Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Bazı karakterler saflık derecesinde iyidir, kahramandır; her zaman her şeyin en doğrusunu yaparlar, kurtarıcıdırlar ve fedakârdırlar. Bazı karakterler ise kötüdür; bencildir, sürekli kaos yaratırlar ve bundan zevk alırlar. Her iyi karakteri sevmediğimiz gibi her kötü karakterden de nefret etmiyoruz, edemiyoruz. Bazı kötü karakterlere o kadar iyi hikâyeler yazıyorlar ve o kötü karakterler başarılı oyuncular tarafından o kadar iyi canlandırılıyorlar ki kalbimizi kırıyor olsalar bile bir anda kendimizi onları severken bulabiliyoruz.

Yayını devam eden güncel diziler arasında nefret edemediğimiz hatta sevdiğimiz kötü karakterleri yazmak istedim. Size göre mutlaka eksikleri vardır, yorumlarınızı bekleyerek tartışmayı açıyorum.

***Yazının bundan sonrası keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Televizyon Dizilerinin En Sevilen 10 Kötü Karakteri

10. “Wicked Witch” Zelena – Once Upon A Time

zelena-wicked-filmloverss

Once Upon A Time’ın “Wicked Witch”i Zelena, hem sevdiğimiz hem nefret ettiğimiz karakterlere gerçek bir örnek teşkil ediyor. Ne onunla olabiliyoruz, ne onsuz kalabiliyoruz. Dâhil olduğu ilk sezonda Regina Mills ile üvey kardeş olduğu ortaya çıkan Zelena, 5. sezon itibariyle hala kötülükten feragat etmiyor. Edemiyor. Çekici gülümsemesinin altında her zaman bir kurnazlık barındırıyor. Kafasında dolaşmayı bırakmayan tilkiler onu hep kötülük yoluna itiyor. Komik ve zeki bir karakter olması ondan nefret etmeyi zorlaştırıyor. Hatta öyle ki Zelena karakteri Rebecca Mader’ın canlandırmış olduğu ve sevdiğim tek karakter olabilir. Son olarak Regina tarafından Oz’a geri yollanan Zelana’nın, sezonun ikinci yarısında geri döneceğinin bilgisini de verelim. Ee anne oldu artık, kolay mı kızını başkasının eline bırakıp uzakta kalabilmek? Daha kızına “Wicked” olmanın yollarını öğretecek!

9. Blaine DeBeers – iZombie

blaine-de-beers-filmloverss

David Anders’ın canlandırdığı hangi karakteri sevmedik ki şimdiye kadar Blaine’i de sevmeyelim? Hiçbir dizisinde tam anlamıyla iyi bir kahraman olmamışken, bu kadar farklı kötü karakteri bu kadar sevilesi şekilde canlandırmasını takdir ediyorum. Zombi felaketinin başlangıcında, zombiye ilk dönüşenlerden biri olan Blaine DeBeers, esas kızımız Olivia “Liv” Moore’u da zombiye dönüştürmekte gecikmedi. Soğukkanlı bir katil olmasına, kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutmasına, zengin olabilmek için zenginleri hedef alıp zombiye dönüştürmesine ve daha çok para kazanmak için onların siparişlerine yönelik insanları öldürüp beyinlerini satmasına rağmen, dizinin en çok sevilen karakterlerinden bir tanesi olmuş durumda. Hatta Ravi Chakrabarti’den sonra en sevilen ikinci karakter bile olabilir. Babası ve büyükbabası ile arasındaki karmaşık ilişki -büyükbabasını öldürmesi ve babasının şimdilik kaçırılmış durumda olmasıyla- biraz duraksamış olsa da Blaine cephesinden daha çok hikâye çıkacağa benziyor. Bu sezon diziye geri dönen savcımız Peyton Charles ile aralarında inkâr edilemez bir çekim olduğu da gözlerimizden kaçmıyor.

Blaine’i bu kadar sevmemizin nedeni, belki de Buffy The Vampire Slayer dizisiyle kalplerimizi kazanmış olan “Spike” karakterini hatırlatıyor olmasıdır. Kim bilir?

8. Rumplestiltskin/Mr. Gold – Once Upon A Time

rumplestiltskin-filmloverss

Dizi aleminin gördüğü en komplike karakterlerden bir tanesi de Robert Carlyle’ın canlandırdığı Rumplestiltskin/Mr. Gold. İyi mi, kötü mü “Galiba iyi bir karakter olacak”, “Evlat sevgisi ile doğru yolu bulacak”, “Tüh yine olmadı!” “Bu kez belki aşk için düzelir” diye diye beklerken bir de baktık ki Rumplestiltskin’in tek ve gerçek aşkı güçmüş! Özellikle bu sezon ona sıfırdan başlama ve kahraman olma şansı verilmişken yine herkesi aldatıp güce sahip olmak için elinden geleni yaptı. Güce sahip olma yolunda ne oğlunu, ne babasını ne de torununu tanıyan Rumple, sevdiği kadını da defalarca kandırdı ve manipüle etti. Gözlerinin içine baka baka yalan söyledi. Robert Carlyle o kadar muhteşem bir oyuncu ki Rumplestiltskin karakteri, onun oyunculuğu için bile sevilebilir. Özellikle “Enchanted Forest” bölümlerinde tanıdığımız ve sevdiğimiz Rumple oluverince, bir de o meşhur “Dearie”sini duyunca yaptığı kötülükleri bir yana bırakıp hayran hayran sevimli kötü karakteri canlandırmasını izliyoruz. Sanırım Rumplestiltskin’i, Mr. Gold’dan daha çok seviyoruz. Mr. Gold daha korkutucu, daha kötü ve hala her izlediğimizde ürperdiğimiz bir karakter. Sezonun ikinci yarısının Mr. Gold’a neler getireceğini merakla bekliyorum!

7. The Governor – The Walking Dead

the-governor-filmloverss

The Governor’ın hiçbir hareketini sevmediğimi ve tüm aksiyonlarından ölümüne tırstığımı yazabilirim. Gerçekleştirdiği her bir eylem, aldığı her bir önlem, sevgi için yaptığını iddia ettiği en küçük şey, her daim kanımı dondurdu. Kızı Andrea ile, Woodbury’de beraber yaşadığı insanlar ile ilişkisi, sevgi skalasında “en korkunç” ifadesini gösteriyordu. Kötülüğün gerçekten vücut bulmuş hali olan The Governor’u sevmek için tek sebebim, David Morrissey’di. Farklı rolleri aynı başarı ile oynayan aktörlere inanılmaz büyük bir saygı duyuyorum. David Morrisey de bunlardan bir tanesi. Zaten David Morrisey ve The Governor’dan sonra The Walking Dead’e gelen hiçbir kötü karakteri sevemedim, hatta hiçbir dizideki kötü karakter yeterince kötü gelmemeye başladı. Benim gözümde kötü karakter olmanın son kalesi The Governor’dı.

6. Grant Ward – Agents of S.H.I.E.L.D.

Brett Dalton’ın canlandırdığı Grant Ward’u ilk gördüğümde dizinin esas oğlanı, karizmatik kurtarıcısı olduğunu düşünmüştüm. Phil Coulson önderliğindeki iyilerin içine sızmış bir HYDRA ajanı olduğunu öğrendiğimde dünya adeta tersine dönmüştü. Takım arkadaşlarını kaçırdı, tehdit etti, sevdiklerini öldürdü hatta amaçları uğruna onlara işkence bile etti. Beyaz ekranda bu tarz taraf değiştirmelerin sonucu genelde ölümle bitiyor. Ama Agents of S.H.I.E.L.D., Ward kadar zeki ve yetenekli bir karakteri böyle kolay harcamadı. Karaktere sürekli yeni bir katman ekleyerek yoluna devam etmesini sağladı. Aile hayatını, yalnızlığını, dışlanmışlığını gördük; kahraman olmak, vicdanını rahatlatmak istediğini gördük. Phil Coulson ne kadar beyazsa, Ward o kadar karaydı. Bir madalyonun iki yüzü gibi aynı istekleri farklı yollar üzerinden elde etmeye çalışıyorlardı. Ward’un diğer tüm karakterlerle de garip bir ilişkisi var. Nefret odaklı diyemediğimiz bu ilişkiler, sevgi odaklı hiç değildi. Ward’un Daisy hariç kimseyi gerçekten sevmiş olabileceğini düşünmüyorum. Son bölüm itibariyle karşımızda yine elde etme hırsları yüzünden taş üstünde taş bırakmayacak, yoluna çıkan hiç kimseyi affetmeyecek bir Ward var. Ancak ne kadarı Ward, işte orasını sezon arası bittikten sonra görebileceğiz.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi