Bu yıl Filmekimi'nin tek animasyonu Tehran Taboo. Ali Soozandeh ilk uzun metrajlı animasyonunda İran İslam Cumhuriyeti'nin sokak kültürünün az görülen dilimindeki örtüyü kaldırıyor. Bu görsel açıdan güçlü animasyon filminde seks işçiliği yapan bir kadın, kocası ve onun ailesiyle birlikte yaşarken kendini evde kapana kısılmış hisseden bir eş ile çekingen bir müzisyen ve underground bir partide birlikte olduğu genç kadının kesişen hayatlarını izliyoruz. Bu üç kadın ve bir erkeği merkezine alarak diğer sağlam yan karakterleriyle birlikte, Tahran'ın siyasi baskıcı ortamında seks, cinsiyet ve din konularına girip, İran İslam Cumhuriyeti'nin pek çok cinsel tabusunu incelemeye çıkıyoruz. İran ve animasyon deyince doğal olarak herkesin aklında Persepolis canlanıyor. Vincent Parannaud ve Marjene Satrapi’nin Persepolis’i oldukça sarsıcı ve başarılı bir yapımdı fakat Tehran Taboo’yu Persepolis’le pek kıyaslamamak gerekiyor. Gerek konu açısından, gerek de teknik olarak birbirlerinden farklı iki film. Persepolis İran’ın politik ve sosyolojik değişimini - dönüşümünü, İran'ın günümüzdeki haline nasıl geldiğini anlatırken, Tehran Taboo’nun motivasyonu ve derdi daha farklı. Filmde, dışarıdan bakıldığında öcü gibi gözüken bir ülkede de insanların fantezilerinin, tabularının aslında bizden çok farklı olmadığını ve tüm politik baskılara rağmen insanların hayatta kalabilmek için ya da idealleri ya da hazları için her zaman bir çare bulabildiklerini, bu ağır yasaklar ve kuralların etrafından dolanmayı bir yaşam tarzına dönüştürmelerini izliyoruz. Filmin animasyon tekniği de ‘’rotoscoping’’ olarak geçen bir teknik. Bu teknik temel olarak; bilgisayarlar tarafından yeniden çizilen canlı aktörlerlerin filme yedirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu tekniğin iki temel avantajı var. İlki; gerçek oyunculardan yararlanıldığı için yüzlerin ve ifadelerin gerçekçi olması. Bazen senaryonun tıkandığı yerler olsa da bu teknik sayesinde durum çok göze batmıyor. İkinci olarak da; anonimlik hissiyatı. Film her ne kadar Alman – Avusturya yapımı olsa da İran’ı anlattığını ve bu anonimlik hissinin çok önemli bir konu olduğunu unutmamak gerekiyor. Çekimler de İran'da yapılamayacağı için Lübnan ve Fas'ta yapılıyor. Tehran Taboo: Özgürlük ve Mutluluk İçin Ortadoğu'dan Yükselen Bir Ağıt ''Ortadoğu. Hayatın hiç kimse için normal olmadığı coğrafya, ve insanın belki de en kolay öldüğü, öldürüldüğü koca bir coğrafya. Diğer adı işkence, acı, yokluk, çaresizlik ve ölüm olan coğrafya. Ölümün gündelik bir işe dönüştüğü, katledilen çocukların, kadınların ve erkeklerin binlercesinin ölürken adının bilinmediği coğrafya. İnancın ve çaresizliğin en çok sömürüldüğü coğrafya, ve artık herkesin sıfır noktasında olduğu coğrafya.a'' İşte hikayemiz bu sıfır noktalarından biri olan İran'da, Tahran'da geçiyor. Birbirlerinden farklı fakat bir noktada Ortadoğu'nun şanssızlığı gibi birbirlerine bağlanan, bağlanmak zorunda kalan hikayelerin oluşturduğu bir ağıt. Fakat Tehran Taboo bu hikayeleri birbirlerine bir klişe olarak değil de kadınlar ve kadın dayanışması üzerinden bağlayarak ortaya oldukça etkili ve özgün bir anlatım çıkarıyor. Boşanmaya çalıştığı uyuşturucu bağımlısı kocası hapishanede olduğu için ufak dilsiz oğlu Elyas’la hayatta kalmaya çalışan seks işçisi Pari. (Elmira Rafizadeh)  İslam Devrim Mahkemesi'nde boşanma belgelerini imzalaması için bulduğu bir hakime cariye gidip, onun evlerinden birine yerleşiyor. Dini bütün olması gereken hakimin ikiyüzlülüğü gayet net bir şekilde suratımıza tokat gibi çarpıyor. Dilsiz oğlunu okula yazdırabilmek için yine bu hakim üzerinde kadınlığını kullanmaktan çekinmiyor. Bu hikaye Pari'nin, baskıcı bir sistemin insan ruhunu tamamen bastırabileceği gerçeğini hepimize somutlaştıran bir hikayesi. Bankacı kocası Mohsen ve onun anne babasıyla birlikte yaşayan,…

Yazar Puanı

Puan - 78%

78%

78

Tehran Taboo, üç kadın ve bir erkeği merkezine alarak diğer sağlam yan karakterleriyle birlikte, Tahran'ın siyasi baskıcı ortamında seks, cinsiyet ve din konularına girip, İran İslam Cumhuriyeti'nin pek çok cinsel tabusunu incelemeye çıkıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.75 ( 1 votes)
78

Bu yıl Filmekimi’nin tek animasyonu Tehran Taboo. Ali Soozandeh ilk uzun metrajlı animasyonunda İran İslam Cumhuriyeti’nin sokak kültürünün az görülen dilimindeki örtüyü kaldırıyor. Bu görsel açıdan güçlü animasyon filminde seks işçiliği yapan bir kadın, kocası ve onun ailesiyle birlikte yaşarken kendini evde kapana kısılmış hisseden bir eş ile çekingen bir müzisyen ve underground bir partide birlikte olduğu genç kadının kesişen hayatlarını izliyoruz. Bu üç kadın ve bir erkeği merkezine alarak diğer sağlam yan karakterleriyle birlikte, Tahran’ın siyasi baskıcı ortamında seks, cinsiyet ve din konularına girip, İran İslam Cumhuriyeti’nin pek çok cinsel tabusunu incelemeye çıkıyoruz.

İran ve animasyon deyince doğal olarak herkesin aklında Persepolis canlanıyor. Vincent Parannaud ve Marjene Satrapi’nin Persepolis’i oldukça sarsıcı ve başarılı bir yapımdı fakat Tehran Taboo’yu Persepolis’le pek kıyaslamamak gerekiyor. Gerek konu açısından, gerek de teknik olarak birbirlerinden farklı iki film. Persepolis İran’ın politik ve sosyolojik değişimini – dönüşümünü, İran’ın günümüzdeki haline nasıl geldiğini anlatırken, Tehran Taboo’nun motivasyonu ve derdi daha farklı. Filmde, dışarıdan bakıldığında öcü gibi gözüken bir ülkede de insanların fantezilerinin, tabularının aslında bizden çok farklı olmadığını ve tüm politik baskılara rağmen insanların hayatta kalabilmek için ya da idealleri ya da hazları için her zaman bir çare bulabildiklerini, bu ağır yasaklar ve kuralların etrafından dolanmayı bir yaşam tarzına dönüştürmelerini izliyoruz.

Filmin animasyon tekniği de ‘’rotoscoping’’ olarak geçen bir teknik. Bu teknik temel olarak; bilgisayarlar tarafından yeniden çizilen canlı aktörlerlerin filme yedirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu tekniğin iki temel avantajı var. İlki; gerçek oyunculardan yararlanıldığı için yüzlerin ve ifadelerin gerçekçi olması. Bazen senaryonun tıkandığı yerler olsa da bu teknik sayesinde durum çok göze batmıyor. İkinci olarak da; anonimlik hissiyatı. Film her ne kadar Alman – Avusturya yapımı olsa da İran’ı anlattığını ve bu anonimlik hissinin çok önemli bir konu olduğunu unutmamak gerekiyor. Çekimler de İran’da yapılamayacağı için Lübnan ve Fas’ta yapılıyor.

Tehran Taboo: Özgürlük ve Mutluluk İçin Ortadoğu’dan Yükselen Bir Ağıt

”Ortadoğu. Hayatın hiç kimse için normal olmadığı coğrafya, ve insanın belki de en kolay öldüğü, öldürüldüğü koca bir coğrafya. Diğer adı işkence, acı, yokluk, çaresizlik ve ölüm olan coğrafya. Ölümün gündelik bir işe dönüştüğü, katledilen çocukların, kadınların ve erkeklerin binlercesinin ölürken adının bilinmediği coğrafya. İnancın ve çaresizliğin en çok sömürüldüğü coğrafya, ve artık herkesin sıfır noktasında olduğu coğrafya.a”

İşte hikayemiz bu sıfır noktalarından biri olan İran’da, Tahran’da geçiyor. Birbirlerinden farklı fakat bir noktada Ortadoğu’nun şanssızlığı gibi birbirlerine bağlanan, bağlanmak zorunda kalan hikayelerin oluşturduğu bir ağıt. Fakat Tehran Taboo bu hikayeleri birbirlerine bir klişe olarak değil de kadınlar ve kadın dayanışması üzerinden bağlayarak ortaya oldukça etkili ve özgün bir anlatım çıkarıyor.

Boşanmaya çalıştığı uyuşturucu bağımlısı kocası hapishanede olduğu için ufak dilsiz oğlu Elyas’la hayatta kalmaya çalışan seks işçisi Pari. (Elmira Rafizadeh)  İslam Devrim Mahkemesi’nde boşanma belgelerini imzalaması için bulduğu bir hakime cariye gidip, onun evlerinden birine yerleşiyor. Dini bütün olması gereken hakimin ikiyüzlülüğü gayet net bir şekilde suratımıza tokat gibi çarpıyor. Dilsiz oğlunu okula yazdırabilmek için yine bu hakim üzerinde kadınlığını kullanmaktan çekinmiyor. Bu hikaye Pari’nin, baskıcı bir sistemin insan ruhunu tamamen bastırabileceği gerçeğini hepimize somutlaştıran bir hikayesi.

Bankacı kocası Mohsen ve onun anne babasıyla birlikte yaşayan, üniversitede edebiyat eğitimi almış, çalışmak isteyen fakat kocası tarafından kendisine izin verilmeyen, kendisini bir kafese sıkışmış hisseden Sara. (Zara Amir Ebrahimi) Kafesteki Sara, Pari’yle doğal gelişen dostlukları sayesinde bir nebze rahat ve zevkli bir hayata geçmişken, bu eğlenceli dostluğun bedeli ağır oluyor. Bu hikaye Sara’nın, özgürlüğün bedelini bize anlatan hikayesi.

Daha önce hep bir şekilde duyduğumuz Tahran’daki underground ev partilerinde Dj’lik yapan müzik öğrencisi, Babak (Arash Marandi) ve onun bir partide tanışıp birlikte olduğu genç ve güzel kadın Donya. (Negar Mona Alizadeh) Çift birlikte olduktan sonra Donya’nın daha önce hiç cinsel ilişkiye girmemiş olduğu ortaya çıkıyor. Bu hikaye özellikle Ortadoğu’da önemi arttıkça, daha ziyade ahlakla ilişkilendirildikçe,kadın erkek ilişkilerini samimiyetsizleştirip, yozlaştıran ”bekaret” hikayesi.

İşte bu üç hikaye Pari’nin dilsiz çocuğu Elyas üzerinden birbirlerine bağlanıyor. Zaman zaman senaryoda sıkışmalar yaşansa ve bazı süreklililik ve tempo noktalarında ilk film olduğunu belli etse de Tehran Taboo anlatmak istediğini gayet açık bir dille anlatıyor.

Filmdeki neredeyse her sahnede, İran’daki kişisel yaşam, dini ve siyasi baskısı hakkında politik bir nokta oluşturuyor ve böylece zaman zaman, senaryonun, baskıcı yasalar ve sosyal normların uzun listesinden çıkmak için fırsatlar etrafında inşa edildiği hissediliyor. Evet İran’da hayat herkes için zor, fakat asıl zorluk kadınların hayatında. Bu filmdeki asıl kurbanlar kadınlar. Evli, boşanmış ya da bekar hiç farketmiyor. Filmde kadınların hayatları saf trajedi olarak tasvir edilmiş. Sonuç olarak Tehran Taboo, derdini tasasını gayet yerinde bir şekilde anlatan başarılı bir ilk film.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi