Mulbery St. ve Vampir Cehennemi filmlerinin ardından çektiği Kan Kokusu’yla (We Are What We Are)  sinemaseverlerin beğenisini kazanan Jim Mickle’ın,  Joe R. Lansdale’in aynı isimli romanından uyarladığı Temmuz Soğuğu (Cold in July) bir filmi iyi yapabilecek tüm detayları incelikle işleyen bir Amerikan bağımsızı. 

Genelde bir kapanış cümlesi olarak kullanabileceğimiz bu tanımı Temmuz Soğuğu için en baştan belirtip, filmin başarılı olmasını sağlayan detayların üzerinde durmamız gerektiğini düşünüyorum. Buradan yola çıkarak bağımsız yapımları ayrı tutmak gerekse de son dönemlerde Amerikan sinemasının bir çıkmazda olduğunu gözlemlemek mümkün.  Bu sebeple popülaritesini korumak amacıyla birçok sinemacı veya yapım firması roman uyarlamalarına hatta son dönemlerde iyice yaygın hale gelen “remake”lere sığınmakta. Hal böyle olunca birçok başarılı olabilecek film henüz senaryo aşamasında çuvallarken nice başarılı senaryo da yanlış ellerde rezil oluyor. Özgün işler ise bağımsız yapımların arasından çıkmaya devam ediyor. Prömiyerini Sundance’te yapan Temmuz Soğuğu, Kan Kokusu gibi riskli bir işe soyunan lakin bu filmle ne kadar yetenekli bir yönetmen olduğunu kanıtlayan Jim Mickle’ın ellerinde tansiyonun bir dakika bile düşmediği leziz bir gerilime dönüşmüş.

Filmin konusuna kısaca değinmek pek mümkün değil zira; türler içinde sağlam geçişler barındıran Temmuz Soğuğu iyiyle kötünün sıklıkla yer değiştirdiği sıra dışı bir yapım. Richard Dane’in evine giren hırsızı öldürmesiyle bir intikam hikayesinin başlayacağının henüz ilk sekanstan izlenimini veriyor, fakat intikam güdüsü beslenen kişiler sürekli değiştiği için film başladığı yerin çok dışında bir hikayeyle son buluyor. Kağıt üstünde seyircinin filmin içinde kalabilmesi bir hayli zor olsa da zihnindekileri beyazperdeye aktarmakta zorlanmayan Jim Mickle, yarattığı başarılı atmosferle bunun da üstesinden kolaylıkla geliyor. Filmin en önemli avantajının ise her sahnede farklı sürprizlere ve detaylara yer vermesi oluyor diyebiliriz. Zira filmin bir sonraki sahnesini tahmin edebilmek için ya kahin olmak gerekiyor ya da romanı önceden okumuş olmak.

Kullanılan çekim tekniklerinin yanı sıra gerilimi iliklerimize kadar hissetmemizi sağlayan müzikler pastanın çileği olurken oyunculuklar ise pastanın, senaryoyla birlikte neredeyse tamamını oluşturuyor. Dexter dizisiyle yakından tanıdığımız Michael C. Hall’ın muazzam performansına Don Johnson ve Sam Shepard da ayak uydurunca oldukça başarılı bir toplu performans ortaya çıkıyor. 

Jim Mickle dikkatle takip edilmesi gereken bir yönetmen. Kolay olanı yapmıyor aksine sıra dışı konuları beyazperdeye cesur bir anlatıyla yansıtıyor. Az sayıda kopyayla vizyona giriyor olsa da Temmuz Soğuğu’na mutlaka bir şans vermelisiniz. Pişman olmayacaksınız. 

Mulbery St. ve Vampir Cehennemi filmlerinin ardından çektiği Kan Kokusu’yla (We Are What We Are)  sinemaseverlerin beğenisini kazanan Jim Mickle’ın,  Joe R. Lansdale’in aynı isimli romanından uyarladığı Temmuz Soğuğu (Cold in July) bir filmi iyi yapabilecek tüm detayları incelikle işleyen bir Amerikan bağımsızı.  Genelde bir kapanış cümlesi olarak kullanabileceğimiz bu tanımı Temmuz Soğuğu için en baştan belirtip, filmin başarılı olmasını sağlayan detayların üzerinde durmamız gerektiğini düşünüyorum. Buradan yola çıkarak bağımsız yapımları ayrı tutmak gerekse de son dönemlerde Amerikan sinemasının bir çıkmazda olduğunu gözlemlemek mümkün.  Bu sebeple popülaritesini korumak amacıyla birçok sinemacı veya yapım firması roman uyarlamalarına hatta son dönemlerde iyice yaygın hale gelen “remake”lere sığınmakta. Hal böyle olunca birçok başarılı olabilecek film henüz senaryo aşamasında çuvallarken nice başarılı senaryo da yanlış ellerde rezil oluyor. Özgün işler ise bağımsız yapımların arasından çıkmaya devam ediyor. Prömiyerini Sundance’te yapan Temmuz Soğuğu, Kan Kokusu gibi riskli bir işe soyunan lakin bu filmle ne kadar yetenekli bir yönetmen olduğunu kanıtlayan Jim Mickle’ın ellerinde tansiyonun bir dakika bile düşmediği leziz bir gerilime dönüşmüş. Filmin konusuna kısaca değinmek pek mümkün değil zira; türler içinde sağlam geçişler barındıran Temmuz Soğuğu iyiyle kötünün sıklıkla yer değiştirdiği sıra dışı bir yapım. Richard Dane’in evine giren hırsızı öldürmesiyle bir intikam hikayesinin başlayacağının henüz ilk sekanstan izlenimini veriyor, fakat intikam güdüsü beslenen kişiler sürekli değiştiği için film başladığı yerin çok dışında bir hikayeyle son buluyor. Kağıt üstünde seyircinin filmin içinde kalabilmesi bir hayli zor olsa da zihnindekileri beyazperdeye aktarmakta zorlanmayan Jim Mickle, yarattığı başarılı atmosferle bunun da üstesinden kolaylıkla geliyor. Filmin en önemli avantajının ise her sahnede farklı sürprizlere ve detaylara yer vermesi oluyor diyebiliriz. Zira filmin bir sonraki sahnesini tahmin edebilmek için ya kahin olmak gerekiyor ya da romanı önceden okumuş olmak. Kullanılan çekim tekniklerinin yanı sıra gerilimi iliklerimize kadar hissetmemizi sağlayan müzikler pastanın çileği olurken oyunculuklar ise pastanın, senaryoyla birlikte neredeyse tamamını oluşturuyor. Dexter dizisiyle yakından tanıdığımız Michael C. Hall’ın muazzam performansına Don Johnson ve Sam Shepard da ayak uydurunca oldukça başarılı bir toplu performans ortaya çıkıyor.  Jim Mickle dikkatle takip edilmesi gereken bir yönetmen. Kolay olanı yapmıyor aksine sıra dışı konuları beyazperdeye cesur bir anlatıyla yansıtıyor. Az sayıda kopyayla vizyona giriyor olsa da Temmuz Soğuğu’na mutlaka bir şans vermelisiniz. Pişman olmayacaksınız. 

Yazar Puanı

Puan - 84%

84%

84

Mulbery St. ve Vampir Cehennemi filmlerinin ardından çektiği Kan Kokusu’yla (We Are What We Are) sinemaseverlerin beğenisini kazanan Jim Mickle’ın, Joe R. Lansdale’in aynı isimli romanından uyarladığı Temmuz Soğuğu (Cold in July) bir filmi iyi yapabilecek tüm detayları incelikle işleyen bir Amerikan bağımsızı.

Kullanıcı Puanları: 4.7 ( 2 votes)
84
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi