıkıyor; çıplak gözle görülmese de çığlıkları ile duvarları delebilen bir su. Ya da Elmas’ın hayata karşı isyan edebildiği tek alan olan nefes alma alanında kendini rahat hissettiği yer olan dingin bir deniz. Kadınların su ile girmiş olduğu bu ilişki tıpkı cinsellikleri ile girdikleri ilişki gibi onları bir noktada temsil ediyor ve yıkıyor. Suyun kutsallığı (abdest) içerisinde aynı zamanda öldürme gücünün de varlığı (fırtına) onu tam da ikircikli bir yapının merkezine alması gibi filmde de kadınların cinselliklerinin ikili yapısı hikayenin ana çatısını oluşturuyor. Bedeni ile olan ilişkisinde tatmin olmak için özneliğini kullanan ama partnerinin bencilliği ile tekrar eril bir tahakküm altına sokulmaya çabalanan Şehnaz’ın hikayesinin yanında izleyici, cinselliğin ve yatağın erkek için bir savaş alanı olduğu ve kadının bedeninin eril devlet kurumu ile satıldığı Elmas’ın hikayesini görüyor. Bu görme alanında ise hem cesur hem de bir o kadar izlemesi zor seks sahneleri ile izleyicinin gözü filmle kesişiyor. Tereddüt filminin içinde farklı geçmişlerin ve temsillerin birer yansıması olan bu iki kadının hikayesi karşılaştığı anda; Ustaoğlu tarafından farklı bedenler aynı psişe içerisinde ters yüz ediliyor  ve ortaya suyun yoğurduğu muazzam bir ruh anlatısı ortaya çıkıyor.

Tereddüt: Ataerkil Labirenti İçerisindeki İki Su Kadını

Yeşim Ustaoğlu’nun son filmi olan Tereddüt’te iki kadının bedenleri birer eylem ve savunma alanlarına dönüşüyor. Türkiye’deki ataerkil aile yapısı içerisinde ve eril hegemonya dayatması altında yaşamaya çabalayan Şehnaz ve Elmas’ın hikayesi içerisinde kadınların bedenleri birer narsist öz ifşa alanına dönüşüyor. Şehnaz’ın partneri her gece izlediği pornolardaki sonu gelmeyen güçlü ‘erkekliği’ Şehnaz’ın bedenini kullanarak gerçekleştirmek ve kendi özgüven mastürbasyonunu gerçekleştirirken erken boşalıyor ve bu başarısızlık ile kadının bedenini metalaştırdığı alanda kendini ululaştırmaya çabalıyor. Bir diğer yolda ise küçük yaşta kendinden oldukça büyük biri ile aile zoruyla evlendirilen Elmas ve onun köleleştirilen bedeni izleyici karşısına çıkıyor. Evin içerisinde ve özellikle yatak odasında bir köleye dönüştürülmüş olan Elmas, her gece kocası tarafından tecavüze uğruyor. Eril devletin evlilik adı altında bu tecavüzü meşrulaştırmaya çabalaması ile beraber Elmas’ın kocası kendi erkekliğini yine kadın bedeni üzerinden var etmeye çabalıyor. Elmas’ın hamile kalamaması ile de kocanın annesi toplumun erkek hegemonyasını sözsel olarak Elmas’a dayatıyor.

Filmin başında Şehnaz dalgaların büyüsüne kendini kaptırıyor. Onların güçleri karşısında sadece hislerini dile getiriyor ve bu hisler içerisinde film kayaların dalgalar tarafından dövülmesi gibi güçlü bir şekilde başlıyor. Bu güç film ilerledikçe suyun temsili olan kadınlar üzerinde tekrar yaratılıyor; izleyicinin nefessiz kaldığı sahneler ile beraber asla bir karşılaştırmanın olmadığı saf bir kan dondurucu hikaye doğuyor. Psikiyatrist olan Şehnaz’ın hastanede üç tane ‘hastası’ oluyor. Bunlarda ilki cinsiyetini değiştirmek isteyen genç bir kız oluyor. Kızın annesi ona sadece zaman kıstası koysa da eril düzenin o hikayedeki sözcüsü baba, kendisini rezil etmelerinden yakınıyor. Bununla beraber ikinci ‘hasta’ hayvanları öldüren bir erkek çocuk oluyor, bunu neden yaptığı sorulduğunda ise cevabı onun sinirini bozduklarına yönelik oluyor çünkü erkek çocuk toplumun gücü ile büyütülüyor ve en büyük gücü şiddet oluyor. Şehnaz’ın üçüncü ‘hastası’ ise Elmas oluyor. Elmas’ın hikayesi ise filmin başında onun köleliği ile başlıyor. Bu kölelik gündüzleri kocanın annesini memnun etmeye çabalama ile geçerken geceleri de tüm ‘gelmesin’ dualarının boşa çıktığı kocanın tecavüzü ile devam ediyor. 15 yaşındaki Elmas’ın yüzünü güldüren tek şey komşusu olan genç kızı şarkı söyleyip dans ederken izlemesi oluyor çünkü gençliğin yaşanmamış mutluluğunu hissediyor. Tüm bu karanlığın ve yağmurun içerisinde bir gece fırtına ile Elmas kocası ile kayınvalidesini kaybediyor. Nefes alabildiği tek yer olan balkonda son nefesini almaya yakın bir şekilde bulunan Elmas Şehnaz’ın ‘hastası’ olması için hastaneye getiriliyor ve göz altında tutulup sorgulanıyor. Bu yaşayan ölü kadının gerçek ölüm ile yolunun kesiştiği anda başka bir kesişme gerçekleşiyor ve Elmas’ın ölü bedeni Şehnaz’ın sesi ile hayata geliyor.

Şehnaz sesi ile Elmas’ın hayatına girmeye çabalarken, Elmas başka bir eril tahakküm olan dinin yasakladıkları içerisinden çıkamıyor ve bu kaybolmuşluk içerisinde kimseye güvenemediği için yokluğun içerisinde savruluyor. Ancak filmin adım adım ilerleyen temposu ile Elmas kendini Şehnaz’a açmaya başlıyor. Bu açılma ile beraber kesişen yollar kendini kesişen zihinlere dönüştürüyor. Rüyalarında kendi evini ve bu ev içerisindeki maruz kaldığı tahakkümü gören Şehnaz evden taşan sular gibi kendi çığlıklarını rüyalarında görüyor. Ancak Elmas ile artık zihinlerin paralelliğine girdiğinde rüyasında ev denilen hapishanenin kabusunu tadıyor. Bu iki farklı kadının aynı tahakküm altında ezilen bedenleri kılıfların ve etiketlerin etkisiyle birbirinden ayrılsa da filmin ikinci kısmında bir birlikteliği oluşturuyorlar ve zihin içerisinde ikililiği teklik haline getirmeye başlıyorlar. Şehnaz’ın rüyalarında izler bulma arayışına giren izleyici Elmas’ın rüyası ile koltuklarında sarsılıyor ve Ustaoğlu’nun yapmış olduğu kurnazca oyun ile bu sarsılma çok derin bir yarayı arkasında gizliyor. Elmas’ın rüyasında gördüklerini açığa çıkarmak ve Elmas’ı bunlarla yüzleştirmek için Şehnaz Psikodrama üzerinden ilerliyor ve Elmas rüyasını kişileştirdiği nesneler ile tekrar yaratıyor. Bu tekrar yaratılan rüyanın içerisinden çıkan Elmas’ın geçmişi ve içinde sessiz bir şekilde bastırılan çığlığı oyuncuların özellikle Ecem Uzun’un muazzam performansı ile bir epik haline dönüşüyor. Canlandırılan rüya ile beraber filme başka bir kadın dahil oluyor. Ataerkil toplumun söylemlerini söylemek zorunda bırakılmış olan ve bu söylemleri tahakküm altında benimsemiş olan Elmas’ın annesi sadece bir kere bedene bürünse de ruh olarak filmin her yerine ve oradan da izleyicinin gözlerine yayılıyor. Babanın hiçbir zaman olmaması ancak annenin babanın sözcükleri ile konuşuyor olması filmde erkeğin nefesinin daha da kuvvetlenmesine neden oluyor ve bu kabus ile beraber ensede hissedilen soğuk nefes ataerkil yapının genç bir kız için dönüşen karanlığını izleyiciye aktarıyor.

Yeşim Ustaoğlu yazıp yönettiği filmi Tereddüt ile beraber izleyicinin gözlerini alıp başka bir biçime sokmaya çabalıyor ve kesinlikle başarılı oluyor. Kadınların ataerkil toplumdaki bakışlarını yansıtmaya çabalayan yönetmen felsefik bir noktadan ruhun dışarıya açılan kapısı olan gözleri kullanıyor ve Şehnaz’ın iş arkadaşına (Okan Yalabık) söylediği bir cümle ile kendi manifestosunu yazıyor; bir gözün mutluluk ile bakmasının yanında onun eşinin bulutlu olması ve bu ikililik içerisinde büyük bir duygunun açığa çıkması filmin gri atmosferini ışıldatıyor. Hayatın bir klişe olmasını filmin bir penceresinde kendi adına yorumlamış yönetmen, farklı geçmişleri olan iki kadın kimlikleri içerisinde klişeleri yaratıyor ancak bunlarla büyük bir oyun düzenliyor. Bu oyun ile beraber de klişeler artık bayağı oldukları alandan çıkarak realite zemininde pasif direnişin aktörleri oluyor. Tereddüt ile beraber ataerkil düzenin içerisindeki iki farklı kadının hikayesi izleyiciye aktarılıyor ve bu engebeli yolculuğun sonunda bir gözde güneş açarken bir diğerinde deli dalgalar yerini bulutlu sakin bir yağmura bırakıyor.

Fırtınanın gelmeden önce yaratmış olduğu sağır eden derin sessizliği ile başlayan Yeşim Ustaoğlu’nun son filmi Tereddüt, iki kadının çığlıklarında yıkanıyor ve boğuluyor. Ustaoğlu tarafından senaryosu yazılmış ve yönetmenliği yapılmış olan film, farklı geçmişlerin gölgesinde ama aynı kabusun içerisinde yaşayan iki kadının hikayesini anlatıyor. Funda Eryiğit tarafından canlandırılan Şehnaz karakteri modern algıların içerisinde kendine etiketler bütünü bulabilecek olan bir kadındır. Şehirli bir kadındır ve özgürlüğü ile maddi-manevi bir alan içerisinde kendi söylem alanını oluşturmuştur. İstanbul’da modern toplumun yansıması olan modern dairesinin içinde partneri ile bir hayat geçirirken işi gereği şehir dışındaki bir hastaneye giderek mesleğini yerine getirir. Psikiyatrist olan Şehnaz yuva dediği aitlik alanına uzak kaldığı zamanlarda partneri Cem (Mehmet Kurtuluş) ile Skype üzerinden seks yapar ve bedeni üzerindeki hazsal özgürlüğü yaşar. Bu modern hayatın içerisinde yaşayan kadın temsilinin yanında beyazperdede izleyici başka bir temsil alanına daha dahil edilir. Bu alanın sınırları ise geleneksellik ve öğretilerin katılığı ile çizilmiştir. Bu alanda yer alan kadın ise Ecem Uzun tarafından muazzam bir performan ile dile ve bedene getirilen Elmas’tır. Elmas henüz 15 veya 16 yaşında bir gençtir ancak aynı zamanda da köleleştirilmiş bir kadının suretidir. Elmas ailesi tarafından kendinden oldukça yaşlı bir adam (Serkan Keskin) ile evlendirilmiş ve bir eve hapsedilmiş bir kadındır. Bu hapis içerisinde hem kocasının seks kölesi iken hem evin hizmetçisi ve mahkumu aynı zamanda da kocasının annesine (Sema Poyraz) bakan bir bakıcıdır. Evin içerisinde sadece nefes alabildiği ve bu nefesi de sigara dumanı ile takas ettiği yer olan balkon ise Elmas için kurtarılmış bölge olan tek yerdir. Bu bölgenin fırtına ile kesiştiği gün ise hikayenin iki kadını için kesişmenin, bir olmanın ve parçalanmanın vakti gelir. Görüntü yönetmeni Michael Hammon tarafından izleyicinin ruhuna işlenen gri atmosfer ile filmin akışkanlığı, kendi manifestosunu yazmayı başarmış gibi görünüyor. Çünkü havanın griliğini yansıtan suların karanlığı, izleyici içerisinde büyük bir fırtınaya neden oluyor; fırtınadan iki kadının doğmasına olanak sağlıyor. Filmin ana ekseninde yer alan Şehnaz ve Elmas suyun içerisinde yüzen iki ruh olarak karşımıza çıkıyor. Şehnaz modern kadın algısının bir ürünü olduğu için seks, alkol, dış görünüş gibi toplumsal eril duvarını aşabilmiş özgür bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Bu özgür kadının ruhunu temsil eden su ise kayalara vuran ve kayaları hareket ettirmeyi istercesine kabaran, büyüyen dalgalar olarak karşımıza çıkıyor. Bununla beraber ataerkil düzenin ve eril hegemonyanın şiddetine maruz kalmış ve içeri hapsedilmiş kadının temsili olan Elmas’ın ruhunu yansıtan su ise asla görmediğimiz ama sesini duyduğumuz, varlığını hissettiğimiz yağmur olarak karşımıza çıkıyor; çıplak gözle görülmese de çığlıkları ile duvarları delebilen bir su. Ya da Elmas’ın hayata karşı isyan edebildiği tek alan olan nefes alma alanında kendini rahat hissettiği yer olan dingin bir deniz. Kadınların su ile girmiş olduğu bu ilişki tıpkı cinsellikleri ile girdikleri ilişki gibi onları bir noktada temsil ediyor ve yıkıyor. Suyun kutsallığı (abdest) içerisinde aynı zamanda öldürme gücünün de varlığı (fırtına) onu tam da ikircikli bir yapının merkezine alması gibi filmde de kadınların cinselliklerinin ikili yapısı hikayenin ana çatısını oluşturuyor. Bedeni ile olan ilişkisinde tatmin olmak için özneliğini kullanan ama partnerinin bencilliği ile tekrar eril bir tahakküm altına sokulmaya çabalanan Şehnaz’ın hikayesinin yanında…

Yazar Puanı

Puan - 82%

82%

82

Tereddüt filminin içinde farklı geçmişlerin ve temsillerin birer yansıması olan iki kadının hikayesi karşılaştığı anda; Ustaoğlu tarafından farklı bedenler aynı psişe içerisinde ters yüz ediliyor ve ortaya suyun yoğurduğu muazzam bir ruh anlatısı ortaya çıkıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.13 ( 14 votes)
82
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi