Tadjrebeh, Abbas Kiyarüstemi’nin ilk filmlerinden biri olması açısından hem sinemasının belirgin izlerinin oluşmaya başladığı sahneleri ve ışık kullanımını daha o yıllardan görebilmek adına, hem de İran İslam Devrimi öncesi yapıtlarını, sinemasının sonraki dönemleriyle kıyaslayabilmek açısından önemlidir.

Filmin çekildiği tarih olan 1973, İran’da 1978 yılına kadar tırmanacak olan gerginliğin halihazırda hissedildiği yıllardan. Şah Pehlevi’nin gitgide Amerika’ya yakınlaşması ve kapitalizmin hırçın yüzünün İran’da iyiden iyiye görünmesi, toplumsal sınıfları daha keskin çizgilerle ayırmaya başlamış, zenginle fakir arasındaki uçurumu gitgide arttırmıştı. İran’da yoksul bir çocuğun hayatına odaklanan Abbas Kiyarüstemi de filminde bu farkı; çalışan, ezilen çocuk ve zengin patronunun çocuğun üzerinde kurabildiği hakimiyet üzerinden ince ince işlemeyi ihmal etmez. Film boyunca işlenen bu belirgin sınıfsal farkın yanı sıra, alt sınıftan bir çocuğun büyüme isteği, yani filmde vurgulanan durumlarla tanımlamak gerekirse “erkek olma” mücadelesi ise filmin ana konusunu oluşturuyor.

Kısaca filmin konusuna değinmek gerekirse, bir fotoğraf stüdyosunda çalışan, ortalığı toparlayan Mamad, hayatın ona sunduğu şartlar sebebiyle bir an önce büyümek ister gibidir. Bu noktada ortaya çıkan durumları ise değerlendirmeye tabi tutmadan geçmek mümkün değil. Mamad film boyunca “erkek olmaya” çalışırken attığı adımları elbette bilinçsizce ya da içinden geldiği gibi gerçekleştirmiyor. O, aslında hala küçük bir çocuk olarak zihninde yer etmiş erkeklik kalıplarını hayata geçirerek büyüyebileceği yanılgısına kapılıyor. Mamad’in yeni erkekliği, tamamen öğretilmiş erkeklik rollerinden ibaret. Bunlardan belki de en çok üzerinde durulması gerekeni bir kadını takip etmek/laf atmak, yani neresinden bakılırsa bakılsın her yönüyle tacize çıkan eylemlerde bulunmak. Mamad, büyümek ve kendini bir erkek gibi hissedebilmek için bu yola başvurması gerektiğini düşünüyor. Bu şekilde büyüdüğünde de sorunlu toplumun sorunlu bir başka yansıması olmaktan öteye gidemiyor. Mamad’in erkek olmak için attığı diğer adımlar ise, ayakkabılarını boyatmak ve sigara içmek. Bir çocuğun zihninde erkeksi özellikler olarak tanımlanan bu davranışlar maalesef, genel olarak tahakküm kurmak üzerinden ilerliyor. Ayakkabı boyama sahnesinde Abbas Kiyarüstemi’nin boyacıyı yüksek bir açıdan çekerek küçültmesi, hem bu eril tahakkümü hem de sınıfsal ayrımı vurgulayan, filmin sinematografik özelliklerinden biri. Mamad, zihninde yer eden toplumsal cinsiyet rollerini belli başlı kalıpları uygulayarak, adeta giydiği takım elbise gibi bu rolleri de giymeye çalışsa da çocukluğu kendini saklayamıyor, dışarı vuruyor. Filmde vurgulanan, parayı elde etme ve erkekliği elde etme durumları Kiyarüstemi tarafından bilinçli bir şekilde paralel ilerletilirken çocukluğun ve yoksulluğun ortaya çıkışı da yırtık çorabın utancıyla izleyiciye sunuluyor.

İran Devrimi öncesinde halkın en yoğun karşı çıktığı durum gelir dağılımının adaletsizliği, zengin ve fakir arasındaki yaşam standartlarının uçurumuydu. Küçük bir çocuğun içine koyulduğu ve Kiyarüstemi tarafından gözlemlendiği İran toplumu da filmde bu uçurumu yaratmak zorundaydı. Söz konusu adaletsizliği Mamad’in hem bir yoksul olarak hem de bir çocuk olarak ezilişi üzerinden veren film, patronun paraya doymuş ve artık şımarmış bir şekilde dükkana gelen müşterileri aşağılaması da zenginin toplumsal hayattaki duruşunu gözler önüne serer gibidir. Kiyarüstemi, tüm bu problemlerin çözümü için ise film içerisindeki repliklerle birkaç kere okumayı ve eğitimi işaret eder. Ancak bu çözüm yolunun dahi bazı çocuklar için kapalı olduğunu vurgular. Yahut farklı bir bakış açısıyla bu problemlerin çözümünün okumakta olduğunu söyleyen, hatta bazen dikte eden kesime Kiyarüstemi, “hayır, siz çözüm olarak sunduğunuz yolları bazı çocuklar için bizzat kendiniz tıkıyorsunuz.” yanıtını verir gibidir.

Kiyarüstemi’nin ilk filmlerinden olan orta metraj Tadjrebeh, kısa süresine rağmen oldukça yoğun bir konuyu başarılı ve derin bir şekilde işleyerek yönetmenin gelecek filmlerinin sinyallerini en net şekilde veren bir film. Kiyarüstemi’nin sevdiği keskin kontrastların çerçeve içinde oluşturulan yeni çerçevelerin (frame in frame) yönetmenin daha ilk filmlerinden tadına varıyor olmak onun dehasını kanıtlar nitelikte.  Sonuç olarak, sınıfsal farkların ve bu farklar içerisinde yer alan yitik bir çocuğun, ona öğretilen toplumsal cinsiyet rollerini hayata geçirme çabası ne kadar bir erken büyüme hikayesiyse, bir o kadar da hala çocuksu olan iç dünyasının içine düştüğü can yakıcı gerçeklerden kaçma çabasının bir hikayesi olarak da görülebilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi