Bir hayalle başlarmış her şey. Gerek çocukluk hayali, gerekse gençlik hayali. Hayal dünyasının sınırlarını keşfeden bir insan, çaresizliğin somut halidir. Çünkü hayal gücü sınır kabul etmez. İnsanı sınırlarının ötesine taşıyan yegane güçtür. Hayallerini sırtına alıp, onları haykırmak için yola çıkan bir insanın gücü ise asla azımsanmamalıdır. Ahmet Uluçay, hayal gücünün ona verdiği enerjiyle ve mutlulukla hayata sarılan çok değerli bir sinemacıydı. Yalnızca hayal gücü değil, sinemaya olan aşkı ve tutkusu da onu çok daha değerli bir yönetmen yapıyordu. Sıkıntılara ve imkansızlıklara, tutkusundan aldığı güçle karşı koyan bu koca yürekli adam, “haykıramadığı, söyleyemediği bir kelime yüzünden beyninde oluşan ura yenik düştü belki de.” 

Tepecik Hayal Okulu; Tepecik köyünden, bütün hikayenin başladığı yerden açılıyor. Belki de, Türkiye’nin gördüğü en tutkulu insanlardan biri olarak değil de, bu tutkusuyla çektiği filmleriyle tanıdık biz onu. Günlerce verdiği uğraşlar sonucunda inşa ettiği maketleriyle çektiği kısa filmlerinden sonra, ilk uzun metraj filmiyle karşımızda arz-ı endam etmişti. 2004 yılında Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ile, sinemanın bir kalbi nasıl hızlandırdığını göstermişti bütün sinema camiasına. Onun arzusundan ve hayallerinden öğreneceğimiz çok şey vardı. Ancak daha en büyük hayalini gerçekleştiremeden aramızdan ayrılan bu büyük sanatçı, bize de nasıl bu kadar sevileceğini öğretemedi.

Tepecik Hayal Okulu; Güliz Sağlam’ın yönetmenliğinde, eski görüntüler eşliğinde, Ahmet Uluçay için hazırlanmış bir saygı duruşu niteliğinde. Uzaktan baktığımızda, sinemayı seven ve aklındaki fikirleri gerçekleştirmek için elinden her şeyi yapan bir sinemacı görürken; bu filmiyle Güliz Sağlam aslında bundan daha fazlası olduğunu söylüyor. Filmimiz, hayalleri peşinde koşan sinemacıların yaşadıkları zorluklarla başlayıp, üstüne Ahmet Uluçay’ın yaşadığı sağlık sorunlarıyla da hayatının nasıl etkilendiğini anlatıyor. Anlatımda kullanılan görüntülerin büyük kısmı Ahmet Uluçay’ın tedavisi süresince kendisi ve çevresindeki arkadaşları tarafından çekilen görüntüler. Bunların yanı sıra elbette, Ahmet Uluçay’ın ailesiyle ve onu tanıyan Tepecik Köyü sakinleriyle yapılan röportajlar da mevcut. Özellikle Ahmet Uluçay’ın ailesiyle yapılan röportajlar çok şey anlatıyor. Bir yanda içi içine sığmayan bir sinemacının bitmek tükenmek bilmeyen muhteşem heyecanı, diğer tarafta ise dış dünyayı kendisine özel kabul etmiş bir insan görüyoruz karşımızda. Bu keskin ayrım sözcüklerde ortaya çıkıyor ve fazlasıyla düşünüdürüyor.

Yönetmenimiz Güliz Sağlam, bu filmde Ahmet Uluçay’ı yalnızca bir sinemacı olarak resmetmektense, bir aile babası, bir arkadaş ve hayatının son zamanlarını yaşayan hasta bir adam olarak anlatıyor. Bu bağlamda, doğrudan olmasa da, Uluçay’ın zihin dünyasına ve fikirlerine onun serzenişleri sayesinde erişebiliyoruz. Filmde Uluçay’ın son zamanlarına şahitlik ederken, aslında iki farklı kişilikle karşı karşıya olduğumuzu anlamamız uzun sürmüyor. Filmin büyük kısmında boy gösteren Uluçay, aslında bir yardımcı yönetmen gibi rol alıyor filmde. Bütün bunlar bir araya geldiğinde Güliz Sağlam’a fazlasıyla az bir etki alanı kalıyor. Bu etki alanını en işlevsel şekilde kullanmak istiyor, ancak bir türlü gerçekleştiremiyor.

Ahmet Uluçay’ın filmlerinin özelliklerinden ve hikayelerinden de bahsedilen Tepecik Hayal Okulu; bu anlamda Uluçay’ın sanat hayatını, hak ettiği saygıyı ve ilgiyi göstererek anlatıyor. Tabii yönetmenimiz bu anlatımı, hali hazırda var olan ve birkaç küçük kurgusal çalışmaya ihtiyaç duyan çekimlerle gerçekleştiriyor. Kurgusu açısından, daha derli toplu bir zaman çizgisi oluşturmasının anlaşılırlığı arttıracağını ve filmin temposuna olumlu yansıyacağını söylemek gerekiyor. Bazı kısımlarda bağlamdan kopulmasına sebep olan bu tercihler, filmin düşmesine yol açıyor. Özellikle, röportajlar sırasında kullanılan kamera açılarının hatalı olması dikkatleri dağıtırken, röportaj yapılan insanların cevaplarının da tatmin edici olmaktan uzak hali, hayal kırıklığı yaratıyor. Belgeselin dinamiklerinin başında gelen röportajların bu denli tahmin edilebilir ve yetersiz olması filmin en önemli kusuru olarak göze çarpıyor.

Yılın en çok beklenen yerli yapımlarından olan Tepecik Hayal Okulu, ne yazık ki ortaya çıkarmayı amaçladığı dürtüyü uyandıramıyor. Aynı zamanda, etkisini Uluçay’ın işlerini ve kendisini seven kişilerin dışında kalan kesime aktaramayacak bir film olarak karşımıza çıkıyor. Ahmet Uluçay’ın hayal dünyasından öğrenebileceğimiz çok şey olduğunu zaten biliyorduk ama, onun erken vedası dolayısıyla buna hiç fırsat bulamadık. Anısına yapılan bu filmde yer alan büyük eksikleri göz önünde bulundurduğumuzda, filmin onun tutkusunu anlatmak için yetersiz kaldığını söyleyebiliriz.

Bir hayalle başlarmış her şey. Gerek çocukluk hayali, gerekse gençlik hayali. Hayal dünyasının sınırlarını keşfeden bir insan, çaresizliğin somut halidir. Çünkü hayal gücü sınır kabul etmez. İnsanı sınırlarının ötesine taşıyan yegane güçtür. Hayallerini sırtına alıp, onları haykırmak için yola çıkan bir insanın gücü ise asla azımsanmamalıdır. Ahmet Uluçay, hayal gücünün ona verdiği enerjiyle ve mutlulukla hayata sarılan çok değerli bir sinemacıydı. Yalnızca hayal gücü değil, sinemaya olan aşkı ve tutkusu da onu çok daha değerli bir yönetmen yapıyordu. Sıkıntılara ve imkansızlıklara, tutkusundan aldığı güçle karşı koyan bu koca yürekli adam, "haykıramadığı, söyleyemediği bir kelime yüzünden beyninde oluşan ura yenik düştü belki de."  Tepecik Hayal Okulu; Tepecik köyünden, bütün hikayenin başladığı yerden açılıyor. Belki de, Türkiye'nin gördüğü en tutkulu insanlardan biri olarak değil de, bu tutkusuyla çektiği filmleriyle tanıdık biz onu. Günlerce verdiği uğraşlar sonucunda inşa ettiği maketleriyle çektiği kısa filmlerinden sonra, ilk uzun metraj filmiyle karşımızda arz-ı endam etmişti. 2004 yılında Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ile, sinemanın bir kalbi nasıl hızlandırdığını göstermişti bütün sinema camiasına. Onun arzusundan ve hayallerinden öğreneceğimiz çok şey vardı. Ancak daha en büyük hayalini gerçekleştiremeden aramızdan ayrılan bu büyük sanatçı, bize de nasıl bu kadar sevileceğini öğretemedi. Tepecik Hayal Okulu; Güliz Sağlam'ın yönetmenliğinde, eski görüntüler eşliğinde, Ahmet Uluçay için hazırlanmış bir saygı duruşu niteliğinde. Uzaktan baktığımızda, sinemayı seven ve aklındaki fikirleri gerçekleştirmek için elinden her şeyi yapan bir sinemacı görürken; bu filmiyle Güliz Sağlam aslında bundan daha fazlası olduğunu söylüyor. Filmimiz, hayalleri peşinde koşan sinemacıların yaşadıkları zorluklarla başlayıp, üstüne Ahmet Uluçay'ın yaşadığı sağlık sorunlarıyla da hayatının nasıl etkilendiğini anlatıyor. Anlatımda kullanılan görüntülerin büyük kısmı Ahmet Uluçay'ın tedavisi süresince kendisi ve çevresindeki arkadaşları tarafından çekilen görüntüler. Bunların yanı sıra elbette, Ahmet Uluçay'ın ailesiyle ve onu tanıyan Tepecik Köyü sakinleriyle yapılan röportajlar da mevcut. Özellikle Ahmet Uluçay'ın ailesiyle yapılan röportajlar çok şey anlatıyor. Bir yanda içi içine sığmayan bir sinemacının bitmek tükenmek bilmeyen muhteşem heyecanı, diğer tarafta ise dış dünyayı kendisine özel kabul etmiş bir insan görüyoruz karşımızda. Bu keskin ayrım sözcüklerde ortaya çıkıyor ve fazlasıyla düşünüdürüyor. Yönetmenimiz Güliz Sağlam, bu filmde Ahmet Uluçay'ı yalnızca bir sinemacı olarak resmetmektense, bir aile babası, bir arkadaş ve hayatının son zamanlarını yaşayan hasta bir adam olarak anlatıyor. Bu bağlamda, doğrudan olmasa da, Uluçay'ın zihin dünyasına ve fikirlerine onun serzenişleri sayesinde erişebiliyoruz. Filmde Uluçay'ın son zamanlarına şahitlik ederken, aslında iki farklı kişilikle karşı karşıya olduğumuzu anlamamız uzun sürmüyor. Filmin büyük kısmında boy gösteren Uluçay, aslında bir yardımcı yönetmen gibi rol alıyor filmde. Bütün bunlar bir araya geldiğinde Güliz Sağlam'a fazlasıyla az bir etki alanı kalıyor. Bu etki alanını en işlevsel şekilde kullanmak istiyor, ancak bir türlü gerçekleştiremiyor. Ahmet Uluçay'ın filmlerinin özelliklerinden ve hikayelerinden de bahsedilen Tepecik Hayal Okulu; bu anlamda Uluçay'ın sanat hayatını, hak ettiği saygıyı ve ilgiyi göstererek anlatıyor. Tabii yönetmenimiz bu anlatımı, hali hazırda var olan ve birkaç küçük kurgusal çalışmaya ihtiyaç duyan çekimlerle gerçekleştiriyor. Kurgusu açısından, daha derli toplu bir zaman çizgisi oluşturmasının anlaşılırlığı arttıracağını ve filmin temposuna olumlu yansıyacağını söylemek gerekiyor. Bazı kısımlarda bağlamdan kopulmasına sebep olan bu tercihler, filmin düşmesine yol açıyor. Özellikle, röportajlar sırasında kullanılan kamera…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

55

Yılın en çok beklenen yerli yapımlarından olan Tepecik Hayal Okulu, ne yazık ki ortaya çıkarmayı amaçladığı dürtüyü uyandıramıyor. Aynı zamanda, etkisini Uluçay'ın işlerini ve kendisini seven kişilerin dışında kalan kesime aktaramayacak bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 1 votes)
55
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi