Dün gece Golden Globe’a damgasını vuranlar arasında CW’nun yeni dizisi Jane The Virgin de vardı. Peki dizi neden bu kadar seviliyor?

Dün gece Golden Globe’a damgasını vuranlar arasında CW’nun yeni dizisi Jane The Virgin de vardı ve dizinin başrol oyuncusu Gina Rodriguez evine ödülle döndü. Peki, ülkemizde yeterince tanınmayan dizi, CW‘da görmeye alıştığımız süper kahramanları ve vampirleri görmeye alıştığımız fantastik yapımların (The Vampire Diaries, Flash, Supernatural, Arrow)  sıyrılıp,  komedi ve dramayı birlikte sunarak, bu başarıyı nasıl sağladı?  İşte bu noktada bilmeyenler ve merak edenler için diziyi daha yakından tanıtalım istedik.

Başroldeki Gina Rodriguez‘in canlandırdığı 23 yaşındaki dindar Jane karakteri, doktoru tarafından başka bir hastayla karıştırılması sonucunda kazara hamile kalır. Muhafazakar bir Katolik olan büyükannesi duyduğu haberler doğrultusunda dehşete kapılır ve verdiği tepkilerle arapsaçına dönen bu durumun daha da karmaşık hale gelmesine sebep olur. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Jane ile halihazırda evlenmeye gayet hevesli olan sevgilisinin ve şaşırtıcı bir biçimde Jane’i tanıyan sperm donörünün olaylara dahil olmasıyla Jane’in hayatında sular bir türlü durulmaz.

Jane The Virgin_

Jane The Virgin‘in, en başta, zorlama bir senaryo üzerine kurulmuş bir dizi olduğu ve bu sebeple The CW’nun istediği başarıyı elde edemeyeceği için dizinin kısa bir süre sonra ekranlara veda edeceği hissine kapılanlar olmuştu. Fakat bu noktada Gina Rodriguez‘in bu denli etkileyici bir performans sergileyeceğini kimse hesaba katmamış olmalı ki, Jane The Virgin bir anda tüm medyanın, kanal yapımcılarının ve tabii ki izleyenlerin gözdesi oldu. Hala Jane The Virgin’ı neden izlemeliyiz diyorsanız, hemen biraz daha detaylandıralım.

TV programlarını ne boyutta takip ederseniz edin,  şu bir gerçek ki sıkı bir TV izleyicisi için pembe dizilerin yeri her zaman ayrıdır. Unutmayalım ki bir nesil Vahşi Güzel ve Rosalinda ile büyüdü. Daha eskilere gidersek, yaşımız tutsun ya da tutmasın fark etmez, bir Dallas bir Cesur ve Güzel dendiğinde hepimiz durur düşünürüz. İşte tam da bu sebeplerden ötürü Jane The Virgin pembe dizilerin yeni bir akımı niteliğinde. Üstelik Jane ve ailesinin yaşamlarının halihazırda bir pembe diziyi anımsattığı, zaman zaman saçma ve muhtemel olmayan olayların bile usulca iç içe geçtiği bir dizi kuşağını izlerken, aniden sizin için nasıl bir anlama büründüğünü fark edemeyeceksiniz bile. Ayrıca, dizi ne kadar Amerikan kültürü üzerine kurulmuş olsa da, günümüzde dinin her biçimde kutuplaştırılıp öne sürülmeye çalışıldığı bir ortamın yaratılma çabasına karşın dizinin bireyleri fikirleri ve kendi gerçekleriyle değerlendirmenin de bir noktada altını çiziyor olması gözlerden kaçmamalı.

En başta projenin künyesi, dizinin zaten emin ellerde olduğunu gösterir nitelikte. Gilmore Girls‘ün senaristlerinden Jennie Snyder Urman kuşaklar arası geçişi sağlamlaştıracak nokta atışları yapabilecek nitelikte. Ugly Betty ve The Office‘ten tanıdığımız yapımcı Ben Silverman ise bir Venezuela komedisine dayanan bu projeyi son model hale getirerek yeni bir izleyici kitlesi oluşturabilecek seviyede. Özellikle Jane The Virgin başlığından ötürü projeyi hiç düşünmeden kabul eden Silverman, projeye duyduğu güveni tereddüt etmeden ekranlara yansıtmayı da bir hayli başarmış görünüyor.

Biraz yalan, biraz ahlak, biraz dram ve biraz seks ile adından sıkça söz ettirmeyi başaran Jane The Virgin, Gina Rodriguez‘in etkileyici ve sempatik performansı ile bir göz atmaya değer.

Hazırlayan: Damla Durmaz

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi