Dünyanın güneşe en uzak olduğu ay Temmuz ayıdır. İlginçtir ki bulunduğumuz yarım kürede bu ay aynı zamanda yılın en sıcak ayı olarak da bilinir. Bir adamın güneşini bulmak için yollara düşmesinin ve hemen yanı başındaki ‘güneşe’ olan mesafesinin metaforlarla ve büyüleyici tesadüflerle anlatıldığı bir film Im Juli. Yolun, güneşin ve ayın hikâyesi…

Not: Spoiler içerir.

Daniel (Moritz Bleibtreu) kendi hâlinde bir fizik öğretmenidir. Plânladığı; huzurlu, sakin bir yaz tatilidir ancak yeni tanıştığı Juli (Christiane Paul), onu Almanya’dan İstanbul’a uzanan bir yolculuğa sürükleyecektir. Nasıl mı? Daniel, Juli’den güneş sembollü bir yüzük satın alır. Juli bu yüzük sayesinde onun gerçek aşkını bulacağını söyler ve ilk görüşte âşık olduğu bu adama bir davetiye verir. Amacı davette güneş motifli bir elbiseyle karşısına çıkmaktır. Ne yazık ki tüm olasılıkları hesaba katmayan Juli, başka bir kadının da güneş motifli bir elbiseyle orada olabileceğine ihtimal vermemiştir. Ve Daniel, Melek’le (İdil Üner) karşılaştığında koşullandırılmış bir bağlılıkla ona âşık olurken Juli de bu duruma şahit olmuştur. Özgür bir kadın olan Juli, her yaz otostop çekip o araba nereye gidiyorsa kendini orada bulur. Tekrar yollara düşmek için onu kedere boğan taze bir sebebi de olmuştur artık… Sevdiği adamın başka birine âşık olması. Tesadüf bu ya, durdurduğu da âşık olduğu kadının peşinden İstanbul yollarına düşmüş bir adamın arabasıdır. Daniel, rutine çalan hayatında önemli bir karar verip kaderi olduğuna inandığı kadının peşine düşmüştür. Macera tam bu noktada başlayıverir.

temmuzda

Fark edebildiğim kadarıyla bazı metaforları paylaşmak istiyorum. Daniel’ın Melek’le karşılaştığı sahnede bir adamın ters yürüyor olması, bu işte bir terslik olduğunun göstergesi gibi. Ve bu oldukça ince bir anlatımla sunuluyor. Bir diğeri; Luna’nın dans sahnesinde Daniel’ın Juli’yi hayal etmesi ayın güneşle ilişkisine bir gönderme; yani bu planla Luna, Juli’yi sadece yansıtıyor mesajı verilmek istenmiş sanki. Burada hikayeye özenle yerleştirilmiş bir “Esas kız Juli!” göndermesi var gibi. Yolda karşılaştıkları insanlara gelince önce kötü karakterler olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Fatih Akın böyle düşünmemizi istiyor. Sonra flashback manevrasıyla kötüler iyi oluveriyor. Bu vuruşla hedeflediği ön yargılarımız olmalı. Ve tüm bu sekanslar sıcacık bir üslupla ve hareketli bir kurguyla birleştiriliyor. Küçük bir rol ile oyuncu kimliğini de sergileyen yönetmenin takdir ettiğim tavrı ise; filmin Romanya’da geçen kısmını tüm aksiliklere rağmen kotarmış olması. Bir rivayete göre Romanya Hükümeti ülkesinde çekime izin vermemiş. Fatih Akın ise bu zorunluluğu avantaja çevirmiş ve yolculuğun bu kısmını fotoğraf kareleriyle anlatmış. Çok da pratik ve keyifli bir sonuç ortaya çıkmış. Teknik anlamda bir ders niteliğindeki bu tercih, yönetmenin yaratıcılığıyla ilgili soruların da cevabı olmuş.

Son olarak… Akın, gerçek aşkın duyguyu da mantığı da dengelemesi gerektiğine inanıyor olmalı ki bir röportajında bir yanının Juli diğer yanının Daniel olduğunu söylüyor. Juli duyguyu, Daniel mantığı temsil ediyor. Gerçek aşkın öyküsünü olabilecek en naif anlatıyla sunuyor. Mutluluk verici ve aslında en güzel tabiriyle ‘güneye inmek’ deyimi sıcaklığındaki bu filmin sadece özenle seçilmiş müzikleriyle bile hafızalara kazınacağı yönünde bir fikrim var. Bir yol filminden umduğum her şey de filmde mevcut. Mutluysanız da keyifsizseniz de izlenilebilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi