Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Bugün, son derece kişisel bir liste hazırlamak istedik. Hani bazı anlar vardır, yeni bir şeyler izlemek üzere ekranın başına oturursun ama sonunda yine en sevdiğin, daha önce defalarca izlediğin filmi izlersin… İşte bize bu duyguyu yaşatan ve tekrar tekrar seyretmekten asla bıkmadığımız filmleri derledik. Bu listede sinema tarihine damga vurmuş kült filmleri bulamayabilirsiniz, ek olarak tabii ki bu listenin ucu bucağı da yok, biz 16 filmden oluşan bir liste hazırladık bu listeyi genişletmek için, yazının altına yorumlarınızı bekliyoruz. 

Tekrar Tekrar İzlemekten Bıkmadığımız 16 Film!

Les quatre cents coups (1959)

les-quatre-cents-coups-filmloverss

Fransız Yeni Dalga’nın kurucularından, Dünya sinemasının en yetenekli ve belki de en erken kaybettiğimiz yönetmenlerinden François Truffaut’nun ilk uzun metrajı Les quatre cents coups, bizde bilinen adıyla 400 Darbe Truffaut’nun otobiyografik büyüme hikayesi. Antoine Doinel isimli bir çocuğun yaşadıklarını dönemin aile yapısını göz önüne alarak son derece gerçekçi bir şekilde peliküle aktaran Truffaut, yine dönemin eğitim sistemine dair de keskin eleştirilerde bulunuyor. Birçokları tarafından sinema tarihinin en iyi büyüme hikayelerinden biri olarak kabul edilirken, benim için sadece ele aldığı konu nezdinde değil, genel olarak da sinema tarihinin en iyilerinden.

Une femme est une femme (1961)

une-femme-est-femme-filmloverss

Fransız Yeni Dalga’nın dönemine damga vuran yönetmeni Jean Luc Godard’ın elbette daha çok sevilen ve değer gören filmleri var ancak benim Godard filmlerinden dönüp dönüp izlediğim film kesinlikle Une femme est une femme. Godard’ın filmlerinde yarattığı kadın imajı özellikle Masculin Feminin filminde rahatsız edici olabilse de, bunları toplumsal yapıya bir eleştiri olarak almayı da tercih edebiliriz. Une femme est une femme, Anna Karina’nın muhteşemliği ve ilişkilere bakışını esprili ancak aynı zamanda fazlasıyla entelektüel bir biçimde sunmasıyla -kitap isimlerini kullanarak birbirleriyle tartışmaları gibi- her izlenildiğinde ayrı keyif veren kadın erkek ilişkileri üzerine izlenilesi tespitler içeriyor.

Annie Hall (1977)

annie-hall-filmloverss

“Çocukken de yanlış kadını seçerdim. Sanırım benim sorunum bu. Annem beni pamuk prensesi izlemeye götürdüğünde, herkes pamuk prensese, ben ise kötü kalpli kraliçeye aşık olmuştum.’

Woody Allen filmografisinin ilk akla geleni, hatta Allen’ın baş yapıtı Annie Hall! Film, kadın erkek ilişkilerine yönelik zekice tasarlanmış diyaloglarıyla da hafızalarımızda yer ederken aynı zamanda Woody Allen ile Diane Keaton’ın performanslarıyla da unutulmazlar arasına adına yazdırır. Manhattan’ın en yetenekli komedyeni olan Alvy, ikili ilişkilerde ise bir o kadar başarısızdır. Bir gece kulübünde şarkıcı olan Annie Hall’a aşık olan Alvy, kendine olan güvensizliği yüzünden Annie’yi çok geçmeden kaybedecektir. Çünkü Alvy’nin bu güvensizliği onların ilişkisini sabote edecek ve Annie de daha iyi bir hayat için Alvy’den uzaklaşacaktır. Tüm şanssızlıklarına ve etrafını saran kötülüklere rağmen, gerçek aşkından vazgeçmeyi aklından bile geçirmeyen Alvy, Annie ile yeniden bir arada olmaya yönelik olan inancını ise asla terk etmez…

E.T. the Extra-Terrestrial (1982)

e-t-the-extra-terrestrial-filmloverss

“E.T., phone, home”

1980’li yılların unutulmaz bilimkurgu dünyasında yer alan; nesiller boyu devam edecek bir baş yapıt olan, usta yönetmen Steven Spielberg imzalı E.T. the Extra-Terrestrial, bir uzaylı ile bir dünyalı çocuğun dostluğunu konu alıyor. Hüzün dolu ama umudu asla yitirmeyen hikayesiyle hafızalarımızda yer eden film, klasikleşmiş bilimkurgu filmlerinin belki de en duygusal hikayeye sahip olanıdır. Elliot ile E.T. arasında kurulan sarsılmaz güven ve dostluk; sevginin ve geleceğe duyduğumuz umudun en yalın simgesidir. Kendisinden sonra gelen birçok yapım için esin kaynağı olan, yer alan bazı sahneleriyle sinema tarihine kazınan E.T. the Extra-Terrestrial; dünya, evren, dostluk ve sevgi kavramlarını odak noktasına alan en önemli yapımlardan biri.

Back to the Future (1985- 89 – 90)

back-to-the-future-filmloverss

“Eğer çocuklarınız olursa ve içlerinden biri 8 yaşında halıyı yanlışlıkla yakarsa, ona kötü davranmayın.”

Bir neslin hayallerinin otomobili olan Delorean, çılgın bilim insanı Doktor Emmet Brown’ın icatı; sorumsuzca geçmişi, bugünü ve geleceği karıştıran Marty’nin başına büyük bir bela açacakken onu zamanlar içinde olağan üstü bir maceraya çıkaracaktır. Marty’nin yanlışlıkla 50’lere geri gitmesi ile kazanın da gelmesi kaçınılmazdır; Marty öyle bir şey yapmıştır ki  anne ile babasının tanışmasına engellemiş, hatta onunla kalmayıp annesinin gençliği Marty’e aşık olmuştur. Eğer bu durumu düzeltmezse kendisinin de hiç doğmamış olacağı gerçeği ile yüzleşen Marty’i büyük bir görev beklemektedir… Steven Spielberg’in yapımcılar arasında bulunduğu 1985 yapımı film, Back to the Future üçlemesinin ilkidir. Serinin ikincisinde ise Marty günümüze oldukça yakın bir döneme 2015 yılına gelirken; üçüncü filmde ise 1855 yılına bir kovboy kasabasına yolculuk eder. Zamanın sanılandan daha karmaşık bir sisteme sahip olduğunu ve doğrusal olmadığını gösteren pek çok film gibi Back to the Future’da bu gizemi temeline alarak oldukça ilgi çekici bir hikaye kurar.

When Harry Met Sally (1989)

when-harry-met-sally-filmloverss

‘Yeni bir kitap alınca önce son sayfasını okurum. Eğer bitirmeden ölürsem sonunu bileyim diye. Dostum işte bu karamsarlıktır.’

Romantik-komedi filmlerinin olmazsa olmaz konusu; “kadınla erkek yalnızca arkadaş olabilir mi?” Bu soruyu eksenine alan ve bize dostluk, öfke, sevgi, alışkanlık, mutluluk, aşk kavramlarının oldukça keyifli bir harmanını sunan When Harry Met Sally, mezuniyetin ardından, New York’a gitmek üzere yola çıkan iki genç Harry ile Sally’nin yıllara yayılan hikayesini ele alıyor. Birlikte geçirdikleri bu uzun yolculuğun ardından, asla arkadaş olamayacaklarına karar vererek, birbirlerini bir daha hiç görmemek üzere ayrılan ikili seneler sonra tekrar ve tekrar karşılaşarak hem kendilerini hem ilişkilerini, hem de herkesin kadın erkek ilişkisine olan bakışını sorgulamaya başlıyorlar. Kadın-erkek ilişkilerine, farklı hayat felsefelerine sahip insanların gözünden bakarak ele almayı tercih eden filmin başrollerinde Meg Ryan ile Billy Crystal yer alıyor.

Nema-ya Nazdik – 1990

nema-ya-nazdik-filmloverss

İran sinemasının efsanevi yönetmenlerinden biri olan Abbas Kiyerüstemi imzasını taşıyan Close Up, kendisini ünlü yönetmen Mohsen Makhmalbaf olarak tanıtan ve zengin bir aileden çekeceği bir film için para istemesi sonucu tutuklanan bir kişinin gerçeğe dayanan hikayesini konu alır. Hüseyin Sabzien adındaki adamın tutuklandığını gazetede gören Kiyerüstemi, bu hikaye üzerine yarı-belgesel tadında bir film çekmeye karar verir; yoksul bir sinema tutkunu olan Hüseyin Sabzien otobüste yaşlı bir kadınla tanışır ve ona kendisinin ünlü İranlı yönetmen Mohsen Makhmalbaf olduğunu söyler. Buna inanan kadın, Hüseyin’i evine yemeğe davet eder. Yaşlı kadının evine giden Hüseyin, aileyi yeni çekeceği filme yatırım yapmaları koşuluyla yeni filminde oynamaya ikna etmeye çalışır. Ancak zengin aile bu durumdan şüphelenir ve polis işin içine karışır; artık Hüseyin’i zorlu bir dava süreci beklemektedir. Kurguyla gerçeğin muhteşem bir harmanıyla bizi buluşturan Kiyerüstemi, bu filmiyle sinemanın alışılmış kurallarını yıkmayı başarır.

Night on Earth (1991)

night-on-earth-filmloverss

Jim Jarmusch sinemasında görmeden geçemeyeceğimiz; eşsiz karakterler, uzun araba yolculukları, günlük hayatın cazibesi, sigara ve kahve harmanı elbette en etkileyici şekilde Night on Earth ile bizlere yansır. Jarmusch’un ‘hayatın konusu yoktur, neden filmlerin olsun ki!’ sözünü hatırlıyorum… Eş zamanlı beş farklı taksi şoförünün, beş farklı şehirde, yolcularıyla beraber yaşadıklarının anlatıldığı kısa hikayelerden oluşan Night on Earth, Jim Jarmusch karakterlerini son derece yalın ve minimalist bir şekilde ele alıyor. Sırasıyla Los Angeles, New York, Paris, Roma ve Helsinki’ye yolculuk yapan Jarmusch, bir kez daha hayatın ayrıntılarla ve tesadüflerle daha güzel olduğunu vurgulamayı ihmal etmiyor. Filmin senaryosunu yaklaşık 8 gün içerisinde yazan Jarmusch; filmde yer alan şehirleri ise aklındaki oyuncu kadrosuna göre karar verdiğini söylüyor. Winona Ryder, Roberto Benigni, Giancarlo Esposito gibi başarılı isimlerin yer aldığı film, her öyküde Jarmusch’un yakaladığı samimiyetle izleyiciyi adeta mest eder.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi